MUZAFFER ÇEVEN

MUZAFFER ÇEVEN

CİNSİYET FARKLILIĞI

CİNSİYET FARKLILIĞI

Cinsiyet (Arapça, cinsiyya -aynı cinsten olma, beraberlik; cins -tür, soy ); biyolojik dişi/erkek ayrımını ve dilbilgisindeki eril/dişil/nötr türün özelliklerini taşıma ve türe ait olma durumu... Cinsiyet, ‘cins’ ile ‘hüviyet’ (kimlik) isim türetme ekinden (-iyet) türemiş sözcük... Cinsiyet farklılığı; kadın ve erkek arasındaki biyolojik ve davranışsal ayrım... Genetik ve hormonal farklılık... Toplumsal öğrenme ve kültürel beklentilerin yansıması... Cinsiyet farklılığı; felsefeden tıbba, psikolojiden siyaset bilimine kadar birçok disiplinin konusu... Cinsiyet farklılığı ve cinsiyet ayrımcılığı, aynı şey değil... Cinsiyet farklılığı, ayrımcılığı ve cinsiyet eşitliği kavramları üzerinden toplum mühendisliği yapılması; vahim bir durum... Cinsiyet var ki, bir farklılık var… Cinsiyet farklılığı olmasa, neslin devamı olmaz... Cinsel farklılık var ki, anne var, baba var... ‘Aile’ kavramının içini boşaltmaktır, cinsel rollerin törpülenmesi...

Cinsel farklılığın yok sayılması vb. söylemler, insanın robotlaşması veya mankurtlaşması ile ilgili… Bedensel, biyolojik farklılıklar; olması gereken farklılıklar… Eksi ve artı kutup olmadan elektrikten bahsedebilir miyiz? ‘Kadın olarak doğulmaz, kadın olunur’ şeklindeki dile getirilen söz, cinsiyet oluşumunda çevrenin etkili olduğunu vurgulayan ve biyolojik farklılığı önemsizleştiren tehlikeli bir söylem... Kadınlar ve erkekler arasındaki farkların biyolojik şartları yok sayılarak, kültürel sebeplere bağlanması son derece düşündürücü... Bu düşünce; kadınlarla erkekler arasındaki davranışsal ve psikolojik farklılıkların biyolojik ve genetik kaynaklardan ziyade, toplumsal ve kültürel öğrenilmişliklerle ilişkili olduğu fikri kime ve neye hizmet ediyor? Kadın ve erkek arasındaki anatomik farklar dışındaki farkların biyolojik olmadığı varsayımı, ne kadını ne de erkeği daha değerli kılar... Cinsiyet farklılığını; biyolojik, sosyolojik, psikolojik boyutlarıyla dile getirmek bilimsel olduğunda anlamlı... Böylesi bir yaklaşımın insana, nötr cinsiyet konumunda rol ve görev vermesi ise, kötü maksatlı bir yıkım aracı... İnsan, biyolojisi gereği, kadın ya da erkek olabildiği nispette değerli... Erkek veya kadın olmanın ortası olmaz... Erkek ve kadın olan insanın; insan olabilmesi bu farklılığın getirdiği değerler üzerine konuşlandırılmalı... Anne, anne olmalı ve anne kalmalı... Baba, da baba... Bu, aile olmanın icabı... Anne ve baba rollerinin birbirine karıştırılması ya da eşitlenmesi, kimseye artı bir değer katmaz... Sadece sapkınlıkları meşru hâle getirir... Hem kadın değerli, hem erkek değerli... Kadın ve erkek nötr konuma getirildiğinde, her bir değer değersizleşir... Biyolojik düzeydeki cinsiyet farklılığı, XX ve XY kromozomları nedeniyle... Testosteron, östrojen ve progesteron gibi hormonlar; üreme sistemlerinin gelişimini, kas kütlesini, kemik yoğunluğunu, nörolojik yapıyı farklı etkilemekte... Erkeklerde daha yüksek testosteron seviyeleri, daha fazla kas kütlesi ve daha yüksek fiziksel güç ile ilişkili... Kadınlarda östrojen, yağ dokusu dağılımı ve üreme döngüleri üzerinde belirleyici... Bilindik bilimsel verilere göre, erkek beyni ve kadın beyni ayrımı, bilimsel olarak geçerli değil; bireyler arası farklılıklar, cinsiyetler arası farklılıklardan çok daha fazla... Kadınlar, duygusal zekâda, dil becerilerinde ve empatide daha başarılılar... Erkeklerin, uzamsal akıl yürütmede ve matematiksel soyutlamada daha yetkin oldukları iddia edilmekte, ancak bu alanlardaki farklılıklar aslında çok küçük... Bilişsel yetenekte cinsiyetler arasındaki farklılar yok denecek kadar az... Bu küçük farklılıklar, kültürden kültüre değişmekte... Cinsiyet kalıp yargıları, bilişsel ve duygusal gelişimi etkilemekte... Önemli olan kız ve erkek çocuklarının doğru davranış ve akademik eğitime tabi tutulmaları... Kadın ya da erkek olmak… İnsan olamadıkça ve insan kalamadıkça ne kadın, kadın; ne erkek, erkek olabilir… Cinsel farklılık, insan olmanın farkındalığı… Cinsel farklılık, karşı iki cinsin bir elmanın iki yarısından biri olması ve birbirini tamamlaması… Kadın, erkek varsa; kadınlığın bir anlamı var… Erkek de kadın varsa… Kadın, erkeğin diğer yarısı… Erkek de kadının diğer yarısı…

Kadim medeniyetimizde cinsiyet meselesi; yaratılış, ibadet ve toplumsal düzen odaklı olarak ele alınmış... Bu yaklaşım, toplumsal cinsiyet tartışmalarından farklı... Hem kadın hem erkek; eşitlik, adâlet ve tamamlayıcılık prensiplerine dayanmakta... Kadim medeniyet değerlerimize göre kadın ve erkek, aynı özden (nefs-i vahide) yaratılmış... Manevî değer, insanlık onuru ve dinî sorumluluklar açısından aralarında bir hiyerarşi olmamış... Kadının ve erkeğin, Allah katındaki değerinin, yalnızca takva (sorumluluk bilinci) ile ölçüldüğüne inanılmış... Dinî sorumlulukta (namaz, oruç, hac ve zekât gibi temel ibadetlerde) muhatap insan... Ahiret tasavvurunda (amellerin karşılığı noktasında) cinsiyet ayrımı gözetilmemiş; her birey kendi kazandığından sorumlu olarak düşünülmüş ve yaşanmış... Kadim medeniyetimizde kadın ve erkeğin biyolojik ve psikolojik farklılıkları reddedilmemiş; farklılıkların fıtratın bir gereği olduğu ifade edilmiş... Farklılıkların, bir üstünlük vesilesi olmadığına, toplumsal rollerin dağılımında birer veri olduğuna inanılmış... Erkek, ailenin korunmasından, geçiminden ve idaresinden sorumlu tutulmuş... Kadının biyolojik yapısı (doğum ve emzirme) sebebiyle, kadına toplumsal rollerde daha çok şefkat, terbiye ve neslin korunması vb. sorumluluklar yüklenmiş... Kadına ve erkeğe verilen roller, ‘haklar ve ödevler dengesi’ üzerine kurulmuş... Erkek, ailenin nafakasını (geçimini) sağlamakla yükümlü kılınmış... Kadın, kendi malvarlığı üzerinde tasarruf hakkına sahip olmuş; ailenin geçimine katkı zorunluluğundan muaf tutulmuş... Erkek, dış dünyayla ilişkilerden, korumadan ve yönetimden sorumlu olmuş... Kadın, evin iç düzeninden, çocukların eğitiminden ve aile bağlarının muhafazasından mesul olmuş... Erkek ve kadına miras ve şahitlik gibi alanlarda, malî sorumlulukları doğrultusunda farklı oranlar belirlenmiş... Kadın ve erkek rolleri, adâlet ilkesiyle yürütülmüş... Anne, anne olmuş; baba da baba... Kadının eğitim alması ve meşru işlerde çalışması bir hak olarak görülmüş... Hz. Hatice, ticaretle uğraşmış... Hz. Ayşe, döneminin en büyük ilim otoritelerinden biri olmuş... Aile içinde kararlar, baskıyla değil, eşler arasında istişare (danışma) ile alınmış... Kadın ve erkek, birbirine rakip değil, bir bütünün iki yarısı (eş) olmuşlar... Erkek ve kadın huzur içinde huzurlu yaşamışlar...

Cinsiyet farklılığını, biyolojik cinsiyet (sex) ile toplumsal cinsiyet (gender) diye iki farklı kategoride değerlendirmek; asla doğru değil… Toplumun kadın ve erkeğe yüklediği roller, davranış kalıpları, beklentiler ve kimlikler; kadim medeniyet değerlerimizle örtüşmeli... Aile- ebeveyn eğitimi, davranış eğitimi, akademik eğitim, medya, din, hukuk vb. disiplin eğitimleri öz değerlerimizden ödün verilmeden yapılmalı... Kadınlık, doğuştan gelen şefkat, fedakârlık, güzellik vb. özelliklerinden koparılmamalı... Erkeklik de kendine yüklenen asli görevlerinden ve sorumluluklarından ayrıştırtılmamalı... Bütün bunlar, toplumsal kalıp yargılar diye yaftalanmamalı... Bireylerin meslek seçimlerinde yetenekleri ve biyolojik özellikleri de dikkate alınmalı... Kadının anne, erkeğin de baba olduğu gerçeği unutulmamalı... Cinsiyet farklılığını, sağlıklı toplum inşasının bir gereği... Cinsiyet farklılıklarını, ne sadece biyolojik ne de sosyolojik nedenlere bağlamak doğru... Doğru olan, farklılıkların varlığını inkâr etmek yerine, bu farklılıkların bir hiyerarşi veya eşitsizlik kaynağı olmadığını bilmek ve buna göre toplum inşa etmek... Etik, empati, merhamet, şefkat, güç, disiplin, girişkenlik vb. değerler; ne sadece kadınsı ne de yalnız erkeksi bir özellik... Hepsi, herkes için değerli... Cinsiyet farklılığı, bir kısıtlama değil, bir zenginlik aslında... Gerçek eşitlik, farklılıkları görmezden gelmek değil; hiçbir cinsiyet rolünün bireyin potansiyelini sınırlamasına izin vermemek...

Kadın, erkek ve çocuk olmak… Kadın ana olunca, çocuk sahibi olamasa da ana olabilince, akan sular durur… Erkek de baba olunca, olabilince… Dünyanın en güçlü erkeği bile ana kuzusudur; ana kucağına ve baba ocağına muhtaçtır… Günümüzde kadın olmak… Aile yapımızın temel taşlarından biri olan kadının evinde ve işinde çalışması… Elbette, iş hayatında hamile bir kadını bir erkek ile aynı şartlara tabi tutmak âdil olamaz… Çocuğunu emzirmek zorunda olan bir anne, bir erkekle aynı kefeye konulamaz… Bir kadını, bir erkekle eş tutmak olumsuz yaklaşım ve olumsuz ayrımcılık… Bir kadının anne, bir erkeğin baba olması, yaradılışları gereği… İnsanın genleriyle oynamanın, erkeğin ve kadının cinselliğini yok etmenin, cinsel ayrımcılığı kaldırdığını zannetmek ve bunu ‘toplumsal cinsiyet’ kurgusuyla yapmak, insana yapılabilecek en büyük zulüm… Bu; ‘aile’ kavramını yok etmek maksadıyla kurgulanan sapkınlık… Kadim medeniyetimizde, hem kadın hem erkek değerli… İnsan olmak ve insan kalabilmek değerli… Selam, sevgi ve saygılarımla. https://bit.ly/muzafferceven

Bu yazı toplam 187 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
MUZAFFER ÇEVEN Arşivi

HACI

05 Ekim 2026 Pazartesi 09:18

ÇETE

24 Ağustos 2026 Pazartesi 09:17

KUKLA

10 Ağustos 2026 Pazartesi 15:34

PIŞIK

03 Ağustos 2026 Pazartesi 09:17
SON YAZILAR