Küre Köyü Endemik Bitkileri
Değerli okuyucularım, yazılarımızın çoğunluğu hayatın az bilinen yaşamsal esasları hakkındadır. Bu arada ilimiz özellikle de doğup büyüdüğüm bölge ve köyüm hakkında yazı yazmam gerektiğini hissediyorum. Bu ihtiyaç yaşanan yeni gelişmeler sonucu bir acil zorunluluk kazanmaktadır. Köyde doğmak, tabi inanırsanız büyük şans. Köyü ve yaşamını bildikten sonra devletin kritik stratejik planlarında bulunacak noktalarda çalışmak, bu esnada da akademik dünya ile haşır neşir olmak. İşte tüm bu süreçlerde kazanılan bilinç ve bilişsel yapı kişiye düşün ve eylem dünyasında son derece kritik eşikler atlatıyor. Üstüne meslek gereği ülkemizin birçok ili ve yöresi ile dünyanın farklı ülkelerinde bulunmak yaşadığımız coğrafyanın ne kadar zengin ve korunması gereken hazinelere sahip olduğunu gösteriyor.
İlimizin sahip olduğu, Allah’ın bize bir lütuf olarak sunduğu konulardan birisi de bitkilerdir. Burada bitkilerin önem ve değerini yazmaya kalksak sayfalar yetmez. Bitkileri önemli kılan noktalardan birisi de yöreye özel, yani endemik olmalarıdır. Endemik bitki; dünyada sadece belirli bir yer, coğrafya ve bölge/noktada yetişen, başka bir yerde yetişmeyen nadir ve değerli bitki türüdür. Herhangi bir nedenle bu bitkiler yok edildiği zaman bir daha bulunma şansları yok. Bu kapsamda devletimiz gerekli düzenleyici esasları ilgili kanun ve yönetmelikler ile tespit etmiştir. Yani bu değerleri doğrudan veya dolaylı olarak etkileyecek her faaliyette endemik bitkiler değerlendirmeye alınması kanuni bir zorunluluktur.
Bilecik özelinde, özellikle bitki hazinesi kapsamında yapılan en kapsamlı çalışmadan bahsetmeden geçemeyiz. Yapan ve yaptıranlara bir kez daha müteşekkiriz. Eserin adı “Bilecik Florası”. Yazarları, değerli araştırmacı ve bilim insanları; Prof. Dr. Atila Ocak, Öğretim Görevlisi Dr. Derviş Öztürk ve Ziraat Mühendisi İsmail Kara. O zaman Öğretim Görevlisi olan Derviş Öztürk şu an Doç. Dr. olarak şu an Prof. Dr. Atila Ocak ile birlikte Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde görev yapmaktadırlar. Eser bildiğimiz kadarıyla tek baskı yapmıştır. Eser, 2017 yılında Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Yayınları tarafından basılmıştır ve kıymetli bir envanter niteliğindedir.
Eserin ortaya çıkması uzun bir çalışma dönemi sonucunda olmuştur. Literatür ve arazi çalışmaları sonucunda eserde toplam 1079 bitki türü fotoğrafları ve kısa bilgileri ile yer almaktadır. Burada asıl dikkatimizi çeken 99 türün ilimize ait endemik bitkiler olmasıdır. Yani Bilecik Florası’nın %9.17’si endemik bitkidir. Gezerken göreceğiniz ortalama 10 bitkiden birisi endemiktir. Böylesi bir hazine dünyada çok az bölgeye ve ile nasip olur. Bu tabi ki tesadüfü değildir. İlimiz yer yüzü şekilleri, toprak ve hava yapısı, su kaynakları açısından eşsiz bir potansiyele sahiptir. Neredeyse dört bölgenin kesiştiği yerde bulunan kendisi küçük, değerleri eşsiz ilimizin bu hazineleri, fark edilip korunmayı beklemektedir. Özellikle Sakarya Vadisi, Söğüt-Bilecik üçgeni her bakımdan ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Yakınımızdaki neredeyse bir Avrupa ülkesi kadar nüfus ve işlevdeki İstanbul’u besleyecek tarımsal üretim ve su kapasitesine sahip bu bölge florası, hava akımlarının kalitesi açısından da özeldir. Devletin ve devleti temsil eden kişilerin öncelikli görevlerinden birisi sahip olunan değerleri tavizsiz korumalarıdır. Bu sadece kanuni değil aynı zamanda vicdani ve tarihi bir sorumluluktur, zorunluluk.
Tabi eseri alınca bir bilim insanı olmanın verdiği sorumlulukla biz de köyümüzde bu bitkilerden neler var diye kitabı incelemeye koyulduk. Doğduğum andan itibaren tarlaların, kirazlıkların, bağların içinde büyüdüm. Çocukken arazide boyumdan büyük tezeklerin arasında koşturdum. Bu yazıyı yazarken bile kırlık dediğimiz iş kıyafetlerim üzerimde. Çünkü çalışmaktan yeni döndüm. Yazıyı köyde bir dut ağacının altında yazıyorum. Tepeme rüzgârın etkisiyle olgunlaşan dutlar düşüyor. Şu anda bir aydır devam eden kiraz sezonu bitmek üzere. Günde kamyonlarca kiraz büyük illere taşındı. Şu anda bile bir kamyon kiraz yüklenmeye devam ediyor. Bu esnada öğrendik ki arpaları biçmeye başlayan biçerdöver tarlada arıza yapmış. Sonra kavun, üzüm vs. Hatta yakın akrabam (yılda 30 tondan fazla kiraz üretimi yapar) Akardere üstü, Malca Yaylası Mevkisindeki kirazlıklarında daha 15 gün kiraz toplayacak.
Yani Küre Köyü Anadolu’da çok özel bir coğrafya. Peki konumuza dönecek olursak Küre arazisinde Bilecik’teki 99 endemik bitkinin ne kadarı yer almaktadır? Kitabı açıp bitkileri 60 yıllık Küre yaşamım ile karşılaştırmaya başladım. Ama bu yeterli değildir. Bizim gezdiğimiz, işlem yaptığımız yerler bellidir. Ama çobanlar her yeri, her şeyi bilir. Hayatları arazide geçer. Başarıları araziyi ve doğayı doğru okuyabilmelerine bağlıdır. Aslında onlar çok değerli hazinelerdir. Biyoloji dahil kendi çaplarında uzmandırlar. Birçok pratik başarılı tedaviyi kolayca yaparlar. Yani, kısacası köyden çoban abilerimizi, kardeşlerimizi çağırıp bu endemik bitkilerin hangileri bizim arazimizde, nerelerde varlar ve hatta yöresel adları neler, nerelerde, nasıl kullanılır diye sorduk. Kendileri de eserdeki bilgilere bakarak tek tek anlattılar. Eserdeki endemik bitkilerin ne kadarı bizim köyde? Sıkı durun beyler kitapta yer alan 99 endemik bitkinin 57 tanesi bizim arazimizde de mevcut. Peki nerelerde yoğunlaşıyorlar diye sorarsanız Bilecik Söğüt yolu ile Akardere arasında. Aksini iddia eden gelsin somut olarak ispatlasın. Sayı bununla da sınırlı değil. Tabi 57 sayısı kitap ile sınırlı. Bilimsel düşünce ve metodoloji alt yapımız yine bizi rahat bırakmadı. İnternette kısa bir araştırma sonucu kitapta yer almayan bazı endemik bitkilerin de bölgemizde olduğunu tespit ettim. Karl Popper’in dediği gibi bilim yanlışlanabilir. Ancak bu bilimsel olarak sadece somut olarak ispat edildiğinde gerçekleşebilir. Dediğim gibi aksini ispat edecek kâğıt üzerinde birkaç cümle ile değil hayatı burada geçmiş Küreliler gibi, dönem dönem ve santim santim Küre arazisini gezip tespit yaparak iddiasını somutlaştırsın.
Kısacası 57’den fazla endemik bitki türü içeren Küre arazisi değil Türkiye’de dünyada çok özel bir yere sahiptir. Bu araziyi ve florasını Küreliler şu ana kadar koruyup günümüze kadar getirdiler. Bu hazineleri korumak sadece yasal bir zorunluluk değil insani bir sorumluluktur. Sizi onu sizler korumazsanız o bizlerden çok acı intikamını alır. Hatta alıyor. Bunu yok saymaya çalışanlar ile gözü, kulağı ve kalbi mühürlüler için kamuoyuna şimdilik küçük bir not düştüm. Yeni yazımızda görüşmek dileğiyle…..

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.