• BIST 89.553
  • Altın 349,945
  • Dolar 6,7005
  • Euro 7,2349
  • Bilecik 9 °C

SIRA DAĞLAR GİBİ ANALAR MİLLETİ DOĞURANDA ANA, AYAKTA TUTANDA …

Doç. Dr. TANER BİLGİN

Uzun bir aradan sonra yeniden merhabalar. Bunları biliyor musunuz? İsimli köşemizde 8 Mart Dünya Kadınlar günü hasebiyle bu hafta yine tarihte gerçekleşen enteresan bir hadiseyi ifade etmeye çalışacağım.

Bildiğiniz gibi üzerinde yaşamış olduğumuz coğrafya, Osmanlı Devletinin neşvünema bulduğu aynı zamanda Milli Mücadele yıllarında önemli savaşların gerçekleştiği son derece değerli ve her noktası tarih kokan bir şehir. Dolayısıyla bu topraklar da birçok kahramanlık hikâyelerini duymak son derece doğal olsa gerek.

Bugün de anlatacağım olay bunlardan bir tanesi.

I. Dünya Savaşı esnasında bütün dünya devletlerinin yenilmez dediği İtilaf Donanması Çanakkale önlerine gelmiş ve on ay süren savaş sonunda Çanakkale’nin serin sularına gömülmüştü.

Ancak “Destanlaşan Çanakkale’yi” yazan Türk askerleri için savaş, elbette ki son bulmamıştı. Şimdi sıra gidenin bir daha geri dönmediği Türkülere konu olmuş Arap çöllerindeydi. Irak, Filistin, Hicaz, Yemen çölleri Anadolu’nun aslanlarını bekliyordu.

Anaların dillerinde ise şu Türkü vardı;

Şu Yemen elleri ne de yamandır

Ano Yemen'dir gülü çemendir

Giden gelmiyor acep nedendir?

Burası Muş'tur yolu yokuştur

Giden gelmiyor acep ne iştir?

 

Buna rağmen Mehmetçikler cepheye giderken gözleri arkada kalmamıştı. Çünkü geride sıra dağlar gibi duran analar, eşler, nişanlılar bıraktılar. Amma ille de analar… Osmanlı Anaları…

“Haydi, oğlum haydi git! Ya gazi ol, ya şehit” diyen analar…

Gözyaşlarını gizli akıtan şehit anası olmakla övünen yiğit analar…

Çanakkale şehidine ağlamayı münasip görmeyen kahramanlardır onlar…

Analar, analarımız, ruhlarımıza en etkili damgaları vuranlarımız…

İşte onlardan birini oğlunu askere uğurlayan bir anayı anlatacağız bugün…

 

Çanakkale’deki başarılı mücadelenin ardından Türk askerleri de Arap coğrafyasına doğru hareket etmeye başlamıştı. Bu dönemde sevkiyatlar Demiryolu ile gerçekleştiriliyordu. Bu nedenle de birçok asker Bilecik istasyonundan cepheye gidiyordu.

Yağız delikanlılar, vagonlara doluşmuş. Trenin kalkışı için, kampana çalmış, Bilecik istasyonu hareketlenmişti. Sık sık çakan şimşekler, istasyonun bir köşesinde duran, yaşlı bir Türk anasının, abideleştirilmiş silüetini ortaya çıkarmaktaydı...

Bilecik İstasyon binasında, Soğuğa aldırış etmeyen, beli bükülmüş, soluk benizli, başı yaşmaklı, ihtiyar bir Türk anası çakılmış gibi orada duruyor.

Yağmurdan sırılsıklam olmasına rağmen huşu içinde beklemektedir. Anadolu’nun cefakâr anası ile ona yaklaşan Kumandan Abdülkadir Kemali arasında şu konuşma geçer:

Anneciğim, yağmurun altında niye böyle bekliyorsun?

- Trende oğlum var. Onu uğurlamaya geldim.

Oğlun kimdir, nerelisiniz?

- Söğüt’ün Akgünlü köyünden Mehmedoğlu Hüseyin.

Onu görmek ister misin, çağırayım mı?

- Sana dua ederim. Ona bir çift sözüm var.

 

Kumandan hızlı bir şekilde vagonlara gitti ve Söğütlü delikanlıyı bularak:

- Gel oğlum, seni annen görmek istiyor. Delikanlı vagondan atladı. Hazır ol vaziyetinde, sağ el selam ve ihtiram mevkiinde, Kumandan Abdülkadir'in karşısında emre hazır idi. Beraberce yürüdüler. Muhterem validenin karşısında durdular. Hüseyin annesinin elini öptü. Zavallı valide, ciğer-paresini bir daha kokladı ve dedi ki:

Hüseyin’im, yiğit oğlum benim! Dayın Şipka’da, baban Dömeke’de, ağaların Çanakkale’de şehit düştüler. Bak son yongam sensin. Eğer, minareden ezan sesi kesilecekse, caminin kandilleri sönecekse sütüm sana haram olsun. Öl de köye dönme.

Yolun Şipka’ya uğrar ise dayının ruhuna da bir Fatiha okumayı unutma. Haydi oğul! Allah yolunu açık etsin”

Hüseyin bu sözleri, kalbinin ahd ve vefa derinliklerine gömdüğünü ima eden bir huşu ile dinlemişti. Annesinin elini son kez öpüp, Kumandan Abdülkadir'i selamladı ve gitti.
 

Kumandan Abdülkadir Bey ise bu büyük ruhlu kadınla yalnız kalmış idi, dayanamayarak sordu:

Valide, demek ki sizin soyun erkekleri hep şehid oldular öyle mi?

- Yalnız bizim soy değil oğul. Elli yıldır köylü mezarlığa delikanlı gömmedi. Din dursun da bırak, biz hep ölelim...

Şimdi köyünüzde hiç erkek yok mu?

- Köyümüz bütün erkek dolu!

Bizi beğenemediniz mi? Hiçbir işimiz geri kalmadı. Evvelden nasılsak, yine öyleyiz. Bağrımıza kara taş bağladık. Düşman mahvoluncaya kadar dayanacağız. Yaradanım bana o günü göstermeden canımı almasın.

Kumandan Abdulkadir bu ulu ananın karşısında donmuş kalmıştı. Dayanamadı, gözlerinden iki iftihar damlası salıverdi ve samimi bir kanaatle şu sözleri söyleyerek ayrıldı:

“Milleti doğuran da ANA, ayakta tutan da…”

Bu vesileyle 8 Mart Dünya kadınlar gününü kutlarken, Bilecik valimizden, Milletvekillerimizden ve Belediye başkanımızdan bir rica da bulunmak istiyorum. Bu güzel Türk anasının, abideleştirilmiş silüetini Bilecik İstasyonuna koysak ne güzel olmaz mı?

 

Bu yazı toplam 4164 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Bilecik Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 228 212 40 29 Faks : 0 228 212 40 29