KURBAN KESMEK
Kurban kesmek, elden ayaktan kesilince, düşkün olunca yerine getirilen sıradan bir eylem değil elbette... Kurban kesmek, Hakk’a ram olmak, teslim olmak, her bir kötü hâlden iyi, güzel ve doğru hâle kalp etmek... Kurban kesmeden, ahkâm kesmek mümkün değil... Kurban kesen, hiçbir canlıya kıyamaz, eziyet edemez... Kurban kesmeyi vahşet görenler, ne et ne ot yesinler... Et de, ot ta, kesmeden yenmiyor... Kurban kesmek öylesine kutsî bir eylem ki, kurban kesen; bir otu, çiçeği, meyveyi-sebzeyi bile keserken iki defa düşünür... Can, nede ve kimde yok ki... Cansız dediklerimizin bile atomlarının hareket hâlinde olduklarını bilendir, kurban kesen... Cana can katandır kurban kesen... Haddini bilendir, hak söz söyleyenin sözünü kesmeyendir kurban kesen...
Kurban (Arapça, İbranice ve Aramice/Süryanice); yakın olma, yaklaşma, hediye verme, adak sunma anlamında… Kurban, kurban olarak kesilen hayvan… Kurban, içtenliği belirten bir seslenme sözü… Kurban; bir ülkü uğrunda feda edilen veya kendini feda eden kimse; bir kazada veya felakette ölen kimse; maddî ve manevî bakımdan felakete sürüklenmiş, insanî değerlerini yitirmek zorunda kalmış veya bırakılmış kimse… Kurban, böylesine anlamlı... ‘Kurban’ denince aklımıza gelen ilk şey, kurbanlık hayvan ve kurban kesmek... Kurban kesmek nedir, ne değildir? Kurban kesmek, İslamî bir vecibe... Kurban, kurban bayramı günlerinde ibadet niyetiyle belli hayvanlardan (koyun, keçi, sığır, manda ve deve) birini keserek yapılan ibadet... Kurban, “Her ümmet için Allah'ın kendilerine rızık verdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar diye kurban kesmeyi meşru kıldık.” (Hac, 22/34) Hak buyruğu... Kurban; yaklaşmak, Allah'a yakınlık sağlamaya vesile olan şey anlamında... Kurban; ibadet maksadıyla belirli bir vakitte belirli şartları taşıyan hayvanı usulünce boğazlamak... Kurban, kurbanlık hayvan... Kurban kesmek; Hz. İbrahim gibi Allah'a ve O'nun emirlerine bağlılık ve O'nun rızasını kazanmak için her fedakârlığa katlanmak demek... Kurban ibadetinde niyet önemli... “Onların ne etleri, ne de kanları Allah'a ulaşmaz. Fakat sizin takvanız (yani Allah'a olan samimi saygınız) O'na ulaşır. Allah, onları bu şekilde size boyun eğdirdi ki, size (onları emriniz altına alma) yol(unu) gösterdiği için Allah'ın büyüklüğünü haykırınız. Yaptıkları işleri güzel yapanları ve iyilikte bulunanları müjdele.” (Hac, 22/37)... “Kendilerine ait bir takım menfaatlere şahit olsunlar; Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanları kurban ederken Allah'ın adını ansınlar; siz de onlardan yiyin, yoksulu ve fakiri doyurun.” (Hacc, 22/28)... Sadece et yemek maksadıyla kurban kesilmez... Kurban kesmek, vahşet değil, rahmet... Canlıyı katletmek, ona eziyet ve işkence etmek vahşet... Daha elim olan durum, dünyanın her bir tarafında zulüm görenler, soykırıma mâruz kalanlar... Soykırım yapılan Doğu Türkistan’da, Filistin’de çoluk çocuk her bir kimse kurban edilmişken, ‘kurban’dan bahsetmek ne kadar doğru?
Canlarımızı, mallarımızı kurban etmeden; kurban kessek ne yazar, kesmesek ne yazar... Asıl mesele “Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!” (Mehmet Akif Ersoy) diyebilmek ve bu bilinçle gereğini yapabilmek... Hacı Bektaşi Veli’nin ifadesiyle “Eline, beline, diline hâkim olan; aşına, işine, eşine sahip olan; eli açık, gönlü açık, sofrası açık olan; ayıpları örten, sırları tutan, öfkesini yutan” canlara can kurban olalım ki, kestiğimiz kurban, kurban olsun... Kimi ya da neyi kurban edelim, kim için veya ne için kurban olalım? Kurban edecek o kadar çok şeyimiz var ki... Nefislerimizi, kötü huylarımızı, kinimizi, öfkemizi, hasetlerimizi, hırslarımızı, düşmanlıklarımızı, nefislerimizi kurban edelim ki, ruhlarımız dirilsin… Günübirlik geçici heveslere ve çıkarlara kurban edilen değerlerimizi yitirmemek adına kendimiz olalım ki, değerlerimiz nefislerimize kurban olmasın... Bu yolda laf üstüne laf koyarak değil, canlarımızı-dostlarımızı kurban etmeden taş üstüne taş koyalım ki, kestiğimiz kurbanlarımız makbul ve muteber olsun... Kurban, öncelikle nefislerimizi kadim medeniyet değerlerimiz yolunda kurban ederek olur... Bu, KIZILEMA ülküsü... Bu; değerler ve idealler uğruna, kutsal dava, vatan, özgürlük, adâlet, sevgi, inanç uğruna hayatımızı, malımızı ve kişisel çıkarlarımızı feda etmek... Bu; gerektiğinde toplum ve insanlık uğruna, iyilik yapmak, başkalarının selameti için kendimizi tehlikeye atmak, canımızı kurban etmek... Bu; kişisel gelişim uğruna, kemâle ermek, başarmak için geçici zevklerden, kötü alışkanlıklardan veya rahatlıktan vazgeçmek, nefsimizi kurban etmek... Bu; bireyselliği aşarak daha yüksek kutsal ve toplumsal düzeye ulaşmak... Her bir şeyimizi kurban edelim... Ancak hiçbir şey karşılığında kurban edilmeyecek değerlerimizi de bilelim... Kurban edilmeyecek değerlerimiz, bizi biz yapan, insan olmamızı ve insan kalmamızı sağlayan değerlerimiz: Kadim medeniyet değerlerimiz, insanî ve evrensel değerler... İnsan olma onurumuz, herhangi bir koşula endekslenemeyen içsel değerlerimiz... Hiçbir siyasî, ekonomik veya sosyal çıkara kurban edilemeyecek olan izzetimiz... Dürüst olmamız... Öz değerlerimize ve inançlarımıza uygun ve uyumlu yaşamamız... ‘Amaca giden her yol mubahtır’ anlayışının zıttı bir hayat tercihimiz... Başarı, para veya güç için prensiplerimizden ve doğruluktan ödün vermememiz... Âdil olmamız, hakkaniyet ve adâlet arayışımız... Güçlünün zayıfı ezdiği, haksızlığın normalleştiği bir dünyaya karşı dik duruşumuz... Empatiyle, merhametle ve şefkatle hareket etmemiz, duyarlı davranmamız... Özgürlüğümüz... Aklımıza mukayyet olmamamız... Sözümüzün ve yazdıklarımızın gereğini yapmamız ve yaşamamız... Muhtaca can suyu olmamız... Candan davranmamız... Vatan, millet ve kutsallarımız için canla başla çalışmamız...
Kurban olmanın ve kurban kesmenin dayanağı, kişisel ve manevî değerlerimiz, vicdanımız... İçimizdeki yargıç vicdan olmadan, kazanılan her başarı bir hüsrandır sadece... Kendimize olan saygımız, saygınlığımız; yaptıklarımızın akabinde aynaya rahatça bakabilmekle alâkalı... Kurban olduğumuz ya da kurban ettiklerimiz, kendimizden nefret etmek pahasına elde edilmiş bir kazanım ise eğer, hiçbir şeye değmez... Kıymetli olan, sevgidir, bağlılıktır, ailedir, eştir, çocuktur, gerçek dosttur... Bütün bunlar, geçici çıkarlar veya kariyer fırsatları için kurban edilemeyecek kadar değerli... Kurban edilemeyecek tek şey, toplumun ve ilişkilerin temel taşı olan güven... Güven, kaybedildiğinde geri kazanılması en zor olan değer... Güveni güvenli tutmanın yolu, doğruluk ve şeffaflık... Yalan-dolan-talan, manipülasyon ve zulüm üzerine kurulu bir sistem, asla ilelebet ayakta kalamaz... Haksızlığa, eşitsizliğe ve sömürüye başa kaldırmaktır, kurban olmanın en kestirme yolu... Bunun için, sorumluluk bilincine sahip olmak, son derece önemli... Bu; bir bireyin kendi eylemlerinin, toplumun ve çevrenin sonuçlarını üstlenmesidir, ‘Bana ne’ (nemelâzım) anlayışından arınmadır, hak yolda kurban olmadır...
Kurbanlık koyunun kafasını kesmeyi zulüm gören zihniyet, kasaptan et almayı nasıl mâkul görüyor? Hayvana gösterdiği şefkati kimsesiz bir insandan nasıl esirgiyor ve insanların katledilmesine ve insan kafasının kesilmesine nasıl duyarsız kalabiliyor? İnsan sever olamayıp, taşı yontup taşlaşmayı uygarlık sanıp sadece hayvan sever-doğasever noktasına savrulabiliyor? Elbette her bir güzel şeyi sevelim, koruyalım... Ancak, insanı her bir şeyden önce sevelim ve koruyalım... İnsanı, insanî olmayan duygularımıza kurban etmeyelim... İnsanı sevmeyenin, insan olmayanı sevmesi abesle iştigal... İnsanı sevemeyen birinin, bitkiyi, hayvanı sevmesi gayrimümkün... Hayat anlayışımızda esas olması gereken, “Yaratılanı severim Yaradan'dan ötürü…” (Yunus Emre) ve “Ne olursan, kim olursan ol gel…” (Mevlana Celaleddin Rumi) yaklaşımı... İnsan olabilmenin ve insan kalabilmenin tek çaresi, kadim medeniyet değerlerimizi içselleştirmek... Mesele kurban kesmekten öte bir hâl... Yoksa mesele kurban olmak ya da her bir değerimizi nefsimize kurban etmek noktasına evrilir...
Kurban kesmek, kurban olmak; bir araç değil, amaç... Hiçbir şey, hiçbir insan sadece bir çıkar için kullanılan bir araç olamaz... Bu, pazarlık konusu da olamaz... Sömürü ve zulüm odaklı geçici kazançlar, aslında, uzun vadede çok daha büyük kayıplar, kurbanlar vermek demek... Kadim medeniyet değerlerimiz ve evrensel normlar, hayatımızın fırtınalı denizinde demir attığımız limanlardır, unutmayalım... Onları kaybettiğimizde, nereye gittiğimizin bir önemi kalmaz... Mühim olan, canlara can olabilmek, onlara can suyu olabilmek, Hak uğrunda kurban olabilmek... Gerisi, boşa kürek çekmek... Selam, sevgi ve saygılarımla. https://bit.ly/muzafferceven

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.