ÖNYARGI, YARGI…
Yargının önü arkası yok, sonuçları var... Yargı, kaygıya ve zanna ilintili olduğunda ve yargı önyargı devreye girer... Beynimizde birçok veri akışını yönetebilmek için kestirme yollarla çarçabuk kararlar almayı marifet zannederiz... Bu, bizi gerçeğin kendisinden uzaklaştırarak önyargı ve yargı labirentine yönlendirir... Önyargı; henüz deneyimlenmemiş, üzerine düşünülmemiş ve genellikle eksik verilere dayanan peşin hüküm, tanımadan mahkûm etme hâli... Yargı, bir kişi, durum ya da olay hakkında bilgiye, gözleme veya kanıta dayanarak ulaşılan değerlendirme ya da sonuç... Yargı; akıl yürütme ve değerlendirme süreci içerir, sonradan değiştirilebilir; yeni bilgi geldiğinde yargı da dönüşebilir... Hukukta yargı; haklı-haksız ayrımı yapma, karar verme yetisi... Felsefede yargı; doğru-yanlış, iyi-kötü gibi ayrımların zihinsel ifadesi...
Önyargı, aslında hayatta kalma mekanizması... Günümüzde önyargı; savunma aracından ziyade iletişim bariyeri (kalıpyargı, stereotype)... “Önyargı, aklın önündeki en büyük engeldir.” (Mevlana Celaleddin-i Rumi)... Bu durum, bireyleri ait oldukları gruplar üzerinden değerlendirmemize neden... Önyargı, görünmez duvarlarıyla düşüncelerimizi sınırlayan, gerçekliği çarpıtan ve insan ilişkilerini zedeleyen zihinsel yapı... Önyargı, beynimizin enerji tasarrufu yapmak için geliştirdiği bilişsel kısayol... Bir bilgisayarın sık kullanılan programları ön belleğe alması gibi, zihnimiz de karşılaştığı uyaranları hızlıca kategorize eder... Önyargı, hayatta kalmamıza yardım eder; ancak sosyal ilişkilerimizde sorunlara yol açar... Önyargı, bir bakıma, zihnin tembelliği... Detaylı düşünmek yerine hazır kalıpları kullanmak, hazır yemek tüketmek gibi... Önyargı, çarpık bir ayna misâli... Gerçekliği olduğu gibi yansıtmak yerine, kendi eğriliklerimizle bozulmuş bir görüntü sunar... Bu aynada başkalarıyla değil, aslında kendi korkularımızla, eksikliklerimizle ve öğrenilmiş kalıplarımızla yüzleşiriz... “Önyargılar, insanların ruhunu zincirleyen görünmez prangalardır.” (Victor Hugo)... Önyargı, gerçekliği süzen bir filtre... Bu; deneyimlerimizin, kültürümüzün ve sosyal şartlarımızın şekillenmesi... Maalesef bu filtre sadece bildiklerimizi geçirir, yeni ve farklı olana engel koyar... Önyargı, zihnimizi bilgi çöplüğüne dönüştürür... Önyargı, sosyal bir virüs gibi yayılır... Aileden, eğitim sisteminden, medyadan, kültürel açmazlardan ve bilgi kirliliğinden bulaşır... “Önyargı, hakikatin en büyük düşmanıdır.” (Francis Bacon)... Kendini sorgulamayan zihinlerde kolayca çoğalır... Önyargının sosyal maliyeti, bireysel olandan çok daha ağır... Tarih, önyargının nasıl ayrımcılığa, şiddete ve toplumsal parçalanmaya yol açtığının misâlleriyle dolu... İş hayatında yetenekli insanların göz ardı edilmesinden, eğitimde fırsat eşitsizliğine, gündelik ilişkilerde yanlış anlaşılmalardan, uluslararası çatışmalara kadar önyargının etkisi her yerde mevcut... Toplumsal önyargı, bir gölge bizi takip eder... “Önyargı, aklın hastalığıdır.” (Voltaire)... Önyargıdan nasıl mı kurtuluruz? Kendimize egemen olarak, sorarak, soruşturarak ve işin aslını öğrenerek... Önyargıyı aşmanın yolu; onun varlığını kabul etmek sonrasında zihnimizin işleyişini gözlemlemek (meta-biliş), önyargılarımızı fark etmek... Bir bilim insanının kendi deneyini gözlemesi gibi, kendi düşünme vetirelerimizi/süreçlerimizi izlemek... Empati kurmak ve merhamet etmek... Önyargının temel nedeni, bilgisizlik ve kısır döngüler... Farklı kültürler, bakış açıları ve deneyimler, zihinsel kalıplarımızı kırmamızı sağlar... Önyargı labirentinden çıkış, kolay bir yolculuk değil... Kendimize yönelik sorgulama ve öz-eleştiri yapmak önemli... Zihnimiz bir bahçe... Önyargı, istilacı yabani ot... Önyargının üstesinden gelmek; âdil bir toplum inşa eder ve bize kendi zihinsel ve ruhsal özgürlüğümüzü kazandırır... “Önyargıları yok etmek, atomu parçalamaktan daha zordur.” (Albert Einstein)...
Yargı; insan zihninin en temel işlevi... Bir çekiç, hem ev inşa etmek hem yıkmak için kullanılır... Yargı da öyle... Hem yapıcı hem yıkıcı olabilir... Yargı, terazi gibi... Terazinin bir kefesinde gerçek, delil ve mantık; diğer kefesinde duygu, önyargı ve deneyim yer alır... “Bilgi, önyargıyı yener.” (Platon)... Âdil bir yargı, iki kefenin dengelenmesi demek... Yargı, keskin bir cerrah bıçağı gibi... Usta bir cerrahın elinde hayat kurtarır; deneyimsiz birinin elinde ise hasar bırakır... Yargı, hem güçlü hem tehlikeli... Yargılamak, aslında bir güç gösterisi... Birini veya bir durumu yargıladığımızda, kendimizi nerede ve nasıl gördüğümüz mühim... Unutmayalım, “İnsanları yargılarsan, onları sevmeye vaktin kalmaz.” (Albert Camus)... Sürekli yargılama hâli, dış dünyaya karşı esnekliğimizi azaltır... Katı yargı, değişimin önündeki en büyük engel... Hayat bu, bugün ‘yanlış’ dediğimiz şey, yarın yeni bir bilgiyle ‘doğru’ya dönüşebilir... Yargı, bir önceki kuşaktan miras aldığımız, hayatta kalma radarımız... Tehlikeyi hızlıca tespit etmek, dostu düşmandan ayırmak ve çevreyi değerlendirmek için gerekli... Bazen yanlış alarm verse de, onu tamamen devre dışı bırakamayız... Yargı, dünyayı anlamlandırmak için kullandığımız zihinsel haritamız... Deneyimlerimizle, kültürümüzle ve öğretilerimizle çizilen harita... Yargı, zihnimizin bağışıklık sistemi gibi... “İnsanları yargılamadan önce kendini tanı.” (Konfüçyüs)... Sağlıklı olanı yararlı; ancak aşırı aktif bağışıklık, sistemi çökertir... Yargı, dünyaya baktığımız bir lens gibi... Net, temiz bir lens gerçeği olduğu gibi görmemizi sağlar... Kirli, çizik veya renkli lensler ise gerçekliği çarpıtır... Yargılarımız da öyle... Sosyal yargı ise, toplumun birleştirici unsuru... Adâlet, ahlâk, etik, norm olmadan yapılan yargı; toplumu bozar... Her birimizin vicdanı, bir yargıç aslında... “Bir insanı tanımadan hakkında hüküm vermek, karanlıkta yol almaya benzer.” (Goethe)... Kendimizi, başkalarını, olayları durmadan yargılarız... İç mahkememizde âdil olmalıyız ki, zulüm olmasın... Yargının neticesi, meyve tadında olmalı... Olgunlaşmamış yargı, ham meyve misâli... Sağlıklı yargı, akan bir nehir gibi... Donduğunda (tabuya dönüştüğünde) esnekliğini kaybeder... Çok hızlı aktığında (düşünmeden verilen yargıda) kontrol edilemez... Dengeli akıştır, sağlıklı yargı... Yargıdan uzaklaşmak, pratikte zor... Amaç yargıyı ortadan kaldırmak olmamalı, onu adâlete ve hakkaniyete dönüştürmek olmalı... Zihnimiz bir bahçe, yargılarımız ise bahçedeki bitkiler gibi... Hoşgörü, şefkat, adâlet... Diğerleri, ön yargı, küçümseme, katılık... Yargı, insan olmamızın ve insan kalmamızın gereği... Sorun yargıda değil, onu nasıl ve ne zaman kullandığımızda ve kişiliğimizde... Yargı, bir müzisyenin enstrüman çalması misâli... Usta bir müzisyen, enstrümanından hem hassas hem güçlü sesler çıkarır... Ehil olmayan ise, sadece gürültü çıkarır... Sağlıklı ve doğru yargı için; yargılarımızın farkında olmak lâzım... Yargılarımızı gözden geçirebilme esnekliği lâzım... Yargılarken insanlığımızı unutmamak lâzım... Ne zaman yargılayıp ne zaman yargıyı askıya alacağımızı bilmek lâzım... En sert yargılarımız genellikle kendimize yönelik olanlar... Kendimize karşı nâzik ve âdil olmayı öğrenmeden, başkalarına karşı gerçek adaleti sağlayamayız...
Kadim medeniyetimizde önyargı ve yargı, derinlemesine düşünülmüş ve adâletin sağlanmasında titiz davranılmış... İbn Rüşd, aklın ve mantığın önemini vurgulayarak, önyargıların insanın düşünme yetisini engellediğini belirtmiş... İbn Sina, insanın yargı yetisinin doğru bilgiye dayanması gerektiğini savunmuş... İmam Gazali, insanın önyargılarla hareket etmesinin adâlet anlayışını zedeleyeceğini söylemiş... Mevlana Celaleddin Rumi, kalbin temizliğinin yargıda önemli olduğunu belirtmiş... İbn Haldun, toplumların önyargılarının bireylerin yargılarını etkilediğini ifade etmiş... Kadim medeniyetimizde önyargı, akıl ve mantık ile aşılması gereken bir engel olarak görülmüş; yargının da, adâlet ve tarafsızlık gerektiren bir süreç olduğu ifade edilmiş, insan olmanın ve insan kalmanın gereği yapılmış...
Önyargıdan arınmak, insan biyolojisine aykırı; ancak önyargıların farkında olmak ve onları askıya almak mümkün... Yargısız bir dünya ütopik... Âdil bir yargı ve farkındalıkla kontrol edilen önyargı daha yaşanabilir bir toplumun anahtarı... Zihnimizdeki pencereleri temiz tutmak, dünyayı olduğu gibi görmemizi sağlar, görmek istediğimiz gibi değil... Bu da, kendimize ve kendimizin dışındaki her bir bireye anlayışla, saygıyla ve sevgiyle davranabilmeyi gerektirir... Ne kendimizi, ne de başkalarını kullanalım... Kendimize egemen olalım, başkalarına değil... Gizli benlik duygumuzun kendimize ve başkalarına baskı yapmasına geçit vermeyelim... Selam, sevgi ve saygılarımla. https://bit.ly/muzafferceven

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.