ALİ ERDAL

ALİ ERDAL

49. Yazarlar Toplantısı'ndaki konuşmam

49. Yazarlar Toplantısı'ndaki konuşmam

Kardelen'in 24.01.2026 tarihinde yapılan 49. Yazarlar Toplantısı'ndaki konuşmam:

İsimlerinden biri “El Hafız” olan, yani “kâinatta zerre kadar bir şey bile gözetiminden uzak olmayan ve tabiatı dengede tutan” Allah’a hamd, Habibi’ne salât ve selâm, büyüklere tâzim ve hürmet….

Gönüldaşlar bugün dünyanın en mühim meselesi savunma… Üzerinde biraz tefekkür edelim…

Allah, her yarattığına bir savunma mekanizması vermiş.

Sayılamayacak çeşitlilikte ve her biri bir ayrı ayrı birer harika…

Görme üstünlüğüne, işitme üstünlüğüne dayanan… Başkalarından hızlı hareket ve hamle kabiliyetine… İri olmaya, hattâ minik olmaya… Mürekkep püskürtme, koku yayma, zehirleme, iğneleme, hızlı koşma, şaşırtma, yanıltma, gizlenme, heybetli görünme… Her biri ibretle incelemeye ve örnek almaya, insan için eşyaya hâkim olmakta faydalanmaya değer savunma mekanizmaları. Her biri birer mucize…

Her mahlûka ne lâzımsa onun verilmesi; mahlûkun, verilecek olana göre ve tabiat şartlarına göre yaratılması… Yaratılışın, yaratıcılığın harikaları… Nasıl kullanacağını doğuştan bilme nimeti de ayrı bir mucize… Doğar doğmaz, bir eğitim almadan bilmek ve uzman olarak kullanmak da keza… İlk yaratılıştan beri kullanılması da ve kıyamete kadar kullanılacak olması da ayrı birer mucize.

Ve… Mucizelerin mucizesi olarak, bu savunma mekanizmaların kullanılması ile hayatın, tabiatın, nimetlerin ve daha aklımıza gelmeyecek nicelerinin dengelenmesi… Meselâ yılanların haddinden fazla ürediğini, kuş veya arı neslinin tükendiğini düşünün. Bir zaman Çin’de tarlaya saçılan tohumları yiyor diye kuşları öldürmüşler, o sene buğday başakları sovak yani içi boş olmuş.

Peki insanın… Savunmasız aciz bir et parçası olarak dünyaya gelen insanın korunma mekanizması ne… Evet üzerinde tefekkür etmeliyiz, ama şimdi meselemiz insanın değil icat ettiklerinin savunma sistemleri…

Bir neticeye ulaşmamız için birkaç icadının üzerinde duralım…

Meselâ başta Budizm, doğu inanışları… Kendilerini cemiyete nasıl sunarlar ve kendilerini nasıl kabul ettirip, hayatlarının idame ettirirler. Şöyle… Derin bir esrar perdesi arkasında kendilerini meraklandırarak. Sanki yaratılışın bütün sırlarını biliyorlar ve bunu lâyık gördüklerine ihsan edebilirler. Bunu Kardelen’in ilk yıllarında Özgür, “sır olduğunu bile sır olarak saklayan” diye ifade etmişti. İnsanlara şunu hissettiriyorlar: Senin bana gelmen beni yüceltmez, sen kazanırsın. Bugün hâlâ, insana bir şeyi yutturmak istiyorlarsa, meselâ bir ilâcı “uzak doğudan öğrendim, Çin’den, Hint’ten öğrendim ifadeleri tesirli oluyor. Bu sihre aldanıp, fikrin değerini bilenleri değil ama Batı’nın popüler tiplerinden Budizm’e heves edenler olmakta.

Kapitalizm… Varlığını, nefsin her istediğine ulaşmayı hak, hattâ gelişmenin şartı saymaya borçlu. Haram kavramı yok. Başarı için her yol mübah. Dünya cenneti vaadiyle yığınları, bir avuç Yahudi zenginin petengi altında tutuyor. Ferdi ve cemiyeti, kötülükler sarmalında ezdiriyor…

Hak dini tahrif edenler, Hristiyanlık dedikleri muharref dini kabul ettirmek için şunu düşündüler. Kudretli bir ruhban sınıfı ve güçlü, yetkili, zengin kilise… Böylece dünya avuçlarının içinde olacaktı. Krallar, Tanrı’yı temsil iddiasındaki Papa’nın huzura yalınayak getirtildi. Gerçek, düşünen adama bile inkâr ettirildi. İstemediğini aforoz etme, cennetten arsa satma ve sair yetkilerle donanmış bir güç. Karşı çıkılamaz, itiraz edilemez kudret… Bütün krallar Papa’nın kolordu komutanı. Bu muhteşem kudret, kısa süre sonra dünyaya hâkim olur.

Bugün, dünyanın küçük bir köy gibi herkesin birbirinden haberdar olduğu; dünyanın yaratıldığı binlerce yıldan sonra, eşyaya oyuncak gibi hâkim olunduğu; uzayda birdirbir oynandığı bugün şöyle bir bakınca ne görüyoruz… Allah’ın yarattıklarına verdiği korunma mekanizmaları ile kulun icat ettiği savunma sistemlerinin farkını görüyoruz, Allah’ın verdikleri ile mahlûkat neslini devam ettirip geldi. Tek arıza, aksama olmadan…

Kullarınkiler ne oldu?

Budizm’e bakalım… İnsanlar merak saikasıyla akın akın aktı mı?

Budist mâbetlerinin, rahiplerinin, Buda heykellerinin hiçbir güce, hiçbir sırra sahip olmadığı artık görülüyor, Heybetli putları ve mâbetleri turistik ziyaret yerleri olmaktan başka bir işe yaramıyor. 2500 yıldır, değil bir sır söylemek, bir ürperti bile hissettirmediği konu mankeni rahipleri tarafından bile kabul ediliyor.

Muharref din ne hale geldi? Ruhbanlığın gücü ve haçlı seferleri dünyaya hâkim olmayı sağladı mı?

Bilakis…l Kiliseler, o kadar mâbet olmaktan çıktı ki haftada bir gün için bile kiliseye gidenler gün gün azaldı. Ve kiliseler bir eşya gibi teker teker satılıyor. Papazlar, rahibeler; öyle veya böyle, ne yaparsın bir dine ihtiyaç var, onsuz olmuyor tesellisinin aksesuarları oldu. Tiyatronun baş aktörü papa bile artık batıl tekerlemeyi, “Baba, Oğul ve Kutsal Ruh” bâtılını söyleyemez oldu.

Dünyanın başına Amerika gibi bir belâ musallat eden Kapitalizme gelince..

Küçük menfaatlerin, roman ve dizi malzemesi kapışmaları halinde başlayan Kapitalizm; yarım yüzyılda insanlığı, “filler tepişir çimenler ezilir” haline getirdi. Her iradenin üstündeki Gerçek İrade kurtarmayacaksa insanlığın, birbirini ateşte yakması uzak olmasa gerektir. Bir güç, nefsinin esiri insanı disiplin altına alabilirse o zaman kapitalizmden kurtulunur. O güç İslâm’dan başkası değildir.

Bir Bilecik türküsü diyor ki:

“Alt(ı) aydır mektup gelmez,

Ne ölüdür, ne sağdır”

Sağ dese haber yok, ölü dese gönlü razı değil…

Sanki bugünkü İslâm âlemini ifade ediyor. Var dese bir tesiri görülmüyor, yok dese gönlü razı değil.

Ya İslâm?.. Müslümanlar değil İslâm…

Peygamberlerini… Ateşten koruyan, balığın karnında yaşatan, üflenince kopuverecek örümcek ağı ve çarpınca kırılıverecek yumurta ile muhafaza eden, kâfirlerin gözlerini, basiretlerini bağlayan Allah; ilk insan ve Peygambere bir “TEZ” verdi… Çürütülemeyecek, karşına tez ikame edilemeyecek bir tez: “Allah birdir, peygamberler, O’nun kulu ve elçisidir”… Tezi hep ayakta, bugüne kadar geçerli, ebedî geçerli… Kitabı, buyurduğu gibi mahfuz. Allah buyuruyor: “Onlar ağızlarıyla Allah'ın nûrunu söndürmek istiyorlar. Halbuki kâfirler istemeseler de Allah nûrunu tamamlayacaktır.” Saff Sûresi 8. âyet

İslâm’ın, diğerleri için söylediğimiz gibi korunma mekanizmasına ihtiyacı yok…

İslâm, en küçük zerresinden bile vazgeçilemeyecek bir “bütün”. En küçük, en basit, en kolay yok edilir görünen ve görülen bir prensibine saldıranın, “Ya hep ya hiç!” seçimi çıkar karşına… Ki en küçüğüne gücü yetmeyenin büyüğüne hiç yetmez. İdeolojiler iflâs etti. Sıra Kapitalizm’de…

İslâm’ı cemiyet meydanından kazımak isteyen ondan üstün bir iman manzumesi, hayat anlayışı ve dünya görüşü getirmek zorundadır; ki muhaldir!

İslâm’ın İcma-ı ümmet kavramı var… Müçtehit âlimlerin şahsında ümmetin ittifakı… Konsensüs… Bunun gibi bugün insanlık bir konuda konsensüs halinde. İcma-ı insanlık diyelim… İnsanlık icmaı… Konsensüsü… İnsanlık bugün İslâm’ı incelemek, dikkate almak, anlamak gerektiği hususunda ittifak halindedir. Dost da, düşman da… “Dünya gündeminin birinci maddesi İslâm”. Müslüman’ın dünya sahnesinde hiçbir tesiri olmamasına karşılık, veya olmamasına rağmen, veya olmadığı halde “İslâm dünya gündeminin birinci maddesi… İslâm, bütün insanlık nazarında ilgilenilmeyecek, umursanmayacak, küçümsenecek bir kavram değildir. Tam tersinden bir misal… Budizm, Hristiyanlık öğrenilmeye değmeyecek, dikkate alınmayacak inanışlardır.

İslâm gündem olunca da ondan başkasının hâkim olmasının imkânı yoktur. İslâm gündem olunca inanmamanın imkânı yoktur.

Demin bahsettiğimiz âyetteki “ağızlarıyla Allah'ın nûrunu söndürmek” ifadesinde “ağızlarıyla”dan maksadın “kötü, yanlış sözler ve iftiralar” olduğu belirtilmekte. Yani İslâm’a kötü söz, yalan ve iftiralarla karşı çıkacaklar” Ama Allah nurunu tamlayacak. Yani doğruyu, iyiyi, güzeli söyleyen, tefekkür eden fikirler geçerli olacak. Konjonktüre hâkim olacak.

Müslümanı, hele düşünen adam, kendisini buna göre yetiştirmeli, eser vermeli, bir fikir timinde yer almalı.

Kardelen bu düşünen adamlara su taşıyan karıncadır.

Bu yazı toplam 182 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
ALİ ERDAL Arşivi
SON YAZILAR