Sadettin Bayram

Sadettin Bayram

BİLECİK BİR TUTAM BİLECİK…

BİLECİK BİR TUTAM BİLECİK…

Hayatında hiç Bileciğe gelmemiş Mehmet Ali Abakay Hocamdan bahsedeceğim. Kendisi 30 yıldır Kurucusu olduğu ŞEHİR ARAŞTIRMALARI MERKEZİNDE faaliyet göstermektedir. Tüm illerimizi kapsayan kaynak kitaplardan ikiyüzbin kitaplık bir kütüphanre oluşturmuştur. Biz de ilimizle ilgili kitaplar göndermişizdir. Şimdi hocamın Bilecik ile ilğili yazısını sunmak istiyorum.

Asırlar önce, biz bin yıl diyelim siz iki bin yıl deyin, başkası beş bin yıl desin. Tarihin devr-i daim çarkında öğütülen zaman, tanıklığını arta kalan tabiat mirası ve insan yapımı el emeği-alın teri eserlerle yaşandığı dönemlere tanıklığını sürdürür.

Her şehrin büyüklüğü, fazla göç almasına bağlanır, etrafında daima olan savaşlara, işgallere yorumlanır. Küçük illerin varlıklarına eğilmez, çoğu kimse.

Büyük iller savaşlarda birçok badireye uğrar, daima alınmak istenir, kuşatılır, insanı her zaman endişe içinde yaşar, toplu katliamlar yaşanır, bazen.

Toprağı az olan yerleşim alanlarının fazla önemseyeni mi yok, yoksa fazla nüfusu kabul etmez mi, stratejik yapısından? Bu sorunun cevabı hem olumlu hem olumsuz şekilde verilebilir.

Günümüzde Bilecik şehrimiz, mevcut iller içinde fazla yerleşim alanına sahip değildir. Bartın, Kilis, Ardahan, Bayburt, Şırnak, Osmaniye gibi sonradan ile dönüşen ilçeler gibi.

Kimi zaman il ve ilçe, zamana göre değişir. Kimi zaman iller, ilçesine kaza olmuştur, bilindiği şekilde. Bazen kimi ilçeler, bağlı olduğu illerden daha fazla gelişmiş, nüfusa sahip olmuş, son yüz yıl içinde.

Mardin’e bağlı Kızıltepe, Şanlıurfa’ya bağlı Siverek, Antakya-Hatay’a bağlı İskenderun gibi. Bu ilçeler elbette tarihte kimi zaman devletlerin ve beyliklerin ana merkezleri de olmuştur, Diyarbakır’ın Silvan İlçesi’ne bağlanması gibi.

Bilecik bir tutam Bilecik…

Şehirlere dair gezilerde önceden gelip giden seyyahların yazdıkları varsa aranır, okunur. Evliya Çelebi, Seyahatnamesi’nde “ Söğüt, Bursa sancağı hükmünde, Lefke kazası nevahisinde hâkimli, bağlı bahçeli, arı havası, lâtif bir kasabadır. 700 kadar kiremitle örtülü Türk hanelerini havi, müteaddit camili, han ve hamamlı, çarşı ve pazarlı bir yerdir." diye bahseder. Bu mütevazı belde çeşitli istilâlara da sahne olmuştur. Evliya Çelebi bu konuda; "Osmancık bey olunca babası Ertuğrul’u bu Söğüt şehrinde defnedip, şehri de mamur etti. Bâdehu Yıldırım asrında Timurlenk bu şehri yağma ve harap etmiştir ki, hâlâ Ertuğrul Türbesi bile o kadar mükellef bir âsitâne değildir." Der, Söğüt merkezli.

O’ndan çok önce gelen Avusturyalı Hans Dernscwam, Anadolu Seyyahatı’nda 1553–1555 yılları arasında Pazaryeri’nden geçişine yer verir, on altıncı yüz yıl yarısında. Pazaryeri, İran Seferi’ne hazırlanan Padişah 4. Murad, Sadrazam Kara Mustafa Paşa ile konakladığı yerler arasındadır. Bu konaklamanın nişanı külliye ve camiî’dir, adını taşıyan.

Şimdi, parçadan bütüne bir seyir içinde Bilecik’te geçen zamanı size sunalım, kimi tarihî ve coğrafî bilgilerle.

Bozüyük, hem Hitit hem Frig egemenliğine girmiştir, Kimmerler’den önce. Lidyalıların çevreye hâkimiyetini Pers, Makedon, Btinya takip etmiş, Doğu Roma’nın Anadolu Kolu Bizans “Lamunia” ismini taşıyan bölgede tek söz sahibi olmuş, 400’lü yılların başında.

İstanbul’u kuşatma amaçlı sürekli med-cezir seferlerinde Arapların yol güzergâhında Bözüyük, Selçukluların devletleşmesiyle birlikte Sultanönü Sınır Beyliği’ne bağlı stratejik yerleşim yeridir.

Her yerleşim yerinin kaderini belirleyen isimler vardır, Nevşehir’in Kurucusu Damat İbrahim Paşa gibi. Kasım Paşa, Kanunî Dönemi’nde adına bir külliye yaptırır, cami, han, hamam, mektep müştemilatıyla. Üç senede tamamlanan Bozüyük Külliyesi 1528’de Bozüyük’ü köy konumundan çıkarır, Atkaydı’yı, İç Köy’ü ve Çay Köy’ü içine alır.

Elli sene sonra Balkanlar’da Ruslarla olan savaşta, göç dalgasına ev sahipliği yapar. Artan nüfusla birlikte 1890’da Belediyelik olur. Son Dönemde Yunan İşgali’ne uğrayan ilçe, 4 Eylül 1922’de üzerinden bu yükü atar. Söğüt’e nahiye olan Bozüyük, 1924 içinde ilçe kimliğine kavuşur.

İkinci Dünya Savaşı sonuna kadar nüfusu artar. 1950 sonrası azalan nüfus, kendi içinden 1954 Yılında Pazarcık İlçesini oluşturmasıdır. Eskişehir’le komşuluk, on dört köyle İnönü Bucağı’nı yitirmesine sebep olur.

Artan yatırımlar, iş alanı çeşitliliği 1970’le beraber ilçede hareketliliğe, canlanmaya yol açar. 2020 Yılına girerken nüfus, seksen bine yakındır, İstanbul’a olan göçe rağmen.

Toprak altında kalan tarihî döneme ait kalıntılardan gün ışığı görmüş kimi eserler vardır, Göynecik-Ören’de kilise kalıntıları bin beş yüz yıla yaşıttır, Höyük’te kaya su sarnıçları, Çamyayla’da lahit kapağı, Ankara Müzesi’nde sergilenen kabartma kadın büstü, mermer sütun gibi.

Bilecik bir tutam Bilecik…

Bozüyük’te kentin kurucusu Kasım Paşa adını taşıyan cami, kesme taşlardan duvarlara sahiptir, çini süslemeleri göz kamaştırıcı, minberi ak mermerden, sütun başlıkları iç içe girmiş motiflerle almaşıktır. İmareti aşevi görevini gören Camiî, kümbetiyle onarım beklemektedir.

. Bozüyük’te Osmanlı Beyliği kurulurken çıkan savaşlarda dünya değiştirenlerin adları türbelerle yaşatılır, gelenek olarak. Kimi yapılar, çok sonra ayağa kaldırılır, beylik büyüdükçe.

Kumral Abdal Dede, Kovalıca’ya gidilirken Yediler Tekkesi’nde medfundur. O sancaktârken beş evladını da yanına almıştır.

Millî Mücadele zarfında Akpınar Köyü’yle ilçe arasındaki yükseltide 844 isim, İnönü’de ebedî istirahgâh’ta devre tanıklığın bekçiliğini yapar. İntikamtepe’de 126. Alay, 3. Tabur ve 9. Bölük’ten eşlik edenler vardır, İnönü Şehitliği gibi. Metristepe’de Anıt, 1975’te açılmışken, Orman Köşkü 10 Haziran 1930’da devlet ricâlinin gelmesine binaen yapılmış, Bulgar Mimarîsi etkisine sahiptir. Albay İbrahim Çolak tarafından yaptırılan köşk, Atatürk’ü misafir ettiği için adını taşır.

Bilecik Bir Tutam Bilecik…

İnhisar’a giderken kuruluşuna dair çok bilgi alamadık. İlçe sakinleri, kuruluşu kız laçırma meselesi kan davasına dönüşmek üzere iken barışıp bir arada yaşayan Taycılar ve Ağalar adını taşıyan iki kabilenin ismini unutmamış. Kimi sekiz obanın bir araya gelişine bağlar, İnhisar’ın kuruluşunu.

Hisar ile çevrilmesi bölgenin Beyi Kûbat Çelebî’ye bağlanır. Bizans saldırılarına karşı koymak, güvende kalmak için hisar yapılmıştır.

Ertuğrul Gazi, Söğüt’e geldikten sonra İnhisar’a Seyyit Gazi ve Nallı Han Bölgesi Söğüt’e destek merkezi olmuştur. Kırk Odalı Han, şimdiki Hükümet Konağı yerinde 20. Yüzyıl’a kadar gelmişse de muhakkak yeni yapı için yıktırılmıştır ya da harap olmuştur.

Nahiyeden Köye döşen İnhisar, 20 Mayıs 1990’da ilçe olmuştur. Bilecik’ten çok Eskşehir’e yakın olan İnhisar, mahalle konumuna düşen bir belde ve sekiz köye merkezlik eder.

Bilecik Bir Tutam Bilecik…

Gölpazarı, seyr û sefer yolu üzerindedir. Hitit, Frig, Lidya, Pers, Roma olmak üzere birçok egemenliğe konumu sebebiyle giren mevkiî, Söğüt’te Beylikle birlikte egemenliği bir daha değişmemek üzere kimlik kazanmıştır. Höyük, önceki yerleşim alanıdır. Çevrede mevcut höyüklerde yapılmakta olan çalışmalar tamamlandığı zaman, Gölpazarı’nın geçmişteki konumuna dair bulgular ortaya çıkacaktır.

Osmaneli, 1308 yılında ismini taşıdığı Osmanlı Devleti Kurucusu Kayı Boyu Aşireti Beyi Osman Gazi tarafından alınmıştır. Ulaşım yollarının kesişme merkezinde olan ilçe yerli ve Bulgaristan, Selanik, Gürcistan, Erzurum olmak üzere farklı şehir ve coğrafyalardan gelen muhacire ev sahipliği yapar. Az bir nüfusa ve durağan yapıya sahip Osmaneli, Bursa-İznik ve Yenişehir, Sakarya-Geyve ile komşudur, iller bazında.

Osmaneli’nin demiryolu ulaşımında İstanbul-Eskişehir-Ankara güzergâhında bulunuşu, birçok ile ulaşımını kolaylaştırır. Hicaz’a giden çevre, mutlaka demiryolunu kullanmak üzere Osmaneli’nden geçmiştir.

Bilecik Bir Tutam Bilecik…

Pazaryeri, Gölpazarı ile aynı değildir, isim benzerliğidir, sadece söylenince akla düşen. O da Gölpazarı gibi Anadolu’dan Bursa’ya, Bursa’dan Pazaryeri’nden geçen Roma Yolu’na sahiplik yapmıştır, Bağdat ya da İpek Yolu halen çevrede ismi unutulmamış ifadelerdir.

Kayı, Söğüt’e 1132’de yerleşince Domaniç’e gidip gelme Pazaryeri ile sınırlıydı. Ertuğrul Gazi sonrası Domaniç Yaylaları, Osman Gazi zamanında alındı, oğlu Yahşi Pazarlu’ya verildi. İlçe ismini Pazarlucuk olarak belirleyen Yahşi Pazarlu adı, günümüze Pazarcık olarak gelmiştir.

Yunan işgalinde üç dönem kalan Pazarcık, 5 Eylül 1923’te düşmanca yakılarak terk edilir. Bucak olarak Bozüyük’ten 1953’te ayrılır, ilçe olur. Dyarbakır’da Ergani’nin Osmaniye ve Adana’nın şimdiki il olan Osmaniye’si gibi Maraş Pazarcık ile karışmaması için Pazaryeri olarak tekrar isimlendirildi. Nüfusunun bir kısmını Rumeli, Kafkas Muhaciriyle yerleşik hayata geçen yörüklerin oluşturduğu Pazaryeri’nden sonra Söğüt’e gidiyoruz, üzerimizden yorgunluğu atmak için.

Bilecik Bir Tutam Bilecik…

“Dumanın imana zararı dokunmaz” denir, Söğüt’te. Bazen “Etten evvel çömleğe düşme.” Uyarısı halen yapılır. Nalla mıhın arasında vakit geçirmenin kısa olan zamana dikkat için mi, yoksa akıllı olmayınca nala çakılan çiviyle birlikte ezilip yok olmayı mı çağrıştırdığını çözemedik, Söğüt’ü sorarken yol arkadaşıma.

En iyisi el-âlem duymadan, it ürümeden, usulcacık döşten girip baştan çıkma olmalı, işimiz. Bize ağu yemiş tavuk gibi bakanları biz de anlamış değiliz, sekiz okka yoğurttan dokuz okka darı çıkarma da kârımız olmadı, hiçbir zaman.

Söğüt’ü anlatmaya başlarken kullanılan kimi deyimleri, atasözleri vermeye çalıştık, kendimizce. Minibüs yolculuğu etrafa bakınca güzel geçer, tatlı esintiler olunca, etraf yemyeşillikler içinde görününce.

Adına isterseniz İtea, isterseniz Thebasion, Sebasiyon deyin, Harun Reşid Dönemi’nde Beldetu’s-Safsaf’tır, isim. Farslılar “Hıttaî Bid” derse de hem “Safsaf” hem “Bid”, bildiğimiz söğüd ağacı… Mesele bir devletin kuruluş merkezi olunca herkesçe tanınan Söğüd, “Söğüd”, “Saraycık”, Söğütlü”. “Söğüdçük” olmak üzere benzer isimlerle de anılagelmiştir.

İstanbul’a varmadan Kocaeli… Kocaeli’ni de alan yine bir kahramandır, özünde. Kocaeli’nde Btinyalılar yerleşmiştir, bundan 2700 sene önce. İsim olarak Bithynia, söylene gelmiştir, bölge bazında. Bölge egemenliğini Roma’ya bağlı sürdüren Bithynia, sonradan eyalet konumuna gelmiştir.

Bilecik Bir Tutam Bilecik…

Osmanlı’nın yeryüzü üzerinde altı yüz seneyi aşkın egemenliğinin hikâyesini anlatmaktan çok, ana hatları belirtmek gerekirse ne demeli?

Alaeddin Keykubat, Selçuklu Hükümdarı olarak Bizans’a karşı duran Ertuğrul Gazi’yi mükâfatlandırır, belli bir alanı kendisine verir. Sonrasında Bizans’tan toprak kazanımları başlar. Karacahisar’dan sonra Söğüt alınır ve Beyliğin Başkenti olur.

Üç oğlu’ndan Sarı Yatu-Savcı’yı İkizce’de kaybeder, Beylik. Sarı Yatu, Babasının yanına defnedilir. Kender-Gündüz Bey, İznik sonrası ilim ve irfana kendisini verir. Beylik, Kara Osman’a kalır.

Kara Osman, Şeyh Edebalî Meclisi’ne devam eder, kendi yapısını şekillendiren düşünceleri Edebalî’den alır. Sonradan öğreniyoruz ki Vesiletu^n-Necat’ın Sahibi, Edebalî’nin has torundur, bu arada. Kara Osman, görüğü rüyayı yoruma muhtaç bilir. Damadı olan Kara Osman’a Edebalî öğütte bulunur. Ertuğrul Gazi’nin vefatıyla Kara Osman, Osman Gazi olarak bey olur, Malhatun ile evlendirilir. Osmanlı Beyliği’nin kuruluşu, Müderris Şeyh Edebalî’nin ilminin bereketiyle Kara Osman’ın cesaretiyle şekillenince Selçuklular dağılmadığı müddetçe bağlılığını devam ettirir.

Bizans’tan alınan topraklara iç bölgelerden nüfus alınır. İnanç bağları kuvvetlenir, kadılığa bacanağı Dursun Fakîh getirilir. Hutbe adına okunduktan sonra Kara Osman, Devletinin ve egemenliğinin duyurusunu yapar. Söğüt’te başlayan devlet, Bursa’yı başkentliğe taşır. Osmanlı’da bunun hatırası olarak Söğüt, daima kıymetine haiz yapıdadır. Abdulhamid Han, 1905 Yılında hem adını taşıyan bir cami hem bir okulu Söğüt’e hediye eder.

İşgal yılları oldukça sıkıntılıdır. Kurşunlanan Ertuğrul Gazi’nin kabri, tekmelenen diğer kabirler, Yunanlıların gelişlerini haber verişlerini, işgalin işareti bilinir, son yüzyılda anlatılanlara göre… Yakılıp yıkılan ilk başkent Söğüt, bu savaş dönemi işgalinden oldukça yorgun çıkmıştır.

Bilecik Bir Tutam Bilecik…

Yenipazar, Bilecik’i adeta Pazar adını taşıyan ilçelere sahip kılmıştır. Pazarcık, Pazaryeri, Göl Pazarı derken Yenipazar, sınırlı toprağa sahip ilin yeni ilçelerindedir. Kırka, çevreye egemen olan yönetimlerin sonrasında Candaroğulları’nın sınırlarına Ankara Meydan Savaşı ile geçti. 1402’de kaybedilen Yenipazar, Fetret sonrası 1419-1420 arasında Osmanlı toprağına katıldı. 1988 ‘de ilçe olan Kırka, Yenipazar adını almış, az nüfuslu, sürekli göç veren özelliğe sahiptir.

Bilecik Bir Tutam Bilecik…

Kabirler, dün yaşayanların öldüğünü, yarın ölecek insanların var olduğunu bugünden söyleyen birer belge gibidir.

İlçeleri gezip dolaşırken farklı mekânlarda olan kimi kabirleri tek başlık etrafında vermek istedik, kendimizce. Bilinmelidir ki bir yeri alan, kuran, yeşerten, canlandıran bu uğurda ölümü göze almış isimlerdir, kabirlerinde kitabe, mezarlarının üstünde kümbet ya da isimsiz olarak insanının gönlünde taht kurmuştur.

Ertuğrul Gazi’yi öne çıkaran isimlerden biri de can arkadaşı Kamuran Gazi’dir. Metristepe’ye yolunuz düşerse doğuda yamacın aşağısında yer alır, medfun olduğu türbe.

Ertuğrul Gazi’nin yanında bulunmuş, öğrencisi bilinen Has Mehmet Bey de Söğüt’ün bağrına gömülür. Yanında arkadaşı Cafer bin Hattab, kendisine eşlik eder.

Bozüyük’te Ertuğrul Oğlu Savcı, kardeşleri Kara Osman ve Kender-Gündüz Beyi yalnız bırakmıştır, devlete doğru giderken. Bizanslılarla İkizce’de karşılaşmada dünya değiştirir, babasının yanına defnedilir, Bozüyük Kandilli Köyü’nde.

Abdullah Mihal Gazi, sözünde dürüst, gözünü budaktan sakınmayan bir tekfurdur. Eskişehir Beyi ile giriştiği savaşta esir düşünce Osman Gazi tarafından affedilir. Osman Gazi’ye suikastı haber verdikten sonra Bilecik ve Yârhisar’ın alınmasına zemin hazırlamıştır. Abdullah ismini alarak Müslüman olan Mihal, Bursa’da Osman Gazi ile beraberdir. İnhisar’da adını taşıyan kabrinde o dönemin tanıklarından biri olarak hatırlarda rahmetle anılır.

Kumral Abdal’ı Bozüyük’te iken ziyaret etmiştik, notlarımız arasında yer almıştı. O Sancaktârı idi, Osman Gazi’nin ve ders halkasında bulunan isimlerdendir, Edebalî’nin. Turgut ismi sık bilinmese de kumral ifadesi fizikî yapısından gelir, kendisine ad olmuştur.

Dursun Fakıh, 'Gazavetname' adlı eseriyle bilinir, tanınır. Söğüt’te, yüksek bir tepe’de sizden bir fatiha bekler, yolunuz düşerse Küre Köyü’ne.

Mehmet Nuri Efendi, Bilecik Müftüsü’dür. Yunan istilasında karşı koyan halkın yol göstericisi ve başıdır. Bilecik’ten Deresakarı Köyü’ne giderken kabrini ziyaret etmeyi unutmayınız. O, ilim ehlinin aynı zamanda düşman karşısında eli silahlı, vatan toprağının nasıl korunacağının unutulmaz isimlerindendir, bölgede.

Bilecik Bir Tutam Bilecik…

Camii vardır, küçük de olsa baniî yaşatır ismini yüzyıllarca. Bu Bilecik’te kaç camiî vardır, dersiniz?

Bir ikindi deminde, gün sıcaklığını kaybettikçe Kuyulu Mescit’in gölgesinde yaşlı bilgelerden birisini bulmanız mümkün. Belki akşam namazını da kılıp öyle eve gidecektir. Hoş sohbet oluşunu elinde daima habbeleri yer değiştiren tespihinden belli değilse yüzünde olan tebessümle hareketlenen yün misali aksakallı zihninizde yer alır. Bana Ertuğrul Gazi’yi anlatırken Rûm’un Bizans olduğunu da vurguluyordu:

-Şindi, burada su aldığımız kuyu var. Aha burası Ertuğrul Ecdadımızın çadırının kurulduğu yerdir.

Nazlı nazlı akan Söğüt Çayı yanında kuş seslerinin eksik olmadığı, serinliğin dinmediği Mescit yanında kuyunun Abdulhamid Han tarafından yeniden yapıldığını belirttiğinde mescidin zamanın şartlarına göre küçük olmadığını belirtiyordu.

Hamidiye Camiî, tek kubbeli, kare biçimli iki minareye sahip… Erzurum ya da Sivas’ı çağrıştıran isimle anılır: Çifte Minareli Cami. Abdulhamid Han’ın bir de okul yaptırdığını belirtmiştik, önceden. Elbette Söğüt’te bu camiî, Osmanlının kuruluşunun nişanesi olarak 1905’te inşâ edilmiş. Ertuğrul Gazi Caddesi’nde yürürken göreceksiniz, ince zarif kırmızı renkte kesme duvarlarıyla.

Mihal Gazi’nin yaptırdığı camiî adını taşıyor, Gölpazarı’nda, Han ile birlikte. Eski özelliğini yer yer kaybetmişse de Abdullah Mihal Gazi’nin saf, duru, samimî inancı hatırlatması sebebiyle önemlidir, bu camiî ve hanı. .

Kanunî’nin Damadı, Kehlesiyle ünlü Rüstem Paşa’nın yaptırdığı Camii, Osmaneli’nin en önemli yapısıdır. 1516’da inşâ edilen yapı, klasik özelliğe sahiptir.

Çelebi Mehmed’in adını taşıyan camiî, Söğüt Çarşısı’ndadır. Abdulhamid Han’ın onardığı 580 Senelik camiî, Selçuklu Mimarîsi özelliklerinden biri olan aydınlık fenerine sahiptir.

Kasım Paşa’nın Bozüyük’teki Camiî hakkında daha önce notlarımızda bilgi vardı. Bozüyük’te külliyenin hem camiî hem imaret bölümü sağlamlığını korumuştur. Camiî Rodos Seferi’ne çıkan Kanunî Veziri Kasım Paşa’nın zafer müyesser olursa camiî adağı sebebiyle yapılmıştır.

Orhan Gazi’nin Camiî, Edebalî Türbesinin karşısındadır. İlk minaresi, camiî’den ayrı kayalık alan üzerine yapılmıştır. Abdulhamid Han zamanında çift minare onarım esnasında eklenmiştir.

Bilecik Bir Tutam Bilecik…

Bilecik’te göletler, oldukça yaygındır. Doğal olan Rıza Paşa Göleti’dir, sadece. Bu gölet yemyeşil dünyanın içinde hayallerinizi süsleyen görüntüler sunar, size. İster fotoğraf çekin isterseniz biraz yürüyün. Yürürken ayaklarınızda doğal tedavide bulunsun, sülükler.

Rıza Paşa Köyü’ne gidişiniz Söğüt’t’ten Eskişehir Yolu’ndan 15 Kilometre gitmekle mümkündür. Diğer göletler, tarımda ve hayvancılıkta sulama amaçlı yapılmıştır, özellikle. Osmaneli’nde Çerkeşli, Bilecik ve Bozüyük arasında Dodurga, Yenipazar merkezde aynı isimli gölet, Pazaryeri’nde Günyurdu, Büyükelmalı, Küçükelmalı, Bozcaarmut ve Esere ilçelere has göletlerdir.

Bilecik merkeze yakın göletler barajlara bağlı olarak şu şekilde tespit edildi, dinlediğimiz ve okuduğumuz kadarıyla: Kurtköy Barajı, Kızıldamlar Barajı, Çavuşköy Göleti, Pelitözü Göleti.

Bilecik Bir Tutam Bilecik…

Yaylalar, insanın yaz ayından sonbahara kadar nefes aldığı, hayvancılığın ve tarımın eksik olmadığı, yeşilin her tonunun kendisine mekân bulduğu, oksijeni bol, bitkileri, çiçekleri farklı yerlerdir.

Pazaryeri’nde çam ağaçlarıyla çevrili Kamçı Yaylası, Bozüyük’te yüksek yayla adını alan Çiçekli, serin su kaynaklarıyla da adından bahsettirir. Domaniç, Kömürsu, Karagöl, Sofular adeta komşudurlar, birbirine.

Yaylalar, mevsimlik kalıcı yerlerdir de günü birlik mesire alanları yok mudur, Bilecik’in? Pelitözü Göleti’nden Çakırpınar Mesire Alanı on dakikayı bulmaz, yürümekle. Karşınızda, âilece dinlenebileceğiniz ortamda kuş sesleri, yeşilin tonları, göletin serin esintileri eksik olmaz. Pelitözü’nden farksız Karasu Çayı’nın çevrelediği Tribün Mesiresi, size çayda canlı balıkları gösteren akvaryuma dönüşen berrak suyu, alabalık ziyafeti sunmakta, tesisleriyle birlkte. Kent Ormanı, bilinen dinlenme, yürüyüş ve piknik alanıdır, Bilecik’in.

Bilecik Bir Tutam Bilecik…

. İnhisarda bulunan mağara 180 metreye yaklaşan uzunluğu, 40 metre belirtilen derinliği ve yer yer değişen3-15 metre arası tavan-taban mesafesi, 5-25 Metre arası farklılık gösteren değişikliği ile ilginçtir. Yarasa kolonilerinin eksik olmadığı mağara iki girişten oluşur. Mağaranın korunma altına alınmayışı, ileride binlerce yıllık oluşumlar ortadan kalkma, tahribata uğrama tehlikesi içindedir.

Bilecik Bir Tutam Bilecik…

Bilecik’e gelmişken İnhisar ve Yenipazar arası Harmankaya Kanyonu görülmeye değer bir doğal güzellik. Karahasanlar’dan girilen kanyon çıkışı Harmanköy’de son bulur. İrili ufaklı şelalenin aktığı kanyon üç kilometre uzunlukta. “Yüzme malzemeniz olmasa sadece bakmakla yetinin.” Deriz.

Bilecik Bir Tutam Bilecik…

Müzeler ancak gezilerek önemi anlaşılan, yerine ve zamanına göre eserleriyle anlam kazanan, manası bütünleşen, dünden bu güne taşınan eserlerin zenginliğinin yarına miras bırakılan mekânlardır. Bilecik’te Müze, Valiliğin karşı tarafında yer alır. Kimseye sormadan ileride yer alan durakta durdunuz mu, usul usul müzeye taraf gidin.

Askeriyeye ait çok amaçlı kullanılan yapı1800’ün sonuna doğru iki katlı inşâ edilmiş. Zemin katı hapishaneye çevrilen yapı, Yunan İşgali’nde yıktırılmış, sonradan tekrar yapılmıştır. Adliye ve hapishane olarak işlevlendirilen yapı müzeye dönüştürülmüştür. Müze, ücretsiz ziyaret edilebilir.

Bilecik’te Söğüt Müzesi, Yaşayan Şehir Müzesi olmak üzere gidişimizden çok sonra kimi müzeler de söz konusu olabilir. Görmeden yazmaktan kaçınma ilkemiz sözkonusu, bilmektesiniz.

Bilecik’te sivil mimarî özelliğe sahip evler, “Osmanlı Evleri” olarak isimlendirilmiştir. Eski ve Yeni Camiî Mahallesi, mimarî evleri barındırır. İpekböcekçiliğinin yaygın olduğu dönemde birçok evin üst katında “Böceklik” adı verilen bölüm yer alır. Osmaneli’nde evler, az bir mekânda iki ya da üç katlı evler yaygındır. Arsanın azlığı bahçeyle orantılıdır.

Bilecik Bir Tutam Bilecik…

Kiliseler’den Aya Yorgi (Hagios Georgios) Rum Kilisesi, Osmaneli’nin Cami-i Kebir Mahallesinde yer alır. Yapı kitabesizdir. Kilisenin dış cephesi, oldukça göz alıcıdır. Diğer kiliselere de giderken muhakkak açık olup olmadıklarını öğrenmeniz gerekir.

Bilecik Bir Tutam Bilecik…

Su hayattır, geleneğimizde, inancımızda, yaşantımızda. Göletler, barajlar, akarsular birer yaşam alanlarını şenlendiren, tabiata değer katan, kendi dünyamızın yaşamı belirleyen dört unsurundan biridir; hava, toprak ve ateş misali.

İçmeler, suyu laboratuar ortamında şifalı olduğu kanıtlanmış tarihi tesislerin adıdır. Bilecik’te fazla zamanınız varsa İçmelere mutlaka uğrayınız.

Şelalelerden Kınık, Vezirhan’a giderken Bilecik’e 25 km uzaklıktadır. Suyunun ismine münhasır diğer şelale Suuçtu’dur. 30 Metreden inen suya uçma sıfatının oldukça yakıştığı şelale, Yenipazar Yukarıcalı Köyü’ne yakındır. İnhisar Çalkara Şelalesi, vadi zemininde bulunan, akışı ancak vadinin alt kısmında iken görülen, suyu Sakarya Nehri ile son bulan şelaledir.

İki-üç gün içinde ne anlatılabilir, bir şehri ilçeleriyle gönül rahatlığıyla dolaşmadan? Esnafıyla konuşmadan, yemeklerini tatmadan, köylerinde misafir olunmadan söylenecek çok şey eksik kalır, gönül hanemizde.

Bir daha iki hafta sürecek çevre illerle Bilecik arayışımız, size farkına varmadığımız güzellikleri tekrar hatırlatmak için olacak, muhakkak.

Ne zaman mı?

Mevsim yaz ise, denizin esintisi hissedilebiliyorsa içten içe…

Şehrin tarihî, edebî, coğrafî, kültürel kaynaklarını öğrenirsek…

Uzanıp bir kalenin yıkık, harap burcuna Bizans- Kara Osman’ın çarpışan askerlerinin kılınç şakırtılarını göz kapalı halde hissedebiliyorsam, Mihal’in dolu dolu haykırışlarını duyabiliyorsam…

Kısmette varsa niçin olmasın?

İlk Şeyh Edebalî ile yazıya başlamak gerekirdi, Bilecik’i anlatmaya. Biz, bu bölümde hatırlansın diye kabrinin yerini belirtmek istedik. Orhan Gazi Camiî üst kısmında biraz yüksekte kalan tepede defnedilmiştir. On sandukadan dördü küçüktür, türbede. Sanduka kısmından başka oda sayısı ikidir. Osman Gazi’nin yakınlarına ait iki sandukanın yer aldığı türbe de Şeyh Edebalî’ye komşudur, edilen hayır ve duadan pay almak için. Rivayette eşi ve annesidir, bu sandukada bulunanlar, Osman Gazi’nin. Abdulhamid Han’ın Ecdad Yadigârı topraklarına hizmetinin nişanesidir, burada ve diğer yapılarda vaz geçmediği onarımlar.

Belediye yanında geçen Millî Egemenlik Caddesi’nden ayrılmayıp yokuş aşağı indiğiniz zaman Türbe, sizi karşılar adeta kalabalığın eksik olmadığı görüntüsüyle.

Buyrun Bilecik’i gezelim, birlikte!..

Bilecik Bir Tutam Bilecik…

Bu yazı toplam 252 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Sadettin Bayram Arşivi
SON YAZILAR