"DÜRÜSTLÜĞÜN VE SAMİMİYETİN SEMBOLÜ HZ. MUHAMMED"
H. Türker ÇOBAN
Bilecik Müftülüğü'nce düzenlenen Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri çerçevesinde Bilecik Şeyh Edebali Kültür ve Kongre Merkezi'nde konferans düzenlendi. 19 Nisan Cumartesi günü düzenlenen konferansa konuşmacı olarak Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi İbrahim Hilmi Karslı katıldı.
Prof. Dr. İbrahim Hilmi Karslı'nın "Hz. Peygamber din ve samimiyet" konusunu işlediği konferansa Vali Ahmet Hamdi Nayir, Belediye Başkanı Selim Yağcı, İl Emniyet Müdürü Eyüp Özüdoğru, İl Müftüsü Necati Akkuş, Müftülük personeli ve çok sayıda vatandaş katıldı.
"MUKADDES EMANETİN VARİSİ BİZLERİZ"
Programın açılış konuşmasını yapan İl Müftüsü Necati Akkuş şöyle konuştu; "Cahiliye döneminin bütün hastalık ve problemleri ile kuşatılmış olan XXI. Asır insanını yuvarlanmakta olduğu dipsiz, karanlık uçurumlardan kurtaracak, yer kürenin doğudan batıya, güneyden kuzeye küfrün, zulmün, vahşetin, sapıklığın, rezaletin, zilletin ve felaketin bataklığında inlediği böyle bir dönemde, insanlık onur ve haysiyetinin yol haritasını belirleyecek, işaret levhalarını koyacak, elindeki sönmeyen aydınlatıcı meşalesiyle tamamen nurlandırıp yeniden aydınlatacak bir öndere, bir kılavuza ihtiyaç var.
Samarra Şehrinin ordugâh yapıldığı Abbasi Halifesi Mu’tasım döneminden beri on iki asırdır Din-i Mübin-i İslâm’a, kutsal kitabımız Kur’an’a hizmet etmiş şerefli bir tarihimiz var. Ecdâdımız İ’lay-ı Kelimetul’lah aşkıyla Allah’ın yüce adına kaldırdıkları tevhid bayrağını kıt’alardan kıt’alara ulaştırmıştı. Dünyada izzetin, ikbâlin zirvesindeydik. Dünyanın hiçbir yerinde Allah diyen bir mü’min, eman dileyen bir insan ezilmiyor, zelil perişan kalmıyordu. Hak , hakikat ve hakkaniyet uğruna can vergisi vermiş, Kur’an’ın mührü elinde, şanlı bayrağın gölgesinde hür yaşamış; zulmü gördüğü yerde adaleti, korkaklık yerine cesareti, zelil-hakir bir ölüm yerine şehadeti gözü kapalı kucaklamış, “aman” diyene ağuşunu açmış,imdadına yetişmiş,zalime haddini bildirmiş bir ecdadın ahfadıyız. Onların nesilden-nesile, bin bir çileyle, canları pahasına taşıdıkları “mukaddes emanet”in varisleri bizleriz.
"YÜZLERCE KAPI ÇALDIK, HEPSİ SAHTE ÇIKTI"
Ancak İlahi Rehberin izini kaybedeli ; “Mukaddes Emaneti” zayi ettik, tılsımlı mührü kaybettik, O’nu kaybedince izzet-ikbali , gücü-kuvveti de yitirdik. Asırlar var ki ; Yaban ellerde çok dolaştık. Beşeri çarelerle çok uğraştık, yüzlerce kapı çaldık, hepsi sahte çıktı. Güvenip ardına düştüğümüz rehberler hasta çıktı.
Yeryüzünde ezilen, horlanan Müslümanlar; zalimin zulmü altında inleyen, kahrolan zavallı insanlar var. Yıllardır gizli-aşikar , sinsi ve bir o kadar da vahşi işgaller altında yurtları paylaşılmış, ocakları sönmüş, malları, canları, ırz ve namusları paymal olmuş, ciğerpare yavruları yetim kalmış, acımasız organ mafyalarının, çağdaş fir’avn ve nemrutların insafına (!) terk edilmiş masum kullar var. Bu sebeple dünyevi heveslerle kaskatı, buz kesilmiş kalplerimizi rahmani merhamet soluğuyla ısıtıp-eritip yumuşatacak, nefsani ve şehevi ihtiraslarla alev alev kor olmuş gönüllerimizi serinleterek, sükunete erdirecek bir ilâhi rahmet soluğuna yeniden ihtiyacımız var."
İl Müftüsü Necati Akkuş'un ardından Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi Prof. Dr. İbrahim Hilmi Karslı konferansını vermek üzere yerini aldı.
"DÜRÜSTLÜĞÜN VE SAMİMİYETİN SEMBOLÜ"
"Dürüstlüğün ve samimiyetin sembolü Hz. Muhammed'e selam olsun" diyerek konuşmasına başlayan Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi Prof. Dr. İbrahim Hilmi Karslı, Bilecik'te coşkulu bir topluluğa hitap etmekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi. "Bilecik'te program yağmak benim için bir mutluluk vesilesi ve hatıralarımın harekete geçtiği bir süreç" diyen Karslı, askerliğinin acemilik dönemini Bilecik'te geçirdiğini sözlerine ekledi.
Prof. Dr. Karslı Bilecik'ten "Bizim için Bilecik'in ayrı bir önemi var. Bizim ruh mayamızın, ruhumuzun mayalandığı bir yer. Bizim şuurumuzun, ruh dünyamızın şekillendiği bir yer. Osmanlı'nın kurulduğu yer. Bizler heyecanımızı buradan alıyoruz. Geleceğe o perspektifle bakıyoruz. Bu bakımdan Bilecik bizim için son derece önemli" ifadeleri ile söz etti.
"İNSANI DİRİLTECEK OLAN KUR'AN"
Prof. Dr. Karslı; "Samimiyetin gittikçe unutulduğu, unutulmaya yüz tuttuğu bir çağda yaşıyoruz. Samimiyetin kaynağı kalptir, gönüldür. Ama son asırlarda insan kalbini, gönlünü unuttu. Neden? Çünkü insan dine küstü, dine yüz çevirdi. Bundan dolayı kalbine küstü, gittikçe samimiyetsizleşiyor ve şiddete yöneliyor. Bu çağın başka bir özelliği ise antidepresan haplarının en fazla kullanıldığı, tüketildiği bir çağ. Çünkü insan bu dünya kafesine adeta hapsedilmiştir. İnsan öteleri göremez olmuştur. Ebedilikleri göremez olmuştur. Bu dünya insanı bunaltıyor. İnsan ebediliklere açık yaratılmıştır. Oralara yönelmek istiyor. Ama bugün sekülerleşen, dünyevileşen bu çağda insan öteleri göremediği için bunalmakta, huzursuzlaşmaktadır. Dürüstlüğün, saffetin, samimiyetin gittikçe pörsüdüğü bir çağ. İnsan vahiyye yüz çevirdi. Kalp bugün pörsümektedir. Çünkü vahiy ile irtibatı kopmuştur. Kalbimizi canlandıracak olan İlahi kelamadır. Bunu bir tespit olarak anlamayın. İnsanı diriltecek olan Kur'an'dır. Vahiyin bir diğer ismi de ruhtur. Ruhsuz bir ceset ne işe yarar? O halde vahiysiz, insan da yüceliklerden uzaklaşacak, kendi nefsinin iradesine girecektir. Kalbimiz hasta. Çağımız insanı kalp hastalığına mağruz kalmıştır. Kalp hastalığı derken, damar tıkanıklığı anjiyo gelmesin. Benim söylediğim çok farklı. Kur'an'ı açtığınız zaman daha ilk sayfalarında kalp hastalığından bahseder. Kalp hastalığı, kalbin şirke, gösterişe bulaşmasıdır. Kalbin kin ile kirlenmesidir. Kinin girdiği yüreğe din girmez. İşte bu hastalıklar dolayısıyla kalp bügün hastadır.
"İNSANCA YAŞAMASINI ÖĞRETEN DİNDİR"
Bu hastalığı tedavi etmeye çok ihtiyacımız vardır. Bugün kalp ihmal edilince sadece insan yüceliklerden uzaklaşması söz konusu olmadı. Kalbe şer, kötülük egemen oldu. Sonuç gösterişin, bedenin, görselliğin, imajın öne çıktığı bir çağ oldu. Önemli olan görüntüdür, markadır, etikettir. Ruh önemli değil, öz önemli değildir. Var yok insanın görüntüsüdür, şekildir. Kur'an bir ayetinde insanın düştüğü bu durumdan şöyle bahsediyor; 'Onlar dünya hayatının ancak dışını görürürler, ötesindeki manayı görmezler. Onlar ahiretten, ebedilik aşkından, ebedilik ülküsünden uzaktırlar.' Haz ve hız çağında yaşıyoruz. İnsanı fakirleştiren, insanı ruh yüceliğinden alıkoyan bir çağda yaşıyoruz. Batılı bir düşünürün ifadesiyle; 'Bugün insanlık gökyüzünde kuşlar gibi uçmasını, beceriyor. Denizlerin altında balıklar gibi yüzemesini beceriyor. Ama yeryüzünde insan gibi yürümesini beceremiyor' Çünkü insana yeryüzünde yürümesini öğreten İnsanca yaşamasını öğreten dindir. Dinden uzaklaşmak bir anlamda insanın insanlığından uzaklaşmakla eşdeğer bir anlama gelmektedir.
"İŞTE SAMİMİYET BU"
Birbaşka yazarın ifadesini sizlerle paylaşmak istiyorum. Diyor ki; 'Uzaya açılırken yere yere çakılmak' İnsan uzaya açılıyor. Araştırma alanı olarak gezegen yeterli gelmiyor. Ama uzaya açılırken yere çakılıyor. Yani dünyevileşiyor. Maddenin ötesinde maneviyata uzanamıyor. Ruh derinliğini yakalayamıyor. İşte bütün problem bu. Ağaç susuz kalına kurur. Bir zaman sonra çer çöp olup gider. İnsan da vahiyden uzak kalınca onun akibeti hayatın anlamını, değerini kaybetmesidir. Ashab-ı Kiram samimiyet sahibi insanlardı. Abide şahsiyetlerdi. Rivayetlere göre bize şu naklediliyor; 'Tebük savaşı Ashab-ı Kiram'dan bir grup, Hz. Peygambere geliyor. 'Ya resullullah bize binek hayvanı ver de savaşa gidelim. Allah rızası için terleyelim, yorulalım.' diyorlar. Hz. Peygamber diyor ki; 'Size verecek bir şeyim yok' elinde kalmadığını söylüyor. Kur'an bunu ebedileştiriyor. 'Onlar Allah yolunda birşey harcayamayacaklarından dolayı, hüzünle oradan ayrılıyorlar. İşte samimiyet bu. Samimiyet soyut birşey değil, lafla olacak birşey değil. Samimiyet fedakarlıktır. İnsanın samimiyeti fedakarlık anında ortaya çıkar. Bir müsubetle karşılaştığın zaman sabradebiliyor musun? Zorluk anında ihtiyacın olsa bile kardeşinin elinden tutabiliyor musun? Yardımcı olabiliyor musun? O bakımdan samimiyet sadece sözde olacak birşey değil. Bunu sırf Allah için yapacaksın. İnsan suresinde anlatılıyor; 'Biz sadece insanları Allah rızası için yediririz. Bunun karşılığında ne bir teşekkür, ne bir karşılık bekleriz. İşte samimiyet bu, karşılıksız fedakarlık yapabilmek.
"KENDİMİZLE YÜZLEŞMEYE İHTİYACIMIZ VAR"
Bu bakımdan hepimizin yeniden bir kendimizde yüzleşmeye ihtiyacımız vardır. Kendimizi bir sorgulamaya ihtiyacımız vardır. Önce biz ilim ehli kimseler olarak dini öğrenen, ahlakı öğrenen kendimizden başladığımızda şunu söylememiz gerekiyor; 'Biz insanlara din, diyaneti anlatıyoruz. Anlattıklarımızın ehli ne kadar olabiliyor?' Kur'an'ın bizi uyarması gereken bir hatırlatması var. 'Sizler insanlara fazileti ahlakı, erdemi anlatıp da kendinizi unutur musunuz? Kitabı bildiğiniz halde insanlara anlatıyorsunuz. Ama neden kendinize uygulamıyorsunuz?' O bakımdan ilim ehli, öğreten kimseler olarak bu noktada kendimizi muhasebe etmemiz gerekiyor. Söylenecek çok söz var. Üniversitede ilim yapıyorsun. Akademik çalışma yapıyorsun. En ideal çalışmayı yapmak için, ümmete, millete faydası dokunacak orjinal eserler ortaya koymak için çırpınmak gerekir. Yoksa sağdan, soldan derleme. İşte bu samimiyetsizliktir. Bu milletin sana yüklemiş olduğu sorumluluğun hakkını vermemektir. Her alanda samimiyete ihtiyacımız var. Cuma namazlarında; 'Allah adaleti emrediyor.' Acaba gereğini ne kadar yapabiliyoruz? Bizler yapmıyorsak adaleti kimler gerçekleştirecek? Yakınına, akrabana geldiği zaman niye hakikati ortaya koymuyorsun? Niye adaletten sapıyorsun? Kur'an o kaideyi orataya koyuyor." dedi.
Konuşmasının ardından Vali Ahmet Hamdi Nayir ve Belediye Başkanı Selim Yağcı, Karslı'ya Osmanlı armasının bulunduğu tabak ve tablo hediye etti. Programda ayrıca, Kuran kursları arasında düzenlenen bilgi yarışmasında dereceye giren kursiyerlere hediyeler verildi.
Bu haber toplam 0 defa okunmuştur

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.