MAYMUN MU?
Maymun mu, insan mı? Taklit mi, hakiki mi? Nasıl ve ne olmamıza karar vermemiz önemli... Ya kendimiz olacağız, ya da maymun misâli taklit noktasında kalacağız... Bilim insanımızın, gerçek entelektüel olabilmesi; özümüze, kadim medeniyet değerlerimize dönmemizle ilintili... “İlim adamına yakışan körü körüne geçmişte yapılanlara muhalefet etmek olmadığı gibi, onları körü körüne taklit de etmek değildir. Aklı, tecrübeyi kullanarak, ilmî araştırmalar yaparak gerçeklere ulaşmaktır.” (İbni Nefis)… Kuvvetli olan, düşünendir, tahkik edendir; zayıf olan, düşünmeyendir, taklit edendir… Durmak ölümdür, taklit uşaklıktır... Çalışmak, kendimizi geliştirmek özgürlüktür, var olabilmektir… Geri kalmışlığın ve bağnazlığın sebebi, hayatın maymun gibi olmak (taklit) üzerine kurgulanması… Taklit ile sınırlı öğrenebiliriz; tecrübeyle ve tahkik ile kalıcı ve sürekli olan sürdürülebilir öğrenmeyi öğrenebiliriz… Anlamın katledildiği, körü körüne yapılan tercüme de; aslında, aslın taklidi... “Tercüme, bir düşüncenin başka bir dildeki gölgesidir. Taklit ise o gölgenin de gölgesidir.” (Cemil Meriç)... İlle de Türkçesi olsun diyenler, dilimizdeki Batı kökenli sözcüklere ve slogan hâline gelmiş söylemlere neden aynı duyarlılığı göstermiyorlar? Dünyanın her yerinde aynı sözü söylediğimizde anlaşılan bir çağrı var: Ezan... Bu çağrının maksadını ve anlamını bilmeyen biri var mı? Bu çağrıyı farklı dillere çevirdiğimizde, evrenselliğini yok ederiz ve anlaşılamaz hâle getiririz... Bilimdeki evrenselliği, işimize gelmediğinde ırkçı söyleme dönüştürdüğümüzde de, aynı şeyi yapmış oluruz...
Hayvanlarda ve insanlarda yaratılıştan taklit edebilme yeteneği mevcut… ‘Maymun’, bunun yaygın olanı... Meselâ, modanın yayılması taklidin eseri… Düşüncelerin, davranışların, hayat tarzının, eserlerin, kostümlerin taklit edilmesi… Modanın etkisi dışında kalmayı başaran kaç kişi var acaba? Kitleler delil ve kanıtlarla değil, modellerle yönlendirilmekte… Kendi hayat tarzını seçmeyi, başkalarına bırakan, düşünme zahmetine katlanmayan ve aklını kiraya veren birinin maymun gibi olmasını, başka nasıl ve neyle açıklayabiliriz? Bunu en güzel dillendiren tespit: “Bahset tarih, balığın tırmandığı kavaktan! Bak, arslan hakikate, ispinoz (sırt tüyleri yeşilimtırak parlak mavi, boynuyla başı kırmızı, kanatlarıyla kuyruğu siyah beyaz, gagası koni biçiminde ve kısa, küçük bir ötücü kuş) kafesinde... Tartılan vatana bak, dalkavuk kefesinde! Mezarda kan terliyor babamın iskeleti... Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti? Ah, küçük hokkabazlık, sefil aynalı dolap... Bir şapka, bir eldiven, bir maymun ve inkılap...” (Necip Fazıl Kısakürek)... Şapka, Batı taklidinin; eldiven, yapay nezaketin remzi... Necip Fazıl Kısakürek, modernleşme adı altında yapılan bazı yenilikleri ‘yüzeysel taklit’ olarak görmekte... Bu dizeler, şairin, Cumhuriyet sonrası yaşanan toplumsal ve kültürel değişime karşı duyduğu derin öfkeyi, hayâl kırıklığını ve sert eleştiriyi yansıtmakta... Balığın kavağa çıkması, imkânsızlığı dile getiren ifade... Tarihin akışının özgün olmayan bir yöne saptığının dile getirilmesi... Gücü ve hakikati temsil eden ‘aslan’ın dışlanması; küçük, zayıf ve sesi güzel olsa da ispinoz kafesine mahkûm edilmesi, değerlerin yer değiştirmesi... Vatanın, millî değerlerin, dürüst insanlar yerine çıkarcı ve dalkavuk kişilerin elinde ölçülüp biçilmesine duyulan isyan... Geçmişimize, ecdadımıza ve geleneğimize verilen değerin yok edildiğinin vurgulanması... Tarihî mirasımızın ve millî kimliğimizin (mukaddes emanetimizin) korunamadığının haykırışı... Yapılan reformların göz boyama (illüzyon, gözbağcılık) olarak nitelendirilmesi... Modernleşmenin sadece kılık kıyafet (şekilcilik) üzerinden yapılmasının doğru olmadığının; taklitçilik (maymun iştahlılık, maymunun taklit yeteneği) olduğunun ve bunun gerçek bir ilerleme olmadığının, Batı'nın kötü bir kopyası olduğunun vurgulanması...
Maymun, eline verilen şapkayla oynayan, sahibini taklit eden varlık... Maymunun kendi fikri yok... Kendi duruşu yok... Maymun, gücü elinde tutana göre tavır alır; alkış için rol yapar... Maymun benzetmesi, siyasette, bürokraside ya da sosyal çevrelerde ‘kim güçlüyse onun şapkasını takan’ kişiler için geçerli... Edebiyatta ‘maymun taklidi’; toplumların şahsiyet kaybına uğrayabileceğinin altının çizilmesi... Cemil Meriç, körü körüne Batı taklitçiliğinin yapılmasını ‘maymunlaşma’ benzetmesiyle dillendirir... Batı’yı körü körüne taklit etmeyi ‘kültürel bir intihar’ olarak görür; kendi elmaslarımızı bırakıp Batı’nın cam parçalarına âşık olmak olduğunu söyler... Kendi değerlerimize yabancılaşmış ve Batı'nın ağzıyla konuşan aydınları da ‘müstağrip’ (Batı hayranı, taklitçisi) olarak adlandırır: “Türk aydını, Batı'nın eline verdiği reçeteleri kendi hastalığının dermanı sanıyor. Oysa o reçeteler, bizi iyileştirmek için değil, uyuşturmak için yazılmıştır. - Avrupa’nın ilmini alalım, ama ahlâkını ve hayat tarzını taklit etmek, efendisinin elbiselerini giyen uşak komikliğine düşmektir. - Hafızasını kaybeden bir toplum, başkasının rüyalarını görür.”... Cemil Meriç'e göre taklitçilik, düşünceyi hapsetmektir; bir toplum kendi kavramlarını üretmediği sürece, başkasının kavramlarının mahkûmu kalacaktır... Cemil Meriç’in meşhur tâbiriyle; “İzm'ler, idrakimize giydirilen deli gömlekleridir.”... Kendimiz olmalıyız, özümüze dönmeliyiz... Batılılaşma, bir medeniyetin başka bir medeniyete teslim olması, kendi köklerimizden kopmak ve bir 'taklit' hâline gelmek demek... Bir kimse, başkasını taklit ederek var olabilir mi? Birey, kendisi olarak insan olabilir, bağımsız kalabilir... Taklit, öğrenmenin ilk aşaması; lâkin sürekli taklit kişiliğin silinmesi... Şapka; otoritenin, modanın, gücün remzi... Maymun da, aklını kiraya verenin, iradesini bir başkasına teslim edenin sembolü... Her ne kadar, resmiyette şapkanın, saygı gösterisinin, görünüşün, imajın, makamın ve otoritenin simgesi olduğu sanılsa da, anlaşılması gereken şey çok farklı... Eldivenin; mesafeyi, temkinli olmayı, korunmayı, dokunmamayı, kirlenmeme arzusunu temsil ettiğini söylemek de, bir bakıma öyle... Bu; görünüşte saygılı ve nâzik; ancak aynı zamanda mesafeli, temkinli ve temasa kapalı olmak garabeti... Şapka çıkararak, ne kadar saygılı olabiliriz ve eldiven takarak, ne ölçüde kendimizi koruyabiliriz ki? İçtenliğin iç edildiği bir hengâmede, her bir şeyin taklidiyle bir yere varılamayacağı o kadar net ki...
Samimiyet ile mesafe arasında duruş... ‘Maymun mu, insan mı?’ Bütün mesele bu... Gerçeklik nedir, ne değildir? Şapka, gösteri aracı... Eldiven, savunma aracı... İkisi arasında denge arayışı boşuna kürek çekmek... Düğümün çözüldüğü nokta, Necip Fazıl Kısakürek’in ‘Gençliğe Hitabe’sinde gizli... Hitabe, bir manifesto (bildiri)... Bu manifestoda; manevî değerlerin zayıfladığı, Batı taklitçiliğinin arttığı, kimlik krizinin yaşandığı dillendirilmiş... Gençliğin pasif değil, aksiyon sahibi olması, hakikat uğruna yalnız kalmayı göze alması, köklerinden kopmaması, öz değerlerimiz merkezli bir duruş sergilemesi gerektiği ifade edilmiş... Manevî çöküşün, Batı taklidi nedeniyle olduğu vurgulanmış... Bu; günümüzde tam olarak yaşadığımız kaosun açıklaması... Dijital platformlarda (Instagram, TikTok vb. mecralarda), dünyanın her yerindeki insanlara aynı müzikleri, aynı dansları ve aynı ‘mükemmel hayat’ standartlarını taklit etmemiz dayatılıyor... Artık sadece Batı’yı değil, global akışı taklit ediyoruz... Kendi özgünlüğümüzü, ekranın bize sunduğu küresel tek tipleşmeye feda ediyoruz... Maalesef, günümüz popüler kültürü, ‘taklit ederek var olma’ üzerine kurgulanmış... Meselâ, bir influencer'ın (fikir ve içerik üreterek insanları yönlendiren, düşüncelerine güvenilen ve takip edilen kişinin) giydiğini giymek, onun gibi konuşmak ve onun gibi seyahat etmek... Bu; kavramların istilası ‘izm’lerin yerine ‘tag’lerin kullanılmaya başlanması... “İzm’ler, idrakimize giydirilen deli gömlekleridir.” (Cemil Meriç)... Bugün, bu gömleklerin yerini hashtagler (#) ve dijital trendler (eğilimler) almış durumda... Ne yazık ki, çoğu kimse dijital deli gömleği giymiş... Bir konuyu derinlemesine anlamak yerine, o konudaki popüler sloganı paylaşarak saf tutmuş durumda... Düşünmüyorlar, sadece yankı odalarında birbirlerini taklit ediyorlar... Dezenformasyon (yanıltıcı bilgi ve haber), her yeri kaplamış, hikmet yitirilmiş, Batı'nın reçeteleri kontrolsüzce uygulanmış durumda... Daha kötüsü; her gün milyonlarca veri parçacığı (shorts videoları, hızlı içerikler) tüketilir hâle gelinmiş... Bilgi var, irfan (derin anlayış) yok... Sözüm ona, her şeyi bilenleriz, lâkin hiçbir şeyin özüne vakıf değiliz... Sözüm ona aydın geçineneler, başkalarının fikrî mülkiyetini (kitap, müzik, patent) izinsiz kopyalayıp kendi eseri gibi sunuyorlar (taklit ediyorlar ve intihal yapıyorlar)... En tehlikesi, bilgiyi maksadı dışında kullanıyorlar...
Ne olacağız, insan mı, maymun mu? Köklerimizden koparılmak bir trajedi... Şekli değişimler, bize ait kadim medeniyet değerlerimizin katledilmesi... Elbette, değişim, gelişim, ilerleme ve yenilenme şart... Bilimde ve teknolojide... Davranış eğitimi olmadan hayat tarzında yapılan değişim, bilgi hamallığıdır sadece... İlerleme, batı taklitçiliğiyle, şekilcilikle, hayat tarzının taklit edilmesiyle olmaz... İlerleme; bilimde, sanatta, kültürde ve teknolojide yapılan değişimle, ilerlemeyle, yenilenmeyle olur... Selam, sevgi ve saygılarımla. https://bit.ly/muzafferceven

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.