YOL, KİMİN YOLU?
Atasözümüz, “Söz gümüşse, sükût altındır.” der.
Altın değerinde olan, susmak değil; sükût… İkisi de ‘sessizlik’ ama aralarında dağlar var…
Sükût, düşünerek, iradeyle, bir maksadı ima ile ifade; konuşmamak, sözden daha mânâlı olacağı için sessiz kalma… Susmak ise acizlik ve çaresizlik… Sükûtla, tasvip veya ret inceliklerini daha güzel ifade edene “sükût buyurdu” denir. Aksi hale “sustu kaldı” denir. Biri seçim, öbürü mecburî istikamet…
Napolyon, “Boş söz veba hastalığı gibidir” demiş. Veba başına gelen en tehlikeli hastalık…
Boş konuşana “Sus!” denir, sükût et denmez.
Suçluya, “Susma, konuş!” denir, sükût etme denmez. Suçlu, avukatı gelene kadar, “susma hakkını” kullanır, sükût hakkını değil… ‘Susmak’ çaresizlikten dolayı başvurulmak zorunda kalınan son sığınak; yanlış bir şey söyleyip, suçu arttırmamak için… Oysa ‘sükût’ rey beyanıdır. Çaresizler susar; büyükler, sözün yeri ve zamanı değilse sükût ederler… Sözü israf etmezler.
Adamın biri, duymuş bir büyük zatın güzel nasihatler ettiğini… Gideyim, sözlerini dinleyeyim istifade edeyim demiş… Gitmiş… Fakat büyük zat, sessiz oturuyor… Adam da, öfkelenmiş, nasihat dinlemeye geldik, ağzından tek söz çıkmıyor, demiş ve ayrılmış. Bunu da önüne gelene söylemiş. Bu durum büyük zata söyleyenler, şu cevabı almış: “Sükûtu anlamayan, sözü hiç anlamaz”. Sükûtu altın olanın, sözü hele ameli, haydi haydi altın olur.
Yol; sözü de, sükûtu da, hattâ ameli de altın olanın yoludur.
Kanalımı takibe alarak destek olur musunuz: goo.su/AliErdal

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.