Doç. Dr. Muzaffer AYDEMİR

Doç. Dr. Muzaffer AYDEMİR

AHİLİK VE BİLECİK

AHİLİK VE BİLECİK

Değerli okuyucularım son yıllarda güncel bir konu olan Ahilik gerçekte olduğundan çok daha az bilinmektedir. Ahilik konusunda sahip olduğumuz kaynaklar son derece sınırlıdır. Bunun temel nedeni Ahilerin çok az yazılı eser bırakmalarıdır. Maalesef zaten az olan kaynaklardan günümüze ulaşanlar ise neredeyse yok denecek kadar azdır. Asırlar boyunca farklı kıtalarda faaliyet gösteren Ahiliğin böylesine az kaynağa sahip olması onun hakkında yapılan çalışmaların objektiflikten çok kişisel yorumlara dayalı olmasına neden olmuştur.

Ahilik konusunda yapılan çalışmalar, toplumsal bilgilendirmeler ve özellikle referans alınması gereken akademik çalışmalar ikinci el kaynaklara dayanmaktadır. Bundan daha acı olan ise konunun ilk çıkış noktası olarak kabul edilen tarihi kaynakların gerçeklerden uzak olmasıdır. Bu kapsamda 2. Uluslararası Ahilik Sempozyumu Bildirilerinde konuya ilişkin çalışma yer almaktadır. Bu çalışmada incelenen eserlerde bulunmayan konular varmış gibi kabul edilerek Ahiliğin bilinen temelleri atılmıştır. İlerleyen dönemde benzer şekilde birinci el tarihi kaynakları çalışan değerli bilim insanları yapılan yanlışları düzeltmeye çalışıyorlar.

Ahilik hakkında yapılan çalışmalardaki eksiklikler bunlarla sınırlı değildir. Ahilik sadece bir esnaf teşkilatı olarak ele alınmıştır. Ahiliğin farklı dönemlerdeki farklı işlevleri ve yaşadığı örgütsel dönüşümler bilinmeden konu anlaşılamaz. Bunun olabilmesi için ise farklı disiplinlerden gelen bilim insanlarının birlikte çalışması gerekmektedir. Ahilik araştırması yapan ilk bilim insanları edebiyat, tarih veya ilahiyat kökenlidir. Bunun ana nedeni tarihi kaynakların yazısı ve dilidir. Dönemin yazı ve diline hâkim olan bu değerli bilim insanları sınırlı sayıdaki belgeleri kendi bilimsel nosyonları ile incelemişlerdir. Bu durum ise Ahilik gibi devasa bir olgunun dar bir alana sıkışmasına neden olmuştur. Bu durumda yapılan çalışmalar ise birbirinin tekrarının ötesine geçememiştir. Bir aşa ne kadar su katarsanız sonunda tasınızda aş değil su kalır. Ahilikte de durum bu hale gelmiştir.

Ahilik bilinenin ötesinde çok sağlam temellere dayanan bir örgüt modelidir. Örgütsel model ve işleyişi ise en doğru şekilde yönetimciler inceleyebilir. Ancak yönetim/işletme bilim insanları dönemin yazı ve diline yeterince hâkim değildir. Bu durumda geriye tek bir şey kalmaktadır. Mevcut yazılanlardan bir şeyler türetmek. Bu durum ise konuyu gerçeklerden uzaklaştırmanın ötesine geçememektedir.

Başlangıçta da bahsettiğimiz gibi Ahilik konusu birbirinin tekrarı olan çalışmalar ile sınırlı kalmaktadır. Ahiliğin temelleri çoklu disiplinlerarası çalışmalar şeklinde değil belli disiplinlerden gelen bilim insanlarınca atılmıştır. Ve bunlardan daha da önemlisi Ahilik modelinin tarihsel kökenleri ve kaynaklar kimsenin aklına gelmemiştir. Bu noktada yaşadığım bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Bilindiği gibi 20121 yılı UNESCO tarafından Ahi Evran Yılı ilan edilmişti. Bu kapsamda 13.12. 2021 tarihinde Eskişehir’de iki gün süreyle “Ahi Evran ve Ahilik Bilgi Şöleni” Sempozyumu icra edildi. Sempozyumun bilimsel koordinatörü olan değerli bilim insanı (ki kendisi tamamen birinci el kaynak çalışan ve Ahilik hakkında bilinen birçok yanlışı düzelten kişidir) bizi katılmamız için bilgilendirdi. Özel davet ve inceleme sonucu kabul edinilen bu sempozyuma biz de bir konu ile başvurduk. O esnada ciltler dolusu ölü dilleri incelemekteydim. Konuyu çalışım önerimizi gönderdik. Kabul aldı. Sempozyumdan bir gece evvel tahsis edilen otele gittiğimizde tüm katılımcılar akşam yemeği için dışarıdaydı. Döndüklerinde konusunda uzman olan ve neredeyse tamamı aynı zamanda akademik yönetici pozisyonundaki katılımcılar ile tanışma esnasında sordukları soru bildiri başlığımızın içeriğiydi. Cevabımız ise yarın 13.30’u sunumumuzu beklemeleriydi. Konunun ne olduğunu

burada yazmayacağım. Çünkü merak ve inceleme sonunda öğrendiklerini uygulama sadece bir bilim insanının değil herkesin sorumluluğudur. İlk emir “İKRA” da bu demektir.

Değerli okuyucularım, yazımız biterken aklınıza iki soru gelecektir. Birincisi, hazır bilgi yerine doğruyu arayan eleştiriler. Eleştirel yaklaşımda bulunmak için önce eleştirdiğiniz konularda çalışıp bir irade ortaya koymanız lazım. Biz yıllarca bu uğurda büyük gayret gösterdik. Eserlerimiz bunu göstergeleridir. İkinci olarak da Bilecik ve Ahilik ile ilgili tek bir satır yok. Şeyh Edebali ve Ahilik konusunda birçok çalışma olmasına rağmen bunlara ait somut yeterli eser, birinci el kaynak ortaya konamamakta. Aslın yazılı eserlerden çok daha kıymetli somut kaynaklar gözümüzün önünde. Eğer olaya bu gözle ve yöntemsel bakmaz isek ne Şeyh Edebali’yi ne de Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşunun gerçek nedenlerini anlayabiliriz. Dilimiz döndüğünce bunları ve yukarıda yazdığımız konu ve değerlendirmeler/ eleştirileri ve bunların neden/sonuçlarını ikinci kitabımızda anlatmaya çalıştık. Eğer tarihe not düşecek bir Edebali yılı yapmak istiyorsak zamanımız neredeyse bitti. Bize bu imkânı tanıyan kuruluş gerekenlerin yeterince yapılmadığını görürse kapıyı ilimize sonsuza dek kapatır. Bir daha uluslararası hiçbir girişim karşılık bulmaz. 600 yıllık bir dünya imparatorluğu kuran bölgenin kaderi bu olamaz. Herhalde bunu başaracak birikim ve yeteneğe sahip birileri vardır. Bu iş sadece bürokratların işi değildir. Atanan bir süre sonra çantasını alır gider ama bizler ve gelecek nesillerimiz burada yaşayacağız. Selam ve saygılarımla...

Bu yazı toplam 179 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Doç. Dr. Muzaffer AYDEMİR Arşivi
SON YAZILAR