ALİ ERDAL

ALİ ERDAL

BOŞA KÜREK…

BOŞA KÜREK…

–Nasıl ‘nane şekeri’ ifadesi, başka şekerlerin varlığını da belirtiyorsa... En azından muhtevasında “nane” olmayan şeker de varmış diye düşündürür... Siz de “Kur’ân İslâmı” demekle, İslâm’ın tek ve evrensel bir din değil, çeşitlendirmeye, dolayısıyla istismara müsait bir inanış olduğunu iddia etmiş olmuyor musunuz?

–Hayır; Müslümanlar, Kur’ân dışı bir takım inanışlara aldanmışlardır, İslâm olarak gördüğümüz her şeyi, Kur’ân denen yüce mihenge vurarak atılacakları ve tutulacakları belirlemeliyiz, diyorum.

– “Kur’ân dışı” demek yerine niye “İslâm dışı” demiyorsunuz?

–...

–Kendinizi bir çeşit belirleyici, seçici, düzeltici, düzenleyici, uyarıcı kudretinde yüksek zekâ mı görüyorsunuz?

–Bunları yapacak olan Kur’ân olmalı, diyorum.

–Allah, İnsanlığın Ufku’nu elçi olarak seçmiş ve O’na mukaddes sözlerini emanet etmiş. Siz kendinizi; Kur’ân-ı Kerîm’i, Allah’ın seçtiği Kılavuz’a ihtiyaç duymadan (hâşâ) doğrudan doğruya, eksiksiz ve fazlasız yani tam olarak anlayacak seviyede mi görüyorsunuz? Eğer öyleyse Peygamber’e, Allah’ın âlemlere rahmet olarak gönderdiği Kâinatın Efendisi’ne sadece basit bir “nakledicilik” görevi yakıştırmış olmuyor musunuz?

–“O’nun ahlâkı Kur’ân’dı” hükmü ortada…

–Böyle farklılık ifade eden, az önce de sordum, cevap alamadım. “Kur’ân İslâmı” demeye niye lüzum var; “İslâm” demek yetersiz mi? Allah, Kur’ân’da, “Allah indinde hak din İslâm’dır” buyurmamış mı? Hak din “Kur’ân İslâmı” dememiş.

–…

–“Kur’ân İslâmı” demekle, peygamberi işin dışında tutmuş olmuyor musunuz?

–“O’nun ahlâkı Kur’ân’dı” hükmü ortada…

–“Kur’ân İslâmı” demekle, peygamberi işin dışında tutmuyorsunuz diyelim. Onun yüce arkadaşlarını, her biri “yıldız” olan sahabilerini, günün moda tabiri ile, “dışlamış”, daha doğrusu buna cüret etmiş olmuyor musunuz?

–O’nu, sahabilerinden ayrı tutmak mümkün değil.

–İslâm demek niye yetmiyor? Neyi ayırmak, kimlerden ayrılmak için bu ifadeye ihtiyaç duyuluyor? Yoksa Allah’ın ve Resulü’nün emirlerindeki incelikleri anlamamızı sağlayan, bugüne kadarki uygulamalarımızı şekillendiren, bize kolaylıkları ve seçenekleri gösteren, geleneklerin kurulmasını sağlayan, insan kafasının ve kalbinin sorularını, Kitap ve Sünnete göre cevaplandıran müçtehitleri mi işin dışında tutuyorsunuz?

–Gelenek İslâm’ı değil, Kur’ân İslâmı…

–Yani Kur’ân, 1500 yıldır anlaşılamadı, hattâ yanlış anlaşıldı, müçtehitler yüzünden yanlış gelenekler teessüs etti ve nihayet 1500 yıl sonra kimsenin anlayamadığını siz mi anladınız?

–…

–Siz tam anlayabildiniz diyelim… Bu sahada tek olduğunuzu iddia edecek değilsiniz her halde. En azından bundan sonra anlayanlar olacaktır. Bundan sonra olacaksa, önceden de olmuştur. Bu duruma göre 1500 yıldır anlaşılamadığını söylemeniz abes değil mi? Yoksa bundan sonra ‘sizin sayenizde’ mi, anlaşılması mümkün olacak?

–Yanlış anlaşılmalar Kur’ân mihengine vurulmalı...

–Bunun 1500 yıl sonra akıl edilmesinin hikmeti nedir? Üstünlük sizde mi, 1500’ün bir sırrı mı var?

–…

–Haydi, 1500 yıldır yanlış anlamayı bütün Müslümanlara yakıştırabiliyorsunuz; 1500 yıldır yanlış anlaşılmayı o yüce Kitaba nasıl yakıştırıyorsunuz? 1500 yıl anlaşılmayandan (hâşâ) rehber olur mu?

–...

–1500 yıl anlaşılamayan, yani karanlıkta kalan, dolayısıyla karanlıkta bırakan, bugüne kadar nasıl unutulmaz ve silinip gitmez?

–…

–1500 yıl anlaşılamamak, gönderenin ve vahye muhatap olanın şanına yakışır mı?

–...

–Kâmil Kudret, “Muhafazasının zatına ait olduğunu” beyan buyurduğu “Kitabı”, 1500 yıl anlaşılmaz kılar mı? Bu Allah’a (hâşâ) acz isnadı değil mi? 1500 yıl korunan, sayısız hafızı olan, nasıl anlaşılmaz? 1500 yıl “Kur’ân İslâmı” nasıl kurulmaz? 1500 yıl anlaşılmadan biblo gibi bir köşede durdu mu? Vahyeden ve vahyedilene neyi yakıştırdığınızın farkında mısınız?

–…

–1500 yıldır kurulamayan şimdi nasıl kurulacak? Size mi medyun olacağız?

–…

–Kendinize nasıl bir yücelik yakıştırdığınızın farkında mısınız? Tam olarak anlamak iddiasında iseniz, kendinizi; o Yüce Kitabı tam anladığı muhakkak olan İnsanlığın Ufku Peygamber yerine geçecek kıratta görmüş olmuyor musunuz? Eksik anladığınızı söylerseniz, siz bir nizam kuramazsınız. Tam anladığınızı söylerseniz, peygamberlik iddiasında bulunmuş olacağınızın farkında mısınız?

–1500 yıldır yanlış anlaşıldı değil; bugünün şartlarına göre anlaşılmalı…

–Bunun için 1500 yılı reddetmek, doğrudan Kur’ân’a gitmek iddiasında bulunmak gerekmez. Bina temel üzerine kurulur. Çocuk oyunlarının bile geleneği zaman içinde kurulur. Hak veya bâtıl, eksik veya gedik mektebini kurmamış bir tane fikir ve inanış söyleyin, ikincisinin (hâşâ) İslâm olduğunu kabul edelim.

–…

–Madem, “O’nu sahabilerinden ayrı tutmak mümkün değil” diyorsunuz, demek bir kadrosu olduğunu kabul ediyorsunuz. Onlara dayanan doğru bir mektepleşme nasıl olmaz? Onlar başlattı da sonrakiler bozdu diyecekseniz, o zaman onlara temel tutmayacak iş yapan kapasitesizler isnadında bulunmuş olursunuz.

–…

–Sizin bugün iddia ettiklerinizi, daha önceden söyleyenler oldu mu? Olmadı, diyecekseniz... Demek siz, 1500 yılı hesaba çekecek bir kudretsiniz! Kendinize bir mevki icat ediyorsunuz: 1500 yılın müfettişi!.. Oldu diyecekseniz, siz o zaman, bir zamanlar söylenmiş, kabul görmemiş, tutmamış düşünceler içinde olduğunuzu ifade etmiş olursunuz. Demek ki yarın siz de aynı duruma düşeceksiniz. Boşa kürek çekiyorsunuz!.. (Ocak 1998, Mübareze)

Bu yazı toplam 325 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
ALİ ERDAL Arşivi
SON YAZILAR