Doç. Dr. Muzaffer AYDEMİR

Doç. Dr. Muzaffer AYDEMİR

YÖNETİCİ VE LİDER OLABİLMEK

YÖNETİCİ VE LİDER OLABİLMEK

Değerli okuyucularım son yazımızda az bilinen bir kavram olan entropiden bahsetmiştik. Entropi kavramının yaşamımız için taşıdığı anlamı birkaç paragrafa sığdırmak zor oldu. Dolayısıyla konuya ileride devam etmek uygun olacaktır. Bu hafta sizlere yönetici ve lider olabilmenin esaslarından bahsedeceğim. Yönetici ve lider olabilmek için hitap edilen kitlenin boyutunun çok fazla önemi yoktur. Etrafımıza baktığımızda pozisyon işgal eden birçok kişinin bu şuur ve yetkinliklerden uzak olması nedeniyle pozisyonlarını kaybettiklerinde kendileri hızla tarihten silindikleri gibi geride bir kum tanesi kadar bile olumlu iz bırakmadıkları görülmektedir. Dilerseniz özellikle örgütsel, ulusal ve uluslararası boyutta nasıl lider olunur ve nasıl davranılır kısa bir öz sunalım.

- Yöneticilerin olmazsa olmaz bilmeleri gereken psikolojik özellik, bilgi ve fikirleri kendilerinkinden farklı olan insanların kafa yapılarına sızabilmek ve fikirlerle düşünce yaratma sanatıdır.

- Özellikle ulusal ve uluslararası düzeyde yöneticiler geçmiş dönemlerde değişmez olan gelenek ve görenekler üzerinde kitleleri yönetmekteydiler. Günümüzde ise bu durum farklılık göstermeye başlamıştır. Günümüz yöneticileri halkın değişken görüşlerini yakından takip etmek zorundadırlar. Bunun için de yönetici, liderler kabul edilebilir fikirleri kitleye telkin etmek, öyle olmayanları da değiştirmeye çalışmakla yetinmek durumundadırlar.

- Yöneticiler, başarılı olmak için ne istediklerini ve ne yapabileceklerini bilmek zorundadır. Ancak bu yeterli değildir. Bu çabadan önce rakiplerini kapsamlı bir şekilde tanımalıdırlar. İyi bir yönetici rakiplerinin ne istediklerini ve neler yapabileceğini en az rakibi kadar bilmelidir.

- Yöneticiler, insanları harekete geçiren olgunun ne olduğunu bilmeden hareket etmemelidir. Salt akılcılık ile kitle yönetilemez. Yöneticiler, insanları eyleme yöneltmesi gereken akılcı etkilerle çok fazla ilgilenmeden, onları eyleme geçiren duyguları ayırt etmeyi bilmek zorundadırlar.

- İyi bir yönetici cesur ve risk yönetimini uygulamayı bilmelidir. Bir tehlikenin önünden geri çekilmek tehlikeyi olduğundan daha fazla büyütmekten başka bir şeye yaramaz.

- Daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi dirileri yöneten ölülerin ruhudur. Kişileri ve milletleri yöneten şuur altı hayatıdır. Ulusların yöneticilerinin işleri yalnızca dirileri yönetmekten ibaret değildir. Onlar ayrıca ölülerin buyurgan güçlerini de dikkate almak zorundadır.

- Olaylar hakkında derin bir bilgi çoğunlukla eylemi durdurur. Kararlarının olası tüm sonuçlarını algılayabilecek yeterince engin bir zekaya sahip devlet adamları pek az harekete geçerler.

- Hangisi olursa olsun bir yönetim/hükümet sürekli rakiplerle çevrilidir. Yönetici/liderin ustalığı bunlarla çatışmak, kavga etmemek için onları yönlendirmeyi bilmektedir.

- Politik ve toplumsal yaşam ancak anlaşma ve uzlaşma ile mümkündür. Bu tür ilişkilerde uzlaşmazlık doktrinlerin en kötüsüdür.

- Eylemlerin tüm reaksiyonlarını öngörmeye yetenekli devlet adamı/liderler, tıpkı satrançta yapılan hamleler gibi rakiplerinin olası hamlelerine bakarak onların davranışlarını önceden okuyabilmelidir.

- Eğer politika alanında yöneticiyseniz kabullenmek zorunda kalacağınız güçlüklerden birisi de kalabalıklarca doğru olduklarına inanılmasına karşın kitleleri gerçekte yanlış olan fikirlerle yönetme zorunluluğudur.

- Yöneticiler yeteneksizlik ve iktidarsızlığın ortaya çıkaracağı tehlike sınırına yaklaşmamak için iktidarlarının sınırlarını eksiksiz biçimde bilmek zorundadırlar.

- Olaylar genellikle devlet adamlarının verdikleri karar ve uygulamalar sonucunda onların eseri olarak ortaya çıkarlar. Buna karşın yöneticilerin derin bir bilgi, vizyon olmadan sırf akılcı esaslarla verdikleri kararlar yönettikleri örgüt veya ulusların felaketi olmaktadır. Örnek olarak İkinci Dünya Savaşı’nda İngiliz Başbakanı Polonyalılara başkentlerini kuşatan Bolşevik ordusuyla barışı önerdiği zaman Avrupa’nın Bolşeviklerce işgalinin önünü açmış oldu.

- Dinleri/inançları, kökenleri ve dilleri farklı olan uluslardan oluşan ülkelerde kanlı savaşları ancak otoriter ve güçlü bir yönetim önleyebilir. Konuyu bizden bir örnek ile açıklamak yerinde olacaktır. Balkan ulusları asırla boyunca Türk hakimiyeti altında barış içinde yaşadılar. Türk/Osmanlı adaleti ve otoritesi ortadan kalktıktan sonra bölge kanlı savaş ve katliamların yaşandığı bir coğrafya oldu. Benzer şekilde Türkler/Osmanlılar Orta Doğu’da çıktıktan sonra sınırları cetvel ile çizilen devletler yoğun bakımda hayat mücadelesi veren hastaların durumundan öteye geçemediler. Sadece geçici doğal kaynakların getirisi ile kısa süreliğine cenneti yaşadıklarını zannedenler bu hayallerini kısa süre sonra kaybedecekler. Yıllarca yarattıklarını zannettikleri değerlerin üstlerinden geçen, topraklarına düşen bir füze/bomba gerçekte ne kadar değersiz, anlamsız olduklarını bir kez daha gösterdi. Benzer şekilde Türklerin yönetimi ve adaleti ile mücadele etmeyi meziyet, başarı sayan grupları yakın tarihlerde çok acı sonuçlar beklemektedir.

- Havarilere karşı ancak havariler ile savaşılabileceğinden yönetici/liderler, ancak onların karşısına daha güçlü yönetici/lider çıkartılarak yenilebilir.

- Zaman güçlü lider ve yönetimlere, hükümetlere yardım eder. Tarihin zayıflara yardım ettiği pek görülmemiştir.

- Yönetici ve özellikle diplomatların çoğunluğu çeşitli ulusların karakterlerini, durumlara bağlı olarak gösterecekleri tepkiyi, tutum ve davranışlarını etkileyecek unsurları, araçları bilmekte yeterli değildirler. Dünyada ve bölgemizde yaşadığımız son gelişme ve olaylar bile bunu açık bir şekilde göstermektedir.

- Politik yaşamda birey farklı amaçlara sahiptir. Bireysel hedefler peşinde koşan kişi yönetim kademelerinde görev alınca bu kişisel hedeflerini bırakır toplumsal hedefleri gerçekleştirmeye odaklanır. Veya en azından öyle yapmalıdır. Mevcut pozisyonunu kaybettikten sonra amacı tekrar bu ve benzer pozisyona bir an önce ulaşmaktır. Yönetim kademesinde iken toplumsal amaçlar yerine bireysel amaçlarını gerçekleştirmeye odaklanan kişileri ise sonuçta acı felaketler beklemektedir. Dünya tarihi bunun sayısız örnekleri ile doludur.

- Rakip politikacılar arasında dostluk mümkündür. Ancak aynı yapı içindeki üyeler arasındaki gerçek rekabet diğerlerinden çok daha fazladır.

- Bir ülkenin yönetim sistemi, hükümet şekli değiştirilebilir. Buna karşın siyasi gelenekleri, uygulamaları değişmez. 1789 devriminden sonra kurulan yeni yönetim şekli XIV. Luis’in yönetim şeklini devam ettirdi. Benzer şekilde Ekim Devrimi sonrası Bolşevikler Çarların politikalarını devam ettirdiler.

Değerli okuyucularım bu hafta da dünyayı ve çevremizi doğru bir şekilde okuyup anlayabilecek esaslar hakkında kısa bir bilgilendirmede bulunduk. Yeni yazımızda görüşmek dileğiyle……

Bu yazı toplam 194 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Doç. Dr. Muzaffer AYDEMİR Arşivi