Tarih, milletlerin hafızası ve dikiz aynasıdır. İbret alınması gereken bu müthiş birikimden alabildiğine yararlanmamız gerekir. Gezilerimde gördüğüm eserlere bakınca tarihte iz bırakan ve çığır açan bize ilkleri yaşatan şahsiyetlerden olan Gazi Süleyman Paşa hep dikkatimi çekmiştir. Bu nedenle bu defaki orta sayfa kültür yazımızda sizlerle birlikte örnek devlet adamı Gazi Süleyman Paşa’yı yad etmek istedim.
İçinde iktidar hırsından ziyade, benliğinde hizmet hırsı bulunan Gazi Süleyman Paşa kimdir? Nasıl yaşamış, neler yapmış ve ardında neler bırakmış bunu özetlemeye çalışacağım. Gazi Süleyman Paşa Osman Gazi’nin en büyük torunu, Orhan Gazi’nin büyük oğludur. 1316 yılında Nilüfer Hatun’dan doğmuş, 43 yıl çok hareketli ve başarılı bir hayat sürmüş ve 43 yaşında iken 1359 yılında vefat etmiştir.
400 çadırdan beyliğe, beylikten devlete, devletten imparatorluğa giden yolda bu yapının temel taşlarına dikkat etmek lazım. Osmanlı’da fütuhat sadece askeri güçle olmamış, yayılış tamamen muhafazakâr bir karakter taşımıştır. Ani bir fetihle yerleşme siyaseti yoktur. Kılıçtan ziyade istimalet ( gönül çelme- ikna etme) diye adlandırılan uzlaştırıcı bir politikayla gerçekleştiriliyordu. İstimalet, Müslüman olmayan yerli halkın çeşitli vaatlerle kazanılmasına yol açmaktaydı. Bu ince siyaset Balkanlar’da Katolikliğe set çekti ve Ortodoks mezhebinin yaşamasını mümkün kıldı.
Konuyu dar bir çerçevede ele almak zorundayız. Gazi Süleyman Paşa bir Osmanlı şehzadesi olarak; Gerede, Bursa, Göynük, Geyve, Akyazı, İzmit, İznik, Karesi Beyliği ve Gelibolu’da devlet görevlerinde bulundu. Her idare ettiği yerde imaret, cami, mescit, medrese, kervansaray ve mektep gibi bayındırlık eserleri inşa ettirmiştir. Bunların çoğunu bizzat gördüm, hala birçoğu halkımıza hizmet vermektedir.
İznik’te inşa ettirdiği kervansaray bugün seramik sanatının en güzel sergilendiği, hayranlıkla ziyaret ettiğim yerlerden birisidir. Göynük’te yaptırdığı adını taşıyan cami ve hamam halkımıza hizmet sunmaya devam ediyor. Cami geçirdiği bir yangından sonra Nevin Gökçek Hanımefendi’nin öncülüğünde restore edilmiş. Hamam da ise daha önceki gidişimde yunmuştuk, son uğradığımda kapalıydı. İnşallah bir dahaki gidişimizde hamamı da faal olarak görürüz. Gelibolu’da bir kiliseyi camiye çevirmiş. Ancak kendi adıyla anılan “Gazi Süleyman Paşa Camii” Osmanlıların Avrupa’da yaptığı ilk cami özelliğini taşır ve ferahlığı ve mimari zarafetiyle insanı hayran bırakmaktadır. İçeriye girdiğimde çıkasım gelmemişti.
1331’ de İznik’in 1337 de İzmit’in fethine katıldı. Karesi Beyliği’nin fethinde büyük katkılarda bulundu. Bunun üzerine Karesi Beyliğinin yönetimi kendisine verildi. 1349 da Rumeli’ne geçerek Selanik’i Bulgarlardan alarak Bizanslılara geri verdi. 1352’ de Bulgarları Dimetoka’da yendi. Bunları yaparken kendisine verilen veya fethettiği Çimpe Kalesin üs olarak kullandı. Eratna Beyi Alâeddin Eratna’nın ölümünden sonra 1354 de Ankara’yı zapt etti. Böylelikle Ankara ilk defa Gazi Süleyman Paşa tarafından Osmanlı’ya dahil edilmiş oldu.
Gazi Süleyman Paşa Rumeli’ye ilk geçen Türk değildir. Ancak O, Rumeli’yifethedendir. Tarih onu “ Rumeli Fatihi “ olarak kaydetmiştir. Türkler 1261 yılında Selçuklu Sultanı Gıyasettin Keykavus ‘la Rumeli’ye geçip Dobruca’ya yerleştiler, ancak bu kalıcı olamadı. 1308 de 800 Türk süvarisinin geçtiği bilinmektedir. Bunlar Anadolu’ya geri dönerken Bizans- Ceneviz işbirliği ile yok edilmişlerdir. Osmanlı kuvvetleri ilk defa Palekonon Savaşı’nın ardından Meriç’in denize döküldüğü yere çıktılarsa da başarılı olamadılar. 1331 yılında 15 bin kişilik Osmanlı kuvvetinin Trakya’ya geçtiğini görüyoruz. Yani; Osmanlıların 1352’ den önce defalarca geçtikleri kesindir.
RUMELİ’YE KALICI OLMAK KAYDIYLA GEÇİŞ.
Gazi Süleyman Paşa Kapıdağ Yarımadasında yeni doğan ayı seyrederken bir ara içi geçer, hilâlin hem Avrupa’yı, hem Asya’yı aydınlattığını garip hisler içerisinde seyreder. Uyandığında gördüğü rüyayı dedesi Osman Bey’in vaktinde gördüğü rüyaya bağlar. Kaderin ona Avrupa yolunu açtığına hükmeder. Daldığı hülyadan ayılınca arkadaşlarına gördüğü rüyayı anlatır. Yürekleri ve düşünceleri sağlam olan arkadaşları bu rüyayı bir tabiat olayı şeklinde beliren bir mucize olarak nitelerler ve İlayı Kelimetullahı yaymak için büyük bir gayrete gelip harekete geçerler. Bir esir yakalarlar ve Çimpe Kalesinin fethi için bilgi alırlar. Bu esir Osmanlılara rehberlik yapar.
Burada tartışmalı bir durum var. Osmanlılar Rumeli’ye sallarla mı geçtiler? Salla Rumeli’ye geçilip buraların fethedildiği düşüncesi, tamamen yanlıştır. Daha önce birçok defa Rumeli’ye geçilmiş. Mesela Orhan Gazi’nin 15 bin Osmanlı askerini salla geçirmesi düşünülemez. Ta Caka Bey zamanında Türkler gemilere sahiptiler. Karasi Gazilerinin Osmanlıdan önce Rumeli’ye sallarla geçip yağmada bulunmalarıyla ilgili olaylar Osmanlı’ya atfedilmiştir. Bazı ağırlıklar vs. salla geçirilmiş ancak Gazi Süleyman Paşa ile birlikte binlerce kişilik Osmanlı kuvvetinin sallarla karşıya geçirildiği düşünülemez. Gelibolu’nun 30-40 kişilik sallarla geçip kısa surede fethedilmesi mümkün değildir. Sal meselesi birazda semboliktir. Bazı ağırlıklar sallarla geçirilmiş olabilir.
Çimpe Kalesi alındıktan sonra burası üs olarak kullanılmış. Trakya’daki bütün fetihler Çimpe Kalesinden güç alarak gerçekleştirilmiş, ilk zamanlar çıkış noktası hep burası olmuştur. Gelibolu ve çevresi Bizans İmparatorluğunun tahıl ambarıdır. Aynı zamanda Çanakkale Boğazı’nın ve Marmara Denizi’nin anahtarı durumundadır.
Gazi Süleyman Paşa Gelibolu’yu kuşattığı sırada köyler ve kentler büyük bir depreme maruz kaldı. Türkler çadırlarda olduklarından bundan zarar görmediler. Gelibolu Kalesinin kalın duvarlarında büyük çatlaklar oluştu. Osmanlı Ordusu bu çatlaklardan içeri girerek Gelibolu Kalesini fethettiler.
Gelibolu’da 2015’in Ağustos ayında Hacı Bayram- Veli Hazretlerinin izlerini takip ederken hep bunları düşündüm. Çanakkale Destanının yazıldığı Gelibolu Yarımadası ve Gelibolu şehri bana iki yazı yazma fikri verdi. Hacı Bayram-ı Veli Hazretlerinin çok değerli Halifeleri Mehmed-i Bican ve Ahmed-i Bican kardeşler hakkında yazma isteğim depreşti. Ama önce onların buralarda tutunmalarına vesile olan Gazi Süleyman Paşa’yı bilmenize rağmen sizlere anlatmalıydım. İşte şu an bunu yapıyorum.
Bu vesileyle müsaadenizle günümüz Gelibolu’sundan bahsetmeliyim.
“ Gelibolu Yarım adasıyla birlikte harika bir tabiat ve tarih zenginliğine sahip bir vatan parçamız. Çok güzel bir liman ve bu limanda faaliyet gösteren balıkçılar. Karşınıza hemen Gelibolu Kalesinin kalan bedenleri içinde Piri Reis Müzesi çıkıyor. Bayraklı Baba, Şekerci Baba, Mehmedi ve Ahmedi Bican kardeşlerin kabirleri Avrupa’ya ayak basışımızın tapuları gibi bizi karşılıyor. Burada Hallacı Mansur’a ait olduğu düşünülen manevi bir makam vardır. Namazgâh ve Çilehane sizi ayrı dünyalara götürüyor. Mevlevihane ise adeta ruhunuzu okşar.” Bunları ileride inşallah sizler için yazmayı düşünüyorum.
Biz dönelim Gelibolu ve Trakya’nın tapusunu çıkardığımız günlere. Gelibolu fethedildikten sonra Gelibolu ve diğer kaleler tamir edildi. Artık Osmanlıların bir ayağı Asya’da diğer ayağı da Avrupa’dadır. Anadolu’dan Türkler getirilerek iskân hareketi başlatıldı. Gelibolu’da bir köprübaşı kurulması, Osmanlı tarihinde bir dönüm noktası oldu. Gazi Süleyman Paşa zamanında başlayan Rumeli’de tutunabilmek için fetihler ve iskân siyaseti birlikte yürütülmüştür.
Rumeli’ye geçiş Osmanlı’ya çok şey kazandırdı. Rumeli’ye geçiş ve burada şaşırtıcı bir bilinçle tutunulması, Osmanlı Beyliği’nin gelişimini sağlayan en önemli faktördür. Osmanlı’nın Rumeli’deki fetihler sonucu zenginleşmesi, durgun bir ekonomik yapıya sahip Anadolu’daki diğer beyliklerin ahalisini ve askeri zümrelerini etkilemiş; böylece Osmanlı’ya gereken insan gücünü sağlamıştır.
Söğüt’te başlayan yürüyüşün buralara kadar gelmesi Osmanlı’ya imparatorluk yolunu açmıştır. Dolayısıyla Osmanlı Beyliğinin kurucusu olarak Osman Bey tartışılmaz. Ancak Gazi Süleyman Paşa’ya bir anlamda imparatorluğun kurucusu da denilebilir. Tabi her şey kademe kademe birbirini tamamlayarak devam etmiş ve her şey Söğüt’te atılan temele dayanmaktadır. Avrupa ve Asya’ya atılan okların yayı ve sadağı Söğüt’tür. Üç kıt ’aya yayılışın, dünyaya uygarlık ve medeniyet yayışın mihenk taşıdır Söğüt.
Silah arkadaşlarıyla yaptığı bir sohbette Gazi Süleyman Paşa şöyle konuştu:
“Meydana gelen fetihler ila-yı Kelimetullahı yaymak içindir. İslâm ehline layık olan budur ki; “az bir topluluk Allah’ın izniyle nice çok kalabalık birliği yenilgiye uğratmıştır” buyruğuna uygun gerçekleştirilmiştir. Hayat herkese giydirilen emanet bir elbisedir. Cihan’la birlikte her şeyi yaratan Allah hayat ve ölümü de yarattı. Eğer vaat edilen ölüm günüm gelip çatar ve devletli yıldızım yokluk akşamında kaybolur, talihin amansız kılıcı ömür bağımı keserse, beni Bolayır’da defnedersiniz. Allah’a tevekkül edip gayrete gelerek benim cesedimi düşmana aldırmayınız.”
Gazi Süleyman Paşa sanki ölümü ensesinde hissetmişti. Lüleburgaz’da alındıktan sonra hedef Edirne idi. Osmanlı padişah ve şehzadelerinin savaş taktik ve manevraları için tatbikat yerleri özel av sahaları idi. Buralarda sürüleri çevirmek ve dağıtmak, düşmanı meydanlarda imha hareketine benzerdi.
Gazi Süleyman Paşa Edirne üzerine yürümeden önce özel birlikleri ile yine av sahasında idi. Güzel koşan bir ata binerek yükseklerde uçan doğanlar ördek ardında süzülüyordu. Ancak atının ayağı bir dala takıldı, bu kaza dünyasından yokluk çukuruna, zenginlik otağından kara toprağa düşürdü. Şahin ruhunu oracıkta teslim ederek meleklerin kanatları arasında sonsuzluk âlemine uçup gitti.
Yiğitlere başbuğ olan şehzadenin beklenmedik vefatı üzerine silah arkadaşlarının yüreklerinden kopan iniltiler aydınlık semaları karanlığa çevirdi. “ İnna lillahi ve inna ileyhi raciun” sesleriyle yola düşüp nâaşını vasiyeti üzerine Bolayır’da konağının yanına yaptırdığı mescidin arsasına defnettiler.
Kader bir daha ağlarını ördü. Ön planda ve çok başarılı olan, muhtemeldir ki, padişah olacak olan Gazi Süleyman Paşa’nın yerini Şehzade Murad aldı.
Sizlerden dileğim odur ki, bu yazıda adı geçen tüm yerleri derin bir tarih şuuru içerisinde gezmenizdir. Eminim bu güzel bir gezi olacak ve hayatınız üzerinde olumlu izler bırakacaktır.
Not: Bu yazı hazırlanırken Prof. A. Şimşirgilin “Kayı”, La Martin’in “Osmanlı Tarihi” ve Prof. Dr. Ahmet Akgündüz’ün “Bilinmeyen Osmanlı” eserlerinden yararlanılmıştır.
İşin en ilginç yanı Osmanlının Kuruluş yıllarını anlatan dizilerde Gazi Süleyman Paşa ya yer verilmemektedir. Kuruluş coğrafyasının her yerinde Gazi Süleyman Paşa’nın eserlerine rastlamak mümkündür.