Doç. Dr. Muzaffer AYDEMİR

Doç. Dr. Muzaffer AYDEMİR

KİŞİSEL TUTUM VE DAVRANIŞLAR

KİŞİSEL TUTUM VE DAVRANIŞLAR

Değerli okuyucularım son yazımızda doğup büyüdüğüm, her geçen gün düşündükçe aidiyet ve hayranlığımın arttığı Küre Köyü’nün hiç dikkate alınmayan bir özelliğinden bahsetmiştim. Hatta kalıcı sonuçlar doğuracak karar noktalarında bu özelliğin yok sayılmaya çalışılması beni sonsuz derece üzmüştü. Bu nedenle bu hafta biraz kişilerin tutum ve davranışlarının temelinde yer alan ana esaslar üzerinde yazmanın uygun olacağını düşündüm. Şimdi dilerseniz konumuza yavaş yavaş adım atalım.

Kişisel tutum ve davranışların temelini iki kavram, olgu oluşturmaktadır: Zekâ ve karakter. Zekâ açısından düşündüğümüzde insanın öne çıkan özellikleri; öncelikle muhakemesi, sonra bilgisinin denge ve açıklığıdır. Tutum ve davranışları açısından değeri ise karakterine bağlıdır. Bu nedenle bireyin ve özellikle bir ulusun gerçek değeri ve üstünlüğü zekasından çok karakterine, davranışlarına bağlıdır.

Karaktersiz fakat zeki bir insan hiçbir zaman gerçek bir lider ve yol gösterici olamaz. Bu tür kişiler ancak güdülen kişilikler olarak yaşam sürerler. Çok ender durumlarda tutum ve davranışların yöneticisi olabilirler.

Hayatın gerçekleriyle uyuşmayan düşünceler, kişilerin etkilerini azaltır. Söylem ve eylem tutarsızlıkların ortaya çıkmasının nedenlerinden birisi de budur. Bunların ifade şekli de genellikle kanaat ve görüş şeklindedir. Kişiler tarafından belirtilen kanaat ve görüşlerin uygulanan tutum ve davranışlar üzerindeki etkileri oldukça zayıftır. Burada daha önce defalarca yazılarımızda tekrar ettiğimiz bir cümleyi hatırlatmakta fayda var. “ZEKÂ DÜŞÜNDÜRÜR KARAKTER YAPTIRIR. İNSAN ARKADAŞLARINI ZEKÂLARI DOSTLARINI DA DAVRANIŞLARINA GÖRE SEÇMELİDİR.”

Düşünce ve fikirlerini kişisel görüşlerin üzerine kurmaya yetenekli zekalar enderdir. Milliyet, sosyal grup, yaşanılan çevre, meslek, medya ve günümüzde özellikle baskın duruma gelen teknolojinin yaşamsal boyuttaki etkileri fikirlere yön vermeye ve konuşmaları beslemeye yeterli gelmektedir.

Toplumla düşünmek yani herkesin düşündüğü gibi düşünmek genel bir uygulama, hatta kuraldır. Buna karşın bireysel düşünmek, şahsa ait özel bir fikir sistemiyle düşünmek etkili bir ayrıcalıktır. Bu yeteneğe sahip kişiler, hayatın gerçeklerine ait fikirlere sahip olduklarında etkili ve kalıcı da olurlar.

Bir görüşe verilen değer genellikle o görüşün doğruluğuna değil görüşü ortaya koyan kişinin taşıdığı prestije bağlıdır. Nüfuz olarak da adlandırabileceğimiz bu özellik sayesinde kuvvete sahip kişiler kudrete sahip olmasalar da kişi ve toplum üzerinde etkili olmaktadırlar.

İnsanların çoğunluğu kendilerinden gerçekleri gizleyen görüşler, hayaller, hatalar bütünüyle çevrilidirler. Böylesi bir ağın içine hapsolmuş bu kişiler rüyaların boş hayallerinden, kitapların hikayelerinden başka bir şey görüp sezmeden yaşamlarını geçirirler.

Büyük toplumsal felaketler ve savaşlar gibi ortamlarda ve kitle içine girdiklerinde kişisel ruh toplumsal ruhun o derece hakimiyeti altına girer ki seçkin zekalar bile tenkit yeteneklerini kaybederler. Böylesi kişilikler artık geçeği göremez hale gelirler.

Kişilerde ve özellikle uluslarda çıkar yaraları zamanla unutulur. Ancak onur yaraları asla unutulmaz. Bu yaralar zamanla kabuk bağlamış gibi görünseler de zamanı kendiliğinde dindirilmez bir şekilde tekrar kanarlar. Çok basit ve güncel bir örnek vermek gerekirse adalar savaşında İngiltere’ye yenilen Arjantin son futbol karşılaşmasında adaların kendilerine ait olduğuna dair pankart açmıştır. Savaşta yaşanan mağlubiyetin kırdığı onurlarını alakasız bir konuda elde ettikleri galibiyet ile onarmaya çalışmışlardır.

Bireysel bir duygu olan pişmanlık, kalabalıklar tarafından bilinmez. Bir ulusun en iğrenç cinayetleri, bir ulus içinde onun erdemleri kadar savunan bulunur.

Bir insanın kendini gerçekten tanıması onu erdemli ve alçak gönüllü yapar.

İnsan talihinin gerçek yaratıcısıdır. Eğer kişi buna kalben inanmaz ise hayatını bir döküntüye dönüştürür.

Kararsız iradeler söylevler ile buna karşın güçlü iradeler de eylemler ile kendilerini gösterir.

İnsanın iç hayatını değiştirmeye çalışması, güçlerini dış hayatındaki değişikliği izlemeye harcamasından daha fazla mutluluk verir.

Değerli okuyucularım bu hafta da sizlere yeni ve farklı bir konuda kısa aktarımlarda bulunmaya çalıştık. Yeni bir yazıda buluşmak dileğiyle…..

Bu yazı toplam 214 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Doç. Dr. Muzaffer AYDEMİR Arşivi
SON YAZILAR