Bilecik Mevlevîhânesi
Bugün siz kıymetli okuyucularımıza Eskişehir Osmangazi Üniversitesinden kıymetli hocamız Hasan Hüseyin Adalıoğlu ile Araştırmacı Nizamettin Arslan'ın güzel yurdumuz Bilecik'in manevi hayatına dair 2013 yılında yayınlamış oldukları bir makalesini takdim etmek istiyorum. Makaleden bizi haberdar eden hemşerimiz Pazaryeri Dereköylü tarihçi ve arşivci Kemal Gurulkan kardeşimize de buradan sizler adına teşekkür ederim. Kıymetli hocalarımızın müsaadesi ile makalenin sadece Bilecik'e ait kısımlarını ve genel okuyucu için gerekmeyecek akademik detayları dışarıda bırakacak şekilde özet hale getirmeye gayret ettim. Daha detaylı okuma yapmak isteyenlerin makalenin orijinal haline (Akademik İncelemeler Dergisi (Journal of Academic Inquiries) Cilt/Volume: 8, Sayı/Number: 1, Yıl/Year: 2013) künyesinden ulaşabileceklerini de özellikle belirtmek isterim. Nihayetinde bizim maksadımız ne bir intihal ve ne de iktibas ile genel okuyucuyu yormak değildir. Her iki yazarımıza da teşekkür ederek kurulduğu 1911 yılının aralık ayından yanarak harap olduğu ve Şeyhi Muhammed Bahaeddin Dede'nin İstanbul'a Bahariye Mevlevîhânesi'ne Şeyh olarak tayin edildiği 1917 arasında sadece altı senelik kısa bir süre faaliyet gösteren ancak Bilecik'in maneviyat ve kültür envanteri bakımından çok önemli olduğunu düşünerek sizlerle paylaşmayı bir vazife addediyoruz efendim. Sağlık ve selamet dualarımla…
Bilecik Mevlevîhânesi
Osmanlı Devleti'nin Balkanlarda yerleşmesiyle birlikte, bu toprakların İslamlaştırılması için çeşitli sosyal ve kültürel yapıların yanı sıra, çok sayıda tekke ve zaviye inşa edilmişti. Osmanlı İmparatorluğu küçüldükçe devletin sınırları dışında kalan tekkeler âtıl duruma düştüler. İmparatorluğun sınırları dışında kalan Mevlevî tekkeleri de aynı akıbete uğradı ve mühim bir kısmı kapandı. Osmanlı'nın 1912 yılında Rumeli'den çekilmesinden sonra bu tekkelerin yok olması daha da hızlandı. Başta Yugoslavya olmak üzere bazı Balkan ülkelerinde birkaç tekke faaliyetini devam ettirmiş olsa bile (Küçük, 2003: 304.) genellikle Osmanlı sınırları dışında kalan bölge ve şehirlerde; örneğin Arnavutluk, Hanya, Girid, Selanik, Belgrad, Bosna, Filibe, Peçoy, Vidin ve Yenişehir (Larissa) gibi yerlerde, mevlevîhânelerin çoğu harap olmuş ve kapanmıştır (Yücer, 2004: 42; Küçük, 2003: 34).
Balkanlar'da kurulmuş Mevlevîhânelerden birisi olan Yenişehir (Larissa) Fenar Mevlevîhânesi, 1881 yılında Teselya'nın Yunanistan'ın hakimiyetine geçmesi sonrasında aynı akıbete uğramıştır. Bölgenin en önemli şehri olan Yenişehir'in (Larissa) Yunanistan'a terk edilmesinden sonra Müslüman ahali Yunanlıların uygulamış oldukları baskılar neticesinde çoğunlukla göç etmişler; buradaki Mevlevîhâne de faaliyetlerini zaman içinde sonlandırmak zorunda kalmıştır. (Demirci Süleyman-Serdar Ösen, 2012: 3; Yücer, 2004: 42; Küçük, 2003: 34). Biz bu çalışmamızda Yenişehir-i Fenar Mevlevîhânesi ve onun ihyagerdesi Hasan Nazif Dede'den kısaca bahsettikten sonra Bilecik Mevlevîhânesi'nin kuruluşu ve kurucusu Muhammed Bahaeddin Dede'nin faaliyetletleri hakkında bilgi vereceğiz.
Yenişehir (Larissa) Fenar Mevlevîhânesi Yunanistan/Yenişehir-i Fenar Mevlevîhânesi muhtemelen 17. yüzyılda kurulmuştur. Ancak 18. yüzyılın ikinci yarısında faal hale getirilmiştir, diyebiliriz.
Mehmet Keleş Dede Efendi'nin postnişinliği zamanında Yunanlılar, Müslümanlardan şehri terk etmelerini istemişler, dergâhın yıkılacağına dair baskılar ve tehditler nedeniyle mevlevîhânenin idaresi zorlaşmış, Mehmet Keleş Efendi 1891 yılından önce Yunanistan'dan Bursa'ya göçmüştür. Bursa'ya geldikten sonra ailesi ile birlikte sıkıntı içerisinde yaşadıklarını 22 Ocak 1891 tarihli bir belgede ifade etmektedir. Bu tarihten iki yıl sonrasına ait bir belgede ise, dergâh şeyhi olarak Bahaeddin Dede Efendi görülmektedir.
Yunanistan / Yenişehr-i Fenar Mevlevîhânesi'nin ihyagerdesi olan Hasan Nazif Dede ise Bilecik Mevlevîhânesi'nin kurucusu olan Bahaeddin Dede'nin babasının amcasıdır (BOA, İ.MVL. Dosya 231/7986).
Bilecik Mevlevîhânesi'nin Bânisi Muhammed Bahaeddin Dede Konumuz olan Bilecik Mevlevîhânesi, devletin sınırları dışında kalan tekkelerden Yunanistan/Yenişehr-i Fenar Mevlevîhânesi'nin faaliyetlerinin sona erdirilmesinden sonra Bilecik'te kurulan bir zaviyedir. Bilecik Mevlevîhânesi'nin bânisi yukarıda adı geçen Muhammed Bahaeddin Dede (d. 1862/ öl. 1937)'dir. Hayatı hakkında fazla bilgiye sahip değiliz. 1862 yılında, muhtemelen Yenişehir'in (bugünkü Yunanistan-Larissa) Oğanlı Köyü'nde doğmuştur. Babası eş-Şeyh Ahmed Dede, dedesi el-Hac Arif Efendi, büyük dedesi Yenişehr-i Fenar Mevlevîhânesi şeyhi Hasan Nazif Dede'nin de babası olan Yenişehir müftüsü, muhaddis el-Hâc Halil Efendi'dir.
Bahaeddin Dede manevî eğitimini tamamladıktan sonra 15 Ocak 1887 tarihinde şeyhlik beratını almıştır. 31 Ekim 1893 tarihinde Yenişehir Mevlevîhânesi'nde vazifeli olduğu anlaşılıyor. Bu tarihte yazdığı dilekçede Yenişehir Mevlevîhânesi'nin satılmasını, elde edilecek gelirle harap bir mevlevîhânenin imar edilmesini ve mevlevîhâneye tahsis edilen 300 kuruş taamiyenin kendisine verilmesini talep etmiştir (BOA Y.PRK.MŞ, Dosya ).
Bahaeddin Dede, 7 Aralık 1911 tarihinde Bilecik /Ertuğrul /Mevlevîhânesi meşîhatına tayin olunmuştur. Bahaeddin Dede, Bilecik Mevlevîhânesi'ndeki şeyhlik görevinin yanı sıra Eyüp Bahariye Mevlevîhânesi'nin postnişinliğine de vekâlet etmiştir.
Bahaeddin Dede, mûsikişinas ve kültürlü bir kişi olan Şeref Hanım isimli bir kadınla evlidir ve bu evlilikten Selahaddin ve Ahmed adında iki oğlu, Destinâ adında bir de kızı olmuştur.
Bahaeddin Dede, oğlu Selahaddin Efendi'nin, Bilecik'te Rüşdiyeyi bitirdikten sonra Bursa İdadisinde meccanen tahsilini ikmal için Ertuğrul Sancağı Meclis İdaresine müracaatta bulunmuştur. Ertuğrul Sancağı Meclis İdaresi tarafından, Hüdavendigar Vilayeti Aliyesi Maarif Mektûbî Kalemi'ne bir telgrafla bu arzuhali havale edilmiş ve istekte bulunmuş ancak kabul görmemiştir (BOA, MF. MKT 746/ 3, Belge 1-2-3-4-5).
Bilecik Mevlevîhânesi şeyhi Bahaeddin Dede, 1914 yılında yapılan Kanal Harekatı'na katılan Mücahidin-i Mevlevîyyân Alayı'na iki dervişiyle birlikte katıldı ve harekât sonunda Bilecik'e geri döndü (Ünver, Tarihsiz:3; Köstüklü, 2002: 213-216). Bilecik'e döndükten birkaç yıl sonra, 1917 yılında talihsiz bir şekilde Bilecik Mevlevîhânesi yandı. Bahaeddin Dede bu yangından sonra İstanbul Bahariye Mevlevîhânesi'ne gitti. 1925'te tekke ve zaviyelerin kapatılmasına kadar orada şeyhlik yaptı.
Bilecik Mevlevîhânesi Yunanistan Yenişehr-i Fenar Mevlevîhânesi'nin yerine yapılmıştır. Bu konuda Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde, Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde ve Konya Mevlâna Müzesi Arşivi'nde bulabildiğimiz belgeler ışığında konuyu aydınlatmaya çalışacağız.
Yenişehr-i Fenar Mevlevîhânesi'nin şeyhi Bahaeddin Dede, Sadaret Makamına gönderdiği 19 Rebiülahir 1311/31 Ekim 1893 tarihli telgrafla yaptığı başvuruda; Yenişehr-i Fenar Mevlevîhânesi'nin satılması ve buradan elde edilecek gelirin ve ayrıca buraya tahsis edilmiş olan üç yüz kuruş taâmiyyenin kendisine verilmesin talep etti. Ayrıca, gönderilecek bu meblağ ile harap durumdaki başka bir dergâhın tamir edilmesine izin verilmesini de sadaret makamından istedi (BOA Y.PRK.MŞ, Dosya ).
Bu başvuru üzerine Sadaret Makamı, Evkaf-ı Hümayun Nezaret-i Celilesi'ne yazdığı yazıda; Yenişehr-i Fenar'da kâin Mevlevî Dergah-ı Şerifi'nin arsası ve enkazının Yenişehir Şehbenderliği marifetiyle satılıp bedeli buraya aktarılarak ve şayet yetişmezse, noksanı bazı vakıfların fazlasından ikmal edilerek, Bursa Yenişehir'de padişahın ismi ile yeni bir Mevlevîhâne yapılmasına, bu vazife için Maliye ve Evkaf nezaretleri hazinelerince, 1000 kuruş taâmiyyenin ortaklaşa karşılanmasına 29 Eylül 1896 tarihinde emir buyrulmuştur (BOA. BEO. 1028/77042-1).
Bu emir üzerine Bursa Yenişehir'de yeni bir Mevlevîhâne inşası için arsa temini yapılıp inşa planları hazırlanmıştır. İnşaatın 116.000 kuruşa mal olacağı bir mühendis tarafından Vilayet-i Evkâf Muhasebeciliği'ne bir raporla bildirilmiştir (BOA BEO. 1028/77042-2). Fakat Bursa Yenişehir'de yapılmasına izin verilen Mevlevîhâne'nin inşası için gerekli olan bedelin hazinece karşılanamaması nedeniyle inşaat tamamlanamamıştır.
Bunun üzerine Şeyh Bahaeddin Dede Evkaf Nezareti'ne gönderdiği yeni bir dilekçe ile Bursa Yenişehir'de yarım kalan inşaatın satılarak, Ertuğrul Sancağı İdare Merkezi'nde Hamidiye ismiyle yeni bir mevlevîhânenin inşası için izin verilmesini talep etmiştir. Şeyh Bahaeddin Dede'nin Ertuğrul Sancağı merkezinde böyle bir Mevlevîhâne inşasının yapılmasını talep etmesinin nedeni, muhtemelen burada başka bir dergâhın olmayışı ve yapım masraflarının da az olacağı düşüncesidir. Sancak İdare Merkezi'nin bu konudaki talepleri etkili olmuş ve Bilecik'te bir mevlevîhâne inşası uygun görülmüştür. Sonuçta, 31 Ekim 1900 tarihinde, Bahaeddin Dede'nin arzuhali üzerine Bilecik'te yeni bir mevlevîhâne inşasına karar verilmiştir (BOA İ.EV. Dosya ). Bu karar üzerine, Bilecik'te mevlevîhâne inşaatı için Evkaf Nezaretinin İnşaat Tamir Kalemi'nden bir mühendis marifetiyle yerinde gerekli araştırma ve keşif yapılarak inşaatın 45.000 kuruşa mal olacağı rapor edilmiştir (VGM. EV.MH.TİK. 00094/27).
Bu rapordan sonra Heyet-i Fenniye mühendislerinden Vehbi Bey'in yaptığı tetkik sonucu inşaatın önceki raporda belirtilen miktara tamamlanamayacağı, yeni keşif bedeline göre, 90.966.kuruşa mal olacağı yeniden rapor edilmiştir (VGM. EV.MH. TİK, 00094/83).
Bu inşaatta kullanılacak keresteden vergi alınmaması için Orman ve Maadin Nezaret-i Celilesi'ne yapılan müracaat sonunda vergi alınmamasına karar verilmiştir (BOA. DH. MKT, 689/48_1-2-3). Ancak mevlevîhânenin inşaatının tamamlanması uzun yıllar sürecektir. Mevlevîhânenin ilk şeyhi Bahaeddin Dede'nin, dergâhın meşihatına tayin edildiği yıl olan Kasım 1911'de inşaatın hala tamamlanmadığı anlaşılmaktadır. Bilecik Mevlevîhânesi'nin inşa edildiği yıllarda tekkeyi gören ve bunu hatıratında anlatan önemli bir kişi İhtifalci Mehmet Ziya'dır. Kendisi de Mevlevî olan İhtifalci Mehmet Ziya, Dersaadet'ten Konya'ya isimli hatıratında İstanbul'dan Konya'ya giderken, Bilecik'e uğradığını, bu esnada burada yeni bir mevlevîhâne inşa edildiğini söylemekle beraber yeri hakkında bilgi vermemektedir. Mehmet Ziya, kitabında: "Mü'esser-i diyânet-perverî hazret-i hilâfet-penâhi cümle-i meşkûresinden olmak üzere nefs-i Bilecik'te müceddeden bir bâb Mevlevîhâne inşâsı hususuna irâde-i seniyye şeref-südûr buyrulmuş olduğundan bir tarz-ı nev'inde inşaâta başlanmıştır. Şu fermân-ı padişâhînin rûh-ı revân-ı cenâb-ı Mevlâna'yı şâd u handân eylediğine şüphe yoktur" der (Mehmet Ziya, 1328: 125).
Bu teknik çalışmalar ve raporlar üzerine Mevlevîhânenin inşaatı başlamış ancak, dergâhın faaliyete geçmesi uzun zaman almıştır. Dergâh tamamlandıktan bir süre sonra (1914'ten sonra, muhtemelen 1917'de) talihsiz bir olay olmuş ve Bilecik Mevlevîhânesi yanmıştır. Bahaeddin Dede bu yangından sonra Bahariye Mevlevîhânesi'ne gitti. 1925'te tekke ve zaviyelerin kapatılmasına kadar orada şeyhlik yaptı.
Bilecik (Ertuğrul) Mevlevîhânesi postnişini Bahaeddin Dede'nin bundan sonraki dönemde mevlevîhânenin işleyişi ile ilgili Konya'daki Mevlana Çelebilik makamında bulunan dönemin şeyhi Abdülhalim Çelebi'ye ve Osmanlı Devleti makamlarına mektuplar yazdığına dair belgeler vardır. Örneğin Bahaeddin Dede, göreve başlar başlamaz (23 Kasım 1911), Bilecik'te inşa edilen mevlevîhânenin musakkafatı ve mevkûfesi olmadığından, şimdilik kiralanmış bir hanede âyin icra edebildiklerini, burası için hazineden 950.00 kuruş tahsis edildiğini ancak bu tahsisatın yeterli olmadığını ve idare edilmeye çalışıldığını belirtiyor. Ayrıca, mevlevî dergâhının inşaatının tamamlanabilmesi için vakfın gelirinin arttırılması gerektiğini ifade ediyor (7 Aralık 1911) (ΚΜΜΑ: 239-21).
Diğer bir mektup 23 Kasım 1911 tarihli Bilecik Mevlevîhânesi'nin demirbaş eşyaları, kitap ve risalelerinin tespiti için Çelebilik makamından yazılan bir emirnâmeye verilen cevabî bir yazıdır. Bu mektupta Bilecik dergâhında bir kütüphane olmadığı belirtilmiş (KMMA: 239-19) ve mevcut demirbaşlar küçük bir liste yazılarak gönderilmiştir. Bu listeye baktığımızda 1 adet yazma Mesnevî-i şerîf, 1 adet yazma Halebî-i kebir, 1 adet Sefîne-i nefise, 1 adet piriçten mamul şamdan vb. toplam 17 adet demirbaş eşya ve kitap yazılmıştır (KMMA: 239-157).
Bahaeddin Dede, 10 Mayıs 1912 tarihli, devletlü ve reşadetlü efendim hazretleri diye başlayan bir mektubunda Konya Çelebilik makamından bazı isteklerde bulunuyor. Mevlevîhânelerin bekâsı ve muhafazası için tayin edilen kapuçuhadarı ve onun için tahsis edilen aylık otuz kuruşun Bilecik postanesine gönderildiği ifade edildikten sonra, Mevlevîhâne binasının henüz tamamlanmadığı, kendisine tahsis edilen taâmiyyenin yeterli olmadığını ve başka gelirinin de bulunmadığını belirtiyor. Ayrıca, Mevlevîhâne binasının tamamlandıktan sonra nasıl tefriş edileceği, matbah eşyalarının tedariki konusunu, kendileri için tahsis edilen meblağın bir an önce gönderilmesi ve Mevlevîhânenin bir an önce ıslah ve ihyasını talep ve arz etmektedir (KMMA: 236-54).
Yine, 3 Aralık 1912 tarihli bir belgede Osmanlı devlet-i alîyyesinden gelen bir emir üzerine, mevlevîhânenin bulunduğu mahalle halkına ve muhibbana yardım edilmesi emredilmişti. Bahaeddin Dede buna mukabil yazdığı cevapta şunlardan bahsetmiştir. Mevlevîhânenin bulunduğu mahallenin bin beş yüz haneden oluştuğu ve sekiz yüz hanesinin Ermeni olduğu, ahalinin haksız yere askere alınarak harbe sevk edildiği, burada ikamet edenlerin ise aç bî ilaç kaldıklarını belirtmektedir. Daha sonra hükümetin tensibiyle bir komisyon oluşturduklarını, dışarıdan gelen aileler için aydan aya ekmek parası, kalan ahaliye Hilal-i Ahmer yardımı, harp yardımı, devlet yardımı, hırka ve don yardımı gibi yardımlar yapıldığını yazıyor. Bahaeddin Dede, kendisinin de bu yardımlara katkı yaptığını belirtiyor. Ancak bu mahalleye iki bin beş yüz kadar yeni muhacir sevk edildiğini, halkın bunlara yardım yapacak güçlerinin kalmadığını, tekrar emirlerini beklediğini ve ona göre davranacağını ifade ediyor (KMMA 236-19). Bunlarla birlikte mevlevîhâne çevresinde meydana gelen nâhoş bir olayla ilgili şikâyet dilekçeleri de mevcuttur (KMMA: 236-114, 114 A, 64).
Bilecik Mevlevîhânesi binası, yukarıda geçen bir belgeden anlaşıldığına göre, yarısı Ermenilerden oluşan bin beş yüz nüfuslu büyük bir mahallede idi. Ancak mahallenin adı ve binanın yerini hala tam olarak bilemiyoruz. Keza, 1917 yılındaki yangından sonra Mevlevîhâne'nin yerine ne yapıldığını da bilemiyoruz. Bugünkü Bilecik, eski yerleşim yerinin tamamen tahrip olması nedeniyle ayrı bir alanda daha kuzeydeki bir arazide kurulmuştur. Kırklar, Rasattepe ve Devdağı tepeleri arasında yeniden yükselen Bilecik iki bölümden meydana gelmiştir. Yukarı Bilecik adı verilen kısım ana yerleşim yeri özelliği gösterir ve eski İstanbul-Eskişehir karayolu etrafında yer alır. Diğer kısım buradan daha uzakta istasyon civarındadır. Eski yerleşim yeri ise, vadide terk edilmiş, harap camileriyle hüzünlü bir görünüm arz eder (Emecen, 1992: 155).
Muhtemelen Mevlevîhânenin mekânı bu terk edilmiş eski yerleşim yerinde olmalıdır. Ancak, Bilecik'in eski yerleşim yeri Yunan mezalimi sırasında yakılıp kül edilmiştir. 6 Eylül 1922'de Yunanlılar Bilecik şehrini terk ederken 1956 evi, 331 dükkânı, on sekiz hanı, fabrikaları, hükümet konağını ve camileri tamamiyle yaktılar (Emecen, 1992: 155). Bu sırada mevlevîhânenin kalan enkazının da tamamen yanmış olması muhtemeldir. Daha sonra mevlevîhâne yeniden ihya edilememiş ve mevlevîhânenin şeyhi Bahaeddin Dede, çıkan ilk yangından sonra Eyüb Bahariye Mevlevîhânesi'ne vekaleten atanmıştır. Yaptığımız araştırmalar sonucunda, bugün Bilecik'te Mevleviliğe ait yalnızca bir mezar taşına rastladığımızı söyleyebiliriz. Bu mezar taşı Şeyh Edebalı türbesinin bulunduğu kabristan içindedir. Mezar taşının üzerindeki yazılar okunabilmektedir. 1307 tarihli Sadık Bey isimli bir Mevlevîye aittir. Silindir şeklinde olan taş üzerinde kabartma bir Mevlevî sikkesi görülmektedir. Muhtemelen 1917 yılına kadar faaliyetlerini sürdüren Bilecik Mevlevîhânesi 1925 yılında çıkarılan Tekke ve Zaviyelerin kapatılmasına dair kanunla kapatılmıştır. Sonuç olarak, sonraki faaliyetleri hakkında fazlaca bilgimiz bulunmayan Bilecik Mevlevîhânesi, 1911 yılında kurulup yangın geçirdiği 1917 yılına kadar bil-fiil faaliyetlerini sürdürmüştür. Bu süre içerisinde yalnızca Bahaeddin Dede postnişin olarak vazife yapmıştır. Mevlevîhâne'nin kurulduğu mekânı tespit için yaptığımız alan çalışmasına rağmen herhangi bir bilgiye ulaşamadık. Bundan sonra yapılacak çalışmalar ve yeni bulunacak belgeler ışığında Mevlevîhâne hakkında daha geniş bilgi sahibi olabileceğimizi ümit ve temenni ediyoruz.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.