MUZAFFER ÇEVEN

MUZAFFER ÇEVEN

SUYU ISINMAK…

SUYU ISINMAK…

Su, rengi, tadı ve kokusu olmayan, yaşamın temel parçası olarak bilinen madde… Hak buyruğu: “Her şeyi su ile hayatlı kıldım.” (Enbiya 30)… Su, yanıcı bir madde değil, ateş söndürücü… Suyun bileşimindeki oksijen yakıcı bir gaz, hidrojen ise yanıcı bir gaz… Oksijen ve hidrojenin, 2 hidrojen ve 1 oksijen atomunun birleşmesi, söndürücü hâle dönüşmesi… Su (H2O)… Birkaç damla su… Suda kodlanmış her bir şey…”İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su…” (Necip Fazıl Kısakürek)… İnsan, ırmak ve su… Dünya’nın %29’u kıtaları ve adaları barındıran karalardan, %71’i okyanuslar-göller-nehirler ve diğer tatlı su kaynaklarını da barındıran hidrosferden ibaret... Gökyüzünde her şimşek çaktığında, havadaki oksijen molekülündeki oksijen atomları (O2) birbirinden ayrılır… Birbirinden ayrılan oksijenler tek başlarına kalamazlar; diğer oksijen molekülleriyle (O2) birleşerek O3’ü, ozonu meydana getirirler. Ozon, dünyaya gelen zararlı ışınları kırarak canlıların zarar görmesini engeller… Ozon tabakası olmasa, insanların ve diğer canlıların büyük çoğunluğu kanser gibi hastalıklara yakalanırdı… Şimşek çaktığında havada meydana gelen ısıyla beraber, havadaki azot (N2) oksijen molekülüyle (O2) birleşerek azot oksitleri meydana getirir… Azot oksitleri ise yağmur damlacıklarında çözünerek nitröz ve nitrik asit meydana getirir… Nitröz ve nitrik asitler, toprağı gübreleyen ve bitkiler için çok önemli olan azot kaynağı… Şimşek çakar, yıldırım düşer… Cemre düşer… Cemre, düşünce, her bir şey ısınmaya başlar… İlk cemre, 19-20 Şubat'ta havaya; ikinci cemre 26-27 Şubat'ta suya ve üçüncü cemre 5-6 Mart'ta toprağa düşer…

Kimin ve neyin suyu ısınır? Kimin ve neyin suyu çıkar? Bedenimizin ortalama %60'ı su… Vücudumuzdaki suyun üçte ikisi hücrelerimizde ve üçte biri hücrelerimizin dışında… Su… Su, hayatî fonksiyonlarımızı sürdürebilmek için gerekli… İşin suyu çıkarsa, dışımızdaki ve bizdeki su devre dışı kalır… Herkesin suyu bir gün ısınır, önemli olan ateşi söndürmeyi bilmek… Ölünce, teneşire yatırılmadan evvel, suyumuz ısınınca (ortalama vücut sıcaklığına yakın bir derecede olan suyla) gasılhanede son kez yıkanırız… Suyumuz ısınınca, son görev kısmetse yapılır, yıkanıp kefenleniriz… Suyumuzun ısınması, su olmadan da mümkün… Hakkın hükmü vaki olunca, suyumuz ısınmasa da diğer âleme intikal ederiz… Suyun ısınması bile kısmet… Yanıp kül olanın suyu, su olmadan ısınır…

Suyu ısınmak (kaynamak); birinin kabahatlerinin göz ardı edilemeyecek noktaya gelmesi, çok tehlikeli bir işin içine girmek, kötü sona yakın olmak, çalıştığı yerden kovulmaya, azar işitmeye yakın olmaya veya başına kötü bir iş gelmeye yakın olmak… Suyu çıkmak; birinin ya da bir şeyin, beğenilmeyecek bir tarafı, kusuru olması anlamında… Bir kıssa… Zamanın birinde, küçük bir yerde yaşayan yaşlı bilge bir adam varmış… Bilgenin sözlerini kaale almayan biri bilgeye karşı gelmiş, bilgeye haddini, maksadını aşan sözler, uygunsuz sözler söylemiş… Bilge sabırla söylenenleri dinlemiş… Bilge, alay ve hakaret dolu sözlerin neticesinin söyleyene geri döneceğini usulünce dillendirmiş… Kendi ipini kesen haddini bilmezin suyu ısınmış, başına gelmedik kalmamış… Haddini aşan pişman olmuş; ancak nâfile… İş işten geçmiş, itibardan düşmüş, sözü dinlenmez olmuş…

Suyun ısınması ya da soğuması… Suyun, beden ısısıyla ne kadar uyuştuğuna bağlı… Kimine sıcak kimine soğuk olması suyun, suyun her bir kimseye tesiri ile alâkalı… Bahane suda mı, suyun temas ettiği yerde mi? Su, kaynatılıp başımızdan aşağı dökülse ne olur? Olan olur, yanarız… Buz gibi suya dalsan ne olur? Kaskatı kesiliriz, donarız… Suyla oynamaya gelmez, boğuluruz… Unutmayalım suyun hafızası var… Suya yazılan kayıtta… Suyumuz ısınmadan, muhabbetimizin doruk yaptığı noktada, dostlarla aramızda su sızmadan, derdimizi anlatmak için bin dereden su getirmeye gerek yok… İnsan bu, bir bardak suda fırtınalar koparmaya meyilli… Elini sıcak sudan soğuk suya sokmayanlara sözümüz yok… Bir kaşık suda boğulur böylesi kafalar… Ne diyelim, ne demeyelim? Su, her şeyin özü… Susuz hayat mümkün mü? Ekmek elden su gölden diyenler, gözlerindeki bir damla suyu bile israf etmeme derdindeler… Düşünce çilesi, gözler sulanmadan, kalpler buğulanmadan çekilir mi? Bilen bilir, her bir kimseyi kendi gibi bilir… Özü, suyu bozuk olanın, elbette bir gün olur, planları suya düşer… Sözün fayda vermediği hengâmede havanda su dövülür… İnsanın huyu suyu değişmez dense de, insanın suyu ısınınca, saman altından su götürülünce, neler değişmez ki? Her bir sır, su yüzüne çıkmaya görsün, neler değişmez ki… Dönüp baktığımızda mâziye, her şeyin su gibi akıp gittiğini, elimizde içecek suyun kalmadığını geç de olsa anlarız… Çalışıyor görünenlerin, işin suyunu çıkaranların; köprünün altından çok sular akıp gittiğini söylemekten başka bahaneleri kalmayınca, su koyuverecekleri su götürmez bir gerçek! Derdimiz, birilerinin kulaklarına kar suyu kaçırmak… Kimse heveslenmesin, pişmiş aşa su katacak değiliz; tek derdimiz, su akarken testiyi doldurmak… Değişime direnenlerin sudan bahaneler uydurmasına, tembellik yapmasına alışkınız… Ne yapalım, anlayan anlar; anlamayan da anladığı gün sudan çıkmış balığa döner… Bunca sözden sonra, sudan ucuz yaklaşımlarla suyu hâlâ bulandıranlara, suyu yokuşa sürenlere ne diyelim ki… İhtiyacımız olan, adamın hası olan taşı sıksa suyunu çıkaranların çoğalması... İleriye bakabilmenin yolu, böylesi yoldaşlarla yürümeye bağlı… Bizi biz kılan bilge insanların yüzü suyu hürmetine dimdik ayaktayız… Sözüm ona bilge geçinen suya sabuna dokunmayan dilli düdüklerle, suyun başını tutamayız…

Yüreklere su serpelim, işimizi düzgün yapalım ki suya gerçekten çizgi çizebilelim… Suya çizgi çizmek, suya yazı yazmak, her ne kadar, kalıcı olmayan, bir sonuca varmayan, boşa giden çaba gibi anlaşılsa da, suyun hafızası olduğu gerçeğine göre, her bir şeyi sular seller gibi bilelim… Çalışalım, engelleri aşalım, akan su yosun tutmaz… Yine de elden tedbiri bırakmayalım, suyun sessizinden, insanın sözsüzünden korkalım... İşin kolay tarafına kaçmayalım, ‘su akar yatağını bulur’ rehavetine kapılmayalım... İşten kopmayalım, ‘nasılsa suyu getiren de bir, testiyi kıran da’ demeyelim… Biz bize engel olmayalım… Taşıma suyla da olsa, değirmeni döndürelim… Zaman her şeyin ilacı, insanın suyu ısınsa da, sabırlı olmak gerek… Mâlum, sular bulanmayınca durulmuyor... Tedbiri de elden bırakmamak gerek… Suyun yavaş akanından, insanın yere bakanından korkmak lâzım... “İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya; bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya. Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak; benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.” (Necip Fazıl Kısakürek)… İyisi mi, suyumuz ısınmadan önce içimizi ısıtalım, sonra bize bakan yüzleri…

Olmayan su ısınsa ne olur, dünyada susuzluk çekilirken… Su olmayınca, damlaya damlaya göl değil, içimiz dışımız çöl, kan olur… Yolumuz yol olsun, su testimiz suyolunda kırılsın… Selam, sevgi ve saygılarımla.

Bu yazı toplam 1942 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
MUZAFFER ÇEVEN Arşivi
SON YAZILAR