MÜCAHİD ERDAL

MÜCAHİD ERDAL

Bilecik’te 15 Temmuz Süreci

Bilecik’te 15 Temmuz Süreci

Bilecik Haber ve Yeni Bozüyük Gazetesi Sahibi, Bilecik’in Sesi Gazetesi ortaklarından Mücahid Erdal, Basın İlan Kurumu’nun isteği üzerine Bilecik’te 15 Temmuz hain darbe girişimini anlatan bir makale kaleme aldı.

Mücahid Erdal, 15 Temmuz hain darbe girişimi öncesi ve o gece yaşananlara ilişkin süreci ele aldığı makalesinde adeta tarihe not düştü.

Mücahid Erdal tarafından Basın İlan Kurumu’na gönderilen makale şu şekilde:

Ben Mücahid Erdal. 1990 yıllarında başladığım meslek hayatıma 15 Temmuz günü Bilecik’te yayın yapan Sakarya Gazetesi’nin yazı işleri müdürüydüm.

15 Temmuz darbe girişimine geçmeden önce, hain güruhla ilgili kendi penceremden yaşadığım bazı hadiselerle başlamak istiyorum.

1987 yıllında liseye başladım, o yıllarda milliyetçi muhafazakar ve dini guruplardan arkadaşlarımız vardı. Okulumda edebiyat öğretmenliği yapan amcam Ali Erdal o dönem “Fetullahçılar”ın yurtlarından gelen öğrencilerle ilgili “Bunlarla arkadaşlık kurma, bunların itikatlarında bozukluk var” diyerek uyarmıştı. Örnek olarak da “Dinler arası diyalog olmaz” diyerek gereken detayları da uzunca anlatmıştı.

1989’un şubat ayında babam Şadi Erdal ve amcam Ali Erdal tarafından gazetemiz kuruldu. Necip Fazıl Kısakürek’in ideolojisi ve “Sakarya” şiirini ilke edindiğimizden gazetemizin ismi de “Sakarya Gazetesi” oldu.

İlk sayımızda yer alan kuruluş manifestomuzda milliyetçi muhafazakâr tüm gurupları yanımızda gördüğümüzü deklere ettik. Ancak sadece kendilerine “Cemaat, Fetullahçı” denilen grupla hep bir mesafe koyduk.

***

Hal böyle iken 2010’lu yılların başında Bilecik Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne “Cemaatten” olduğu ifade edilen bir kişi atandı. Yalova ilinden gelen bu müdür göreve başlar başlamaz kurumda milliyetçi, ülkücü memurlara haksız uygulamalar yapmaya başladı. Bu yanlış uygulamaları eleştiren birtakım yayınlarımız oldu. Neticesinde eleştirilerimiz devletimiz tarafından haklı bulundu ve müfettişler gönderildi. Ancak İlimize gelen müfettişlerin raporlarına rağmen dönemin valisi Halil İbrahim Akpınar hiçbir işlem yapmadı.

Konuya ilişkin haberlerin Bilecik kamuoyunda geniş yankı bulması üzerine Özel Sevgi Çiçeği İlköğretim Okulu Müdürü Veli Arısoy telefon açarak beni çay içmeye davet etti. Gittim.

Makamını bırakıp karşıma oturdu ve Çevre Şehircilik İl Müdürü ile ilgili yaptığımız yayınların Çevre Müdürünü çok rahatsız ettiğini, Müdür Beyin iyi bir insan olduğu minvalinde konuştu. “Müdürüm bu konuların konuşulacağı yer burası değil. Bir derdiniz varsa gazeteye gelirsiniz anlatırsınız.” Diyerek mevzuyu kapattım.

O esnada içeri biri girdi. Okul Müdürü önünü ilikleyip hocam diye hitap ettiği, kendi yerini verdiği kişiyle ilgili “Hocam bizim okulun, dershanelerin, yurdun, kargonun bulunduğu şirketin yöneticisidir” diye tanıttı.

Hal hatırdan sonra o kişi de Çevre Şehircilik müdürünün çok iyi bir insan olduğunu bizim yayınlarımızın Çevre Şehircilik Müdürünü rahatsız ettiğini anlatırken ben ayak ayak üstüne atarak (bir nevi bu konuşmadan rahatsız olduğumu ve herkesin haddini bilmesi gerektiğini ima etmek amacıyla) “Az önce Veli Müdüre zurnanın deliğinden anlattım size daha açık konuşayım. Siz beni buraya hesap sormaya mı çağırdınız. Siz kim oluyorsunuz!... “ dediğim an meğerse kapının önünde bizi gizliden dinleyen Çevre Şehircilik Müdürü içeri girdi ve üzerime yürüdü. Ben de onun üzerine yürüdüm, küfürler falan derken ortamı diğerleri yatıştırdı. Oradan ayrılırken de bunun hesabını kendilerine soracağımı da söyledim.

***

Yine bu sıralarda Bilecik’te yayın yapan gazeteler arasında ek gösterge sebebiyle bir yarış başladı. Biz ek gösterge şartlarını yerine getirdiğimizi Bilecik Valiliğine bildirdik ancak ret geldi. İkinciye tekrar ret geldikten sonra 3.’sü için dilekçe verip dönemin Valisi Halil İbrahim Akpınar’dan randevu istedik.

Görüşmemizde Vali, henüz bu konuyu incelemediğini belirtip biraz sohbet edelim dedi. Türkiye gündeminde olan dershanelerin kapatılmasıyla ilgili ne düşündüğümüzü sordu. Gazetemiz sahibi Şadi Erdal’da hükümetin kararını doğru bulduğunu söyledi. Vali Bey “Ama Şadi Bey Güneydoğu’da PKK ile cemaat mücadele ediyor” deyince Babam Şadi Erdal’da “Devletin polisi var jandarması var, Mücadele etmek cemaate mi kalmış” dedi. Ardından Vali, “Şadi Bey ben bu cemaatin okullarında okudum, yurtlarında kaldım. Bugün cemaat olmasaydı belki ben Vali olamayacaktım” dedi.

Ben de “Valim, hükümet ile cemaatin arası açılıyor mu acaba?” diye sordum. Vali Bey “Bu soruna sen kendin cevap ver. Anlaşılan konuya ilişkin bir tahminin var” dedi. “Evet bence arası açılıyor. MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın ifadeye çağrılması alelade bir durum değil. Arkasında bir güç olmayan hangi polis, MİT Müsteşarı ile ilgili dosya hazırlayabilir, hangi savcı ifadeye çağırabilir” yorumunda bulundum.

Ziyareti takip eden günlerde bizim ek göstergeyle ilgili talebimiz Valilikten yine ret yedi. 3 reddin ardından müracaat etme hakkımız olan Basın İlan Kurumu ek gösterge talebimizi inceleyerek haklı olduğumuzu, geriye dönük 6 ay mağdur edildiğimizi, geçmişe dönük haklarımızın telafi edilmesini, bundan sonra da uygulamanın ek gösterge verilerek devam etmesini belirten yazıyı gönderdi.

Ancak Vali Halil İbrahim Akpınar buna rağmen tam olarak uygulamayı yapmadı. Gerekçesiyle ilgili görüşmeye gittiğimde de “Uygulamayacağım. Bölge idare mahkemesi buraya 90 Km. istediğiniz yere gidebilirsiniz” dedi.

***

Derken 17/25 sözde yolsuzluk ve rüşvet operasyonu gündeme damgasını vurdu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan “Bunların okullarına gitmeyin, toplantılarına katılmayın, etkinliklerinde yer almayın” diye haykırırken Bilecik’te 9 daire müdürünün cemaatin okulu olarak bilinen Özel Sevgi Çiçeği İlköğretim okulunda toplandıklarını öğrendim. Araçların fotoğraflarını çektim ancak toplantı içeriğine ilişkin neler konuşulduğunu öğrenmek oldukça zordu.

Ertesi gün muhabirimiz Ahmet Meşe ile birlikte toplantıya katılan daire müdürlerinden Gençlik ve Spor İl Müdürünün yanına gittik. Toplantıda neler konuşulduğunu sordum. Gazeteci refleksi ile tahmin ettiklerimi öğrenmiş gibi anlattım. O da hayır öyle değil böyle şeklinde anlatarak tabiri yerindeyse %100’lük bilginin %20sini öğrenmiş oldum.

Ardından toplantıya katılan Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterinin yanına gittik. %20 bilgiyi anlatıp sonra tahmin ettiklerimle devam ettim. Oradan da yeni bilgiler öğrenek bilgi %40’a ulaştı.

Akabinde Milli Eğitim Müdürü’ne de giderek %40’lık bilgiyi anlatıp geri kalan kısmı tabir yerindeyse oltalama sistemiyle öğrendim. Orada öğrendiğim enteresan bilgi ise toplantıya girerlerken üzerlerindeki cep telefonlarının toplanması idi. Müdür Bey’e “Sizin emrinizde çalışan bir özel okulun toplantıya girerken cep telefonunuzu alması size hiç dokunmadı mı?” diye de sordum.

Özel İdare, KYK ve diğer müdürleri dolaştıktan sonra pazılın parçalarını birleştirerek toplantının baştan sona nasıl gerçekleştiğini öğrenmiş oldum.

Toplantıyı en kısa haliyle şöyle anlatayım. Yemek yeniyor. Toplantı salonuna geçilirken telefonlar alınıyor. Toplantıda hükümet ve Ak Parti aleyhine video gösteriliyor. Ardından yaklaşan seçimlerde Ak Parti’yi kazandırmamak için ellerinden geleni yapacakları söyleniyor. İl Müdürlüklerine bakanlıklardan gelen talimatları uygulamadan kendilerine getirmelerini, kendilerinin kararlarına göre uygulanıp uygulanmayacağını söyleyeceklerini belirtiyorlar. Ak Partinin ve Hükümetin doğru karar veremediğini, çünkü milletvekillerinin İran’da muta nikahı ile görüntülerinin bulunduğunu, baskı altında olduklarını söylüyorlar.

Haberi oluşturduktan sonra manşet konusunu düşünürken Babam Şadi Erdal ‘dan çarpıcı bir fikir ortaya atıldı. “MAAŞ DEVLETTEN EMİR KİMDEN” başlık cuk diye oturmuştu. Maaşları devletten alan müdürlerin uygulayıp uygulamayacaklarını cemaate götürüp sorması ve paralel bir yapıya olanak sağlamasının yanlışlığına dikkat çekmek için bu manşeti attık. 17 Şubat 2014 tarihinde yayınladığımız haberin detaylarına gazetemizden ulaşabilirsiniz.

Manşetin çıktığı gün beni Ankara’dan aradılar. Dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın gazetemizi okuduğunu ve şu an Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yanına gittiğini söylediler.

Ertesi gün dönemin Valisi Halil İbrahim Akpınar ve POMEM Müdürü Hasan Uğural görevinden alındı.

***

Aradan birkaç ay geçtikten sonra akşam saatlerinde eve 2 polis gelerek ertesi gün Bilecik İl Emniyeti KOM Şube Müdürlüğüne gelebilir misiniz diye sordular. Gelirim dedim, konusunu sordum, “bilmiyoruz biz sadece davet ediyoruz” dediler. Saat kaç gibi gelirsiniz diye sorduklarında saat 10:00 da orada olurum dedim.

Ardından oldukça merak ettim. “ (KOM) Kaçakçılık ve Organize İşlerle Mücadele Şube Müdürlüğü” benim ne işim olur diye düşündüm. Tanıdığım başka ildeki bir emniyet müdürünü arayıp sordum. “Gazeteci olduğun için bilgine başvuracaklardır. Sıkıntılı bir şey olsa seninle ilgili KOM davet etmez alır götürür” diye söyledi.

Ertesi gün davete icabet ettiğimde “Maaş Devletten Emir Kimden” manşetinden bahsettiler. 17-25’ten sonra gizli bir soruşturma başlatıldığını, Sakarya Gazetesi’nde yer alan manşetle ilgili daha fazla bilgi varsa yazılmayan bu detayları da kayda geçirmek istediklerini, ancak basın kanunun 6. Maddesine göre bilgi verip vermemekte serbest olduğumu ifade ettiler.

Kendilerine şunu söyledim: “17/25’ten sonra büyük şehirlerdeki cemaate mensup polisleri küçük illere gönderdiler. Ben sizleri tanımıyorum. Siz de cemaat mensubu polislerden olabilirsiniz. Başıma çorap da örebilirsiniz. Ama ben korkmuyorum. İstihbarat teşkilatından, terör örgütü içerisine yerleştirilmiş görevlilerimizi bu hainler ifşa etti ve şehit ettiler. Onlar canlarıyla bedel öderken ben başıma çorap örülecek diye korkarsam yaşamamın bir anlamı kalmaz” diyerek detayları anlattım. Gazetenin nüshalarını ve döneme ait ses kayıtlarını istediler. Devletimiz için elimden ne geliyorsa yaptım. Aradan 15 Temmuz patladı!...

***

Gelelim 15 Temmuz 2016 Tarihine…

Yoğun bir mesai gününün ardından evde karanlık bir odada migren ağrıları ile başa çıkmaya çalışırken cep telefonumu da uzağa koyarak dünyayla bağlantımı koparmayı düşünüyordum. Derken cep telefonuma bildirim geldi. Bir müddet bakmamakta ısrar etsem de bu süre birkaç dakikayı geçmedi!.. Bildirimde “İstanbul boğazında hareketlilik” yazıyordu.

Hemen televizyonun karşısına geçip tüm haber kanallarını taradım, konuya ilişkin hiçbir haber yoktu. İkinciye üçüncüye derken CNN Türk’te ilk kez İstanbul Boğaz Köprüsünün askerler tarafından trafiğe kapatıldığı, Ankara’da pek çok yere ambulans gittiği gibi haberleri izlemeye başladım. O dönem içerisinde Rusların bir uçağını düşürmüştük. Acaba Rusya ile savaşa mı giriyoruz diye kendi kendime düşünürken bir taraftan da diğer haber kanallarında farklı bir bilgi var mı diye bakıyordum.

Bu esnada Binali Yıldırım telefonla haber kanalına bağlanarak “Bu bir kalkışmadır” dedi. O an kuvvetle muhtemel kendisine cemaat denen Fetöcülerin darbe girişiminde bulunduğunu tahmin ettim.

İlk olarak gazetemizin sahibi Babam Şadi Erdal’ı aradım. Darbe girişimini benden öğrendi. “Hemen haber sitesine DARBENİN KARŞISINDA MİLLETİN YANINDAYIZ” başlığı ile haberi girin dedi.

Muhabirlerimiz Sinan Önce ve Ahmet Meşe ile görüşerek ilk önce bu başlıkla daha evdeyken internet üzerinden haberi girdik ve gazetede buluşalım dedik. (Haber linkine https://www.bilecikhaber.com.tr/milletin-yanindayiz-darbeye-karsiyiz-322665h.htm ulaşabilirsiniz.)

Evden çıkmadan eşime vedalaşalım dedim. Size yukarıda anlattıklarım ve satırlara sığmayacak diğer mücadelelerden sonra “darbe girişimi gerçekleşirse bizi yaşatmazlar” dedim. “Eğer darbe gerçekleşirse belki de sizi son görüşüm olabilir” diyerek evdeki küçük oğlumla ve eşimle helalleştim. Gazetemizin sahibi Babam Şadi Erdal, Kardeşim Mehmet Erdal ve ben gazeteye doğru yola çıktık. Yoldan aldığımız muhabirlerimiz Sinan Önce ve Ahmet Meşe ile birlikte gazeteye gelirken sokaklarda in cin top oynuyordu. Şehir, adeta bir ölüm sessizliğine bürünmüştü.

Gazeteye gelince dönemin BİLECİK Valisi Süleyman Elban’ı telefonla aradım. Telefon bir kere çaldı ikinciye çalmadan Vali Bey, telefonu açtı. “Sn. Valim darbe girişimlerinde ilk valileri alıkoyarlar. Durumunuz nedir” diye sordum. Sn. Elban, şu an konutunda olduğunu, o gün göreve başlayan Emniyet Müdürü’nün ve İl Jandarma Alay Komutanının yanında bulunduğunu söyledi. Kendilerine Bilecik halkına haber sitemiz aracılığı ile ne söylemek istersiniz?” dedim.

Sn. Vali Süleyman Elban öncelikle, “Darbenin karşısındayız, milletin yanındayız” manşetimizden ötürü teşekkür etti. Haber sitemiz aracılığı ile Bileciklilere mesaj ileten Vali bey “Zaman demokrasiye sahip çıkma zamanı, birlik olma zamanı” çağrısında bulundu

(https://www.bilecikhaber.com.tr/herhangi-bir-sikinti-yok-322667h.htm)

Adresinden ulaşabilirsiniz.

Bu arada şunu da bir kez daha ifade etmem gerekli. O günkü koşullarda hayati tehlike altında olmasına rağmen Bilecik Valisi Sn. Süleyman Elban, vakur bir duruş sergileyerek, zor zamanlarda lider nasıl olunur ispat etti. Bende buna şahit oldum, Allah yolunu açık etsin.

Ardından Bilecik Milletvekili Halil Eldemir’i telefonla aradım. Şu an Ankara’dan Bilecik’e doğru yola çıktığını ve beni tekrar arayacağını söyledi. Devamında Bilecik Belediye Başkanı Selim Yağcı’yı aradım. Kendisi de Sakarya’da bir düğüne katıldığını ve Bilecik’e doğru harekete geçtiğini ifade etti.

Hemen arkasından Tugay Komutanı Tuğgeneral Zafer Koç’u telefonla aradım. Kendisinin İstanbul’da olduğunu, birliğine komutayı teslim almaya gelen olursa vur emri verdiğini bana ifade etti.

Vali Süleyman Elban’ın haberini girdikten sonra hemen devamında Milletvekili Halil Eldemir’in, Bilecik Belediye Başkanı Selim Yağcı’nın haberlerini de Bilecikhaber.com.tr sitesinden yayınladık.

(https://www.bilecikhaber.com.tr/kefenimizi-giydikte-ciktik-bu-yola-322668h.htm)

(https://www.bilecikhaber.com.tr/kanimizin-son-damlasina-kadar-mucadele-edecegiz-322670h.htm)

Sokaklarda hala kimse yoktu. Ak Parti İl Başkanlığına gittiğimde İl Başkanı Fikret Karabıyık çok üzgün bir şekilde beni gördü ve sarıldık. İl Başkanlığında şimdiki İl başkanı Serkan Yıldırım, Nihat Can ile birlikte 10 kişiyi geçmeyen arkadaşlar vardı.

Bu esnada İl Başkanlığında TRT1 kanalı açıktı ve yönetime el konulduğuna ilişkin o talihsiz bildiri okunmaya başlandı. Herkesin morali daha da fazla düştü. Henüz Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan gazeteci Hande Fırat’a bağlanmamış iken; İl Başkanlığı binasında önünden gazetedeki muhabirlerimizi telefonla arayarak halkın meydanlara çıkması yönünde haber hazırlanmasını istedim ve haberi yayınladık. https://www.bilecikhaber.com.tr/bilecik-darbeye-karsi-hukumetin-yaninda-322669h.htm

Bilecikliler Ak Parti İl Başkanlığı önüne Türk bayrakları ile toplanmaya başladığı esnada Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan gazeteci Hande Fırat’a bağlanarak milleti sokaklara, meydanlara davet edip darbe girişimi karşısında dik durmaya davet etti.

Ak Parti İl Başkanlığı önünde kalabalık artmaya başladı. Biz partiden aşağı inerek Cumhuriyet Meydanına doğru kortej oluşturup yürümeye başladık. Muhabirlerimiz de bu yürüyüşü an be an kayda almaya başladı. Cumhuriyet Meydanını Bilecikliler tıklım tıklım doldurdu. Konuşmalardan sonra tekrar Bilecik sokaklarında yürüyüş başladı. Muhabirlerimiz gelişmeleri takip ederken ben gazeteye gelerek Bilecik’in diğer ilçelerindeki olayları öğrenme çabası içerisindeydim.

Devamında köşe yazılarım ve haftada bir yaptığımız açık oturum programıyla durum değerlendirmeleri yaptık.

Dönemin Valisi Sn. Süleyman Elban, Tuğgeneral Zafer Koç ile sık sık görüşerek durum değerlendirmesi yaptık. Türk basınının hain darbe girişiminde iyi bir sınav verdiğine inanıyorum.

90’lı yıllardan beri yürüttüğüm meslek hayatımda en fazla tecrübe ettiğim, öğrendiğim konu kamuoyu baskısının önünde hiç kimsenin, hiçbir kuvvetin duramayacağıdır. Türk Basını da 15 Temmuz gecesi geçmişten aldığı tecrübenin de etkisi ile doğru olanı yaparak darbecilere karşı dik bir duruş sergilemiş ve vatandaşı doğru bir şekilde yönlendirmiştir. Zira güçle, makamla, topla, tüfekle yapılamayanı 15 Temmuz gecesi Türk Basını halkı doğru bir şekilde bilgilendirerek ve yönlendirerek gerçekleştirmiştir. Nihayetinde de hain güruhlar kaybetmiş, ülkemiz ve ülkemizin geleceği kazanmıştır.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN İLELEBET PAYİDAR KALMASI İÇİN ALLAH’A NİYAZDA BULUNMAYA DEVAM EDİYORUZ.

Bu yazı toplam 211 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
MÜCAHİD ERDAL Arşivi
SON YAZILAR