• BIST 104.884
  • Altın 163,301
  • Dolar 3,9395
  • Euro 4,6776
  • Bilecik 12 °C

TAPINAKÇILAR'DAN GÜNÜMÜZE MESAJLAR...

ŞEVKET KARAYİĞİT

Güncelde olduğu gibi ne zaman bir komplodan ve teorisinden mevzuu bahis yapılsa 'TAPINAKÇILAR' da akla gelir. Tapınak Şövalyeleri'nin kökeni Haçlı Seferlerine kadar dayanır. Başlangıçta Hristiyanlık uğruna savaşmayı ant içmiş bir Haçlı tarikatı olarak kurulmuşken, zamanla sapkın bir ideolojiye saplandığı ve zamanla maddi çıkara dayalı kapitalist bir sistem kurduğu için ilerleyen dönemde içinde Kilise ile ters düşmüş bir yapıdır.

Haçlı Seferleri Papa 2. Urban'ın 1095 Kasım'ında topladığı 300 din adamının katı lımıyla gerçekleşen "Clermont Konseyi" ile başladı. Bu konsey, asil, köylü, zengin, fakir herkesi "kutsal toprakları" Müslümanların elinden kurtarmak için(?) "Kutsal Savaş"a (?) çağırması ile başladı. Papa bu sefere katılanların hepsinin günahlarının bağışlanacağını söyledi. Papa iyi bir hatipti. Savaş başlatmada etkili oldu.

Tarihin akışını değiştirecek bu çağrı bütün Avrupa'da oldukça güçlü kabul gördü. Kısa sürede içinde profesyonel savaşçıların bulunduğu her kesimden kitlenin kaldığı muazzam "Haçlı Ordusu" teşekkül etti.

Bunların içinde Avrupalı krallar, prensler, aristokratlar ve burguva dünyalık emellerin etkisi ile bu çağrıya iştrak etmişlerdi. (Kısmet olursa Haçlıların bu seferlerde yap kları zulümleri başka bir yazımızda günümüzdeki ızdıraplara da bakış geliştrmek amacıyla yazmaya çalışacağız.) Sonuçta 1099 Temmuz'unda aziz Kudüs Haçlıların eline geçti .Bu sefer, Tapınak Şövalyeleri'nin zuhurunu hazırladı.

Tapınakçılar, Haçlıların Kudüs'ü ele geçirmesinden ve kurulan Latin Krallığı'ndan 20 yıl sonra teşekkül etmişlerdir. (1118)

"Tapınakçılar"/"Tapınak Şövalyeleri"/"Templars" olarak bilinen bu tarika n adı "İsa'nın ve Süleyman Mabedi'nin Yoksul Şövalyeleri"(Pauperes Commilitones Christi Templique Salomonis)dir. İlk önce 9 şövalye ile kurulmuştur. Ortaçağın en etkili, en çok konuşulan bu sapkın tarikat sessiz sedasız kuruldu. Tapınakçılar kurulduktan kısa süre sonra yeni katı lımlarla hızla büyümeye başladı. Büyüdükçe etki alanları da genişledi. Kontlar dahi Tapınakçıların üyesi oldular.

Papa 2. Innocent papa seçilince Tapınakçılara kendi kiliselerini inşa etme hakkı vererek ilk ayrıcalıklarını da vermiş oldu. Bu ayrıcalık, Kilise tarihinde ilk defa görülmüştür. Kendi kiliselerini kurmaları demek; aynı zamanda 'kendi vergilerini toplamak, kendi mahkemelerini kurmak' anlamına geliyordu. Kendilerine has dünya görüşlerini hiç baskı görmeden gerçekleştirme imkanı doğmuştu.

Kudüs kralı Tapınakçılara Mescid -i Aksa'ı da içine alan bölgeyi tahsis etti. Büyük İslâm Komutanı Selahaddin Eyyubî'nin 70 yıl sonra, Hıttin Savaşı ile Kudüs'ü yeniden almasına kadar 70 yıl boyunca burada hakim oldular. Merkezleri 'Tapınak Tepesi'idi. Bu yüzden isimleri "Tapınak Şövalyeleri"dir.

Yeni oluşumun gizemli yapısı ve mistik söylemleri bir çok Avrupalı asilin ve aristokra n dikkatini, ilgisini çekmişti. Bunun sonucunda 1128 yılında toplanan Troyes Konseyi'nde Papalık/Roma Kilisesi tarafından tanınmasıyla, daha da hızlı gelişim gösterdi. Bu sayede Tapınakçılar, diğer dini tarikat ve oluşumlara tanınmamış imtiyazlara sahip oldular. Öyleki, Ortaçağ'ın en başarılı askeri, ticari ve mali organizasyonlarından biri ve kutsal topraklardan, avrupaya kadar dillerde dolaşan efsane oldular.

Zamanla dönemlerinin en tanınmış savaşçıları, gezginleri, bankerleri, finansörleri durumuna geldiler. Zenginlikleri günden güne artmış tır. "İsa'nın yoksul askerleri olma iddiasıyla ortaya çıkmışlardı, ama, bunların arasında Avrupa'nın, Londra'nın, Paris'in en zengin adamları, bankerleri bulunmaktaydı. Katı ldıkları savaşlarla Avrupa devletleri arasında POLİTİK GÜÇ elde etmişlerdi.

Zaman içinde oldukça zenginleştiler. Hatta, Avrupa'nın kimi kralları borç para bulmak için Tapınakçıların kapısını çalıyordu! Avrupalı ileri gelenlerin yanında krallar da Tapınakçılara borçlanmışlardı. Bir yönüyle Avrupa Ekonomisi Tapınakçılara bağımlı hale gelmişti. Hatt‚a, bir süre İngiliz Kralının mali işleri Tapınakçıların Londra'daki merkezinden, Fransa Krallığı'nın ekonomik işleri bu örgütün Paris'teki merkezinden yönetilir olmuştu.

Hristyan Avrupa'sında karışmadıkları hiç bir iş yok gibiydi. (Magna Carta'nın imzalanmasındaki rolleri gibi) Kıyafetleri kendilerine has, zırhların üzerine kırmızı renkli 'haç' işlenmiş, uzun beyaz elbiselerden oluşurdu. Kendi aralarında derecelendirilmiş sınıflar mevcuttu. Üç ana sınıfa ayrılmışlardı. Geometri ve matematik alanında iyi durumdaydılar. Daha sonra Masonlarla irtibata geçtikten sonra mimaride de iyi bir duruma geldiler. Hatta "Gotik" mimarinin gelişmesinde oldukça katkı sağlamışlardır. Bunlar arasında evlenmek yasaktı. Akrabalar ile iletişim kurmak men edilmişti .Yemekler topluca yenmekteydi. Kimsenin özel hayatı yoktu. İkili ekipler halinde dolaşırlardı. Ekibini boş bırakmak men edilmişti. Eşyalar ortak kullanılırdı. Birbirlerine karşı hitapları "kardeşim" şeklindeydi. Herşey 'tarikatın' malıydı. Kişisel mal edinilmezdi. En dikkat çeken özellikkleri GİZLİLİĞE son derece önem vermeleri idi. Kurulduklarından kapa tıldıkları süre boyunca bu hususa azami dikkat ettikleri kayıtlara geçmiştir. Bu durum çok dikkat çekicidir. Mademki Katolik Kilisesi'ne bağlıydılar, neden gizliliğe aşırı önem veriliyordu? Demek ki, ketumiyetin nedeni, 'Kilise'nin hoşuna gitmeyecek işler'peşindeydiler. Gizliliğe bu kadar önem veren ve temel ilke edinmiş bir örgüt gerçekten "hayırsever" ve "yardımsever" olabilir miydi? Çok katı 'emir komuta' zinciri ve sıkı bir disiplin içinde bulunuyorlardı.

İtaat çok önemliydi. Tabii ki bu itaat, "üstadlara", "Büyük Üstada" idi. Üstad'ın veya onun görevlendirdiği şahsa itaat, sanki Tanrı'dan gelen emirmiş gibi telakki edilip uygulanıyordu. Üstadın emri sorgulanmadan hemen yerine getirilmelidir.! Örgüte kabul edilmek ve/veya kalabilmek için, hasta ve sakat olmamak, bekar olmak, borçlu olmamak, BAŞKA BİR TARİKATLA BAĞLANTIDA OLMAMAK, HER ŞART VE DURUMDA MUTLAK İTAAT İÇİNDE OLMAK gerekiyordu.

Tefecilik, yasak (haram!) olmasına rağmen faizle ödünç para vermek adetleri olmuştu. Güç ve servett‚e o kadar söz sahibi olmuşlardı ki kimse ses çıkaramıyor, önlem alamıyordu. Avrupada servetin büyük bölümü Tapınakçıların elindeydi. Borç para bulmak için kralların kapılarını çaldığı kişilerin azgınlaşması oldukça doğaldır. %60'lara varan faiz oranları ile borç para veriyorlardı. Bu durum, kralların alacakları kararlarda istedikleri gibi 'kullanmalarına' neden oluyordu.

İyice şımarıp, azgınlaştılar. Sonunda zıvanadan çıkıp kontrol edilemez oldular. Öyleki krallara hatt‚a Papa'ya kafa tutar hale geldiler. Fransız Kralı 4. Philip 1303'te yardım istediğinde reddetiler. Yukarıda bahsedildiği gibi 1187'de Büyük İslâm Komutanı Selahaddin Eyyubî Hıttin Savaşı ile Haçlıları yenerek Kudüs'ü ele geçirmişti, 1291 tarihinde Haçlılar'ın son kalesi Akka Müslümanların eline geçmişti. Böylece Kilise ve Haçlılarca, "Kutsal Toprakların" tamamı Müslümanların eline geçmesiyle, Tapınakçıların göstermelik var olma sebepleri de ortadan kalkmış oldu. Ar tık yeni menzilleri daha yoğun biçimde Avrupa olabilirdi. Başta Fransa olmak üzere çeşitli merkezlere yerleşmişlerdi. Bunun için Avrupa'daki dostlarından faydalandılar. Bunların başında İngiltere Kralı Aslan Yürekli(?)Richard geliyordu. Bu kral, Tapınakçılara 40.000 bezan peşin olmak üzere, 100.000 bezanta Kıbrıs Adası'nı satmıştı . Artık Kıbrıs adası Tapınakçıların yeni merkezi olmuştu. Bu aşamadan sonra, geçici üstleri Kıbrıs'tan Avrupa'ya sıçrayacaklardır. Zaten Fransa'daki Üstadları krallara yakın haklara sahipti! Bu durum, çoğu Avrupalı hükümranı rahatsız etmiyor değildi. Bunların Danimarka'dan İtalya sahillerine kadar geniş arazileri vardı.

Kimi yazarlar İngiliz tahtının bağımlı şekilde Tapınakçılara bağlı olduğunu belirtir. Tabiidir ki bu derece güçlü zenginlik ve siyasi etki zamanla yozlaşma ve yoldan çıkmaya neden olacak. Tapınakçıların sayıları ve servetleri arttıkça İHTİRASLARI, KİBİRLERİ, AÇGÖZLÜLÜKLERİ, ZULÜMLERİ DE attı. Katolik Kilisesi'nin esaslarından ve sistem ve uygulamalarından tamamen uzaklaşmışlardı. Ama, haklarından hiç bir şey söylenemiyordu. Ancak, halk içinde nefret de oluşmaya başlamıştı. Halk içinde kibirlenenler için, "bir Tapınakçı kadar kibirli" dendiğini kaynaklar belirtiyor. Giriştikleri POLİTİK OYUNLAR, KARANLIK GAYELERİ artık açığa çıkmaya başlamıştı. Halk bu örgütü tanımaya başlamıştı. Hiç de zannetikleri gibi "SAMİMİ DİNDAR" şövalyelerden oluşmadığını anlamaya başlamıştı . Öte yandan başta Fransa olmak üzere Krallar ve Papalık öfkelerini tebarüz ettirmeye başlamıştı.

TAPINAKÇILAR (Knight Templar/ Tapınak Şövalyeleri) başlangıçta Kilise ve özellikle Fransa Kralı nezdinde elde ettikleri itibar ve gücü kendi tarikatları çıkarına suistimal ettikleri iyice açığa çıkınca,Fransa Kralı Philip (Adaletli Philip) ve Kilise/Papa 5. Clement, 1307 yılında ortak kararla bu SAPKIN VE YOZLAŞMIŞ örgütü ortadan tamamıyla kaldırmak için karar aldılar. Sonuçta Tapınakçılar sorgulanmaya başladılar. 1312'de toplanan Viyana Konsülü kararıyla "Tapınakçılık" tüm Avrupa'da yasaklanmıştır. Papa 5. Clement'in 22 Mart 1312'de yayınladığı "Vox in excelso" isimli fermanıyla teşkilat dağılmış. Yakalanan üyeleri cezalandırılmıştır. Üstadları Jacques de Molay 1314'te haç üzerinde yakılarak öldürülmüştür. Farklı ülkelere kaçanlar olmuştur. Özellikle İngiltere'nin etkisinde olan vecKuzey Avrupa ülkelerine kaçanlar olmuştur.  

Peki Tapınakçılar tarikatı tamamen bitmiş midir? Asla! Artık yer altına inmişlerdir. Tapınakçıları yok etmek o kadar kolay değildi. Nasıl olacak tı ki? Bütün Avrupa'ya ve Ortadoğu'ya yayılmışlardı. O tarihlerde sadece Fransa'da örgüte ait 9000 temsilcilik bulunuyordu. Tapınakçılar takibata uğradıklarında tahminen en az 160 bin kişilik bir güce sahiptiler.

Tapınakçılar başka bir yazının hatta kitabın konusu olabilecek kadar gizemli ve örgütlü bir şekilde sistematik şekilde örgütlenmeleriyle "Masonlukla" örtüşerek günümüze kadar gelmişlerdir. 1390'lı yıllardan sonra Almanya'da özellikle inşaatçılık/mimari alanında kendilerini göstermeleriyle, usulca "Masonluğun" temellerini atmışlardır. Masonluk ve Tapınakçılık bütünleşmesi Tapınakçılığın masonluğa evrilmesi bizim anlatmak istediğimiz ve yazının vermek istediği mesajın dışındadır. Sadece şu kadarını söyleyebiliriz; her ikisinin de sahip olduğu felsefe aynıdır. Şimdi bunca özet mahiyetindeki bilgileri neden sunduk?

Tapınakçılar'ın ortaya çıkışlarındaki gaye neydi? Nasıl yozlaştılar. Halkı nasıl aldattılar? Nasıl yer tuttular? Sahip oldukları güç ve etkiyi nasıl elde ettiler ve nasıl, ne için kullandılar? Bulundukları ülke ve coğrafyaya ne gibi zararlar verdiler? Bunun gibi soruların cevabından çok, günümüzde, bu tarika tın 'yöntem ve stratejisine' uygun tarzda faaliyet gösteren yapıya parmak basmak.

BİRİLERİNE NE KADAR ÇOK BENZİYORLAR DEĞİL Mİ? 

Olaylar, gelişmeler ve mekanların benzeştirmesini değerli okuyucularımıza bırakıyoruz.

Selâm ve dua ile..

 

Bu yazı toplam 1419 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Bilecik Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 228 212 40 29 Faks : 0 228 212 40 29