Doç. Dr. Muzaffer AYDEMİR

Doç. Dr. Muzaffer AYDEMİR

SAVAŞI ANLAMAK

SAVAŞI ANLAMAK

Değerli okuyucularım, son günlerde savaşla yatıp savaşla kalkar olduk. Savaş da tıpkı doğal olaylar gibi hayatın bir gerçeğidir. Eğer ona hazır olmazsanız yıkıcı sonuçlarını çok acı bir şekilde yaşarsınız. Doğadan örnek vermek gerekirse en güzel örnek depremdir. Deprem dünya fizyolojisinin bir sigortası, yaşamsal kaynakların insanlara ulaşmasının en kısa yollarından birisidir. Dünya bu yolla biriken enerjisini boşaltır, içinde sakladığı kaynakları yaşamın kullanımına sunar ve tekrar dengeye gelir. Ancak depreme hazır olmayan, bilimin esaslarına, doğanın kanunlarına kayıtsız kalanlar ise bu serkeşliklerinin bedelini hayatları ile ödüyorlar. Aynı kural savaş için de geçerlidir.

Girişte de belirttiğimiz gibi gündem konularına kısa bir göz gezdirdiğimizde karşımıza ilk çıkan toplumsal konulardan birisi savaştır. Özellikle bizim gibi coğrafyada yaşayan milletlerin kaderini belirleyen yaşadığı savaşlar olmuştur. Yüksek dağ kitleleri (Balkanlar, Kafkaslar), aktif inançların merkezi (Ortadoğu), su kaynakları ve medeniyetlerin, kültürlerin kesiştiği, kaynaştığı, mücadele ettiği coğrafyanın merkezinde yaşayan milletimiz savaşların görünmeyen ama gerçek sebeplerini anlamazsa medeniyetler, milletler mezarlığına kısa sürede defnediliriz.

Savaş denildiğinde bize öğretilen, onu yönetenler, harekatın safhaları, aradaki özel olaylar gibi konulardır. Bu öğretilere göre değerlendirdiğimizde düşünen akıllarda cevaplardan çok sorular beynimizi zorlamaya başlar. Ancak diğer konularda olduğu gibi soruların cevaplarını bulmak için genel çerçevenin dışına çıkmak gerekir. Zaten savaşın bilinen nedenleri salt gerçekler olsaydı bunları ortadan kaldırarak savaşları tarihten silerdik. Böylece dünyada artık savaş gibi bir olgu kalmazdı. Ama yaşananlar asla öyle olmadığını bize göstermekte.

Tarihte olduğu gibi günümüzde de ve hatta günümüzde geçmişte olduğundan çok daha fazla bir şekilde bir ulusun saygınlığı sahip olduğu askeri prestiji ile ölçülmektedir. Günümüz ulusları, özellikle büyük ulusların yöneticileri sarsıcı ikilem yaşamaktadırlar. Ekonomik refahı yükseltmek için maliyetli askeri harcamalardan kaçınmak ya da onlardan çok daha ağır maliyetler neden olacak istilaları önlemek için silahlanmak. Bir ulus rakiplerine karşı ancak güçlü bir ordu ile varlığını koruyabilir. Tarihsel süreçte güçlü ve zayıf uluslar arasında yaşananlar av ile avcı arasındaki mücadeleden farklı değildir.

Kendisini korumak için güçlü bir ordu oluşturan milletler bir süre sonra fetihlere niyet ederler. Geçen yüzyılda Avrupa’nın ortasında yaşayan Almanlar kendilerine kimsenin saldıramaması için güçlü bir ordu teşkil ettiler. Başlangıçta kendisini güçlü komşularının saldırısından korumak için yapılan bu girişim bir süre sonra çevresinin istilalarına neden oldu.

Günümüz koşullarında yaşanan dengesizliklerde silahsızlanmanın eş anlamı köleliktir. Bu düşünce, inanç sadece günümüz için geçerli değildir. İnsanlık tarih boyunca hep böyle olmuştur. Geleceğini hayaller üzerine kuran uluslar yere sağlam basan güçlü çizmeleri önce öpmek zorunda kalırlar, bir süre sonra da altında ezilirler.

Bir ulusun maddi birikimi, sermayesi bir savaşta yok edilebilir. Bir ulusu diğerlerinden ayıran zekasının örgütlenme yeteneğinin, teknik kapasitesinin oluşturduğu manevi sermayesi yıkılmaz olduğunda kaybettikleri maddi birikimleri hızla yeniden inşa ederler. Geçen yüzyılda Almanya bunun en güzel örneğini gösterdi. Birinci Dünya Savaşı sonrasında ekonomisi hayal edilemeyecek derecede çöken ülke çeyrek asırdan kısa sürede öncesiyle kıyaslanamayacak bir askeri güç oluşturmayı becerdi. Bunun ilk nedenleri birkaç asırda oluşturabildiği toplumsal bilinç ve disiplin ile sahip olduğu teknik ve bilimsel birikimdir.

Geçmişte savaş kararlarını veren hükümdarların hırslarından doğan çatışmalar bir zorunluluk değildi. Ancak bu durum günümüzde değişmiştir. Günümüz savaşları geçmişteki nedenlerin üzerine yeni bir olgu eklemiştir. Toplumsal çıkarlardan kaynaklanan savaşlardan kaçınmak artık zordur.

Değerli okuyucularım savaş gibi güncel bir konuda bilgilendirmelerimize başladık. Tabii savaşların ruhunu 1-2 sayfaya sığdırmak mümkün değildir. Yeni yazımızda görüşmek dileğiyle……


Bu yazı toplam 219 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Doç. Dr. Muzaffer AYDEMİR Arşivi
SON YAZILAR