Doç. Dr. Muzaffer AYDEMİR

Doç. Dr. Muzaffer AYDEMİR

CESARET VE SAVAŞ

CESARET VE SAVAŞ

Değerli okuyucularım insan birçok canlıda olduğu gibi yaşamına rehberlik eden, kolaylaştıran duygulara sahiptir. İnsanların sahip olduğu duygulardan, olgulardan birisi de cesarettir. Cesareti kısaca, tehlikenin meydana getirdiği doğal korku duygusuna direnme olarak tanımlayabiliriz. Cesaret kavramı kendisini meydana getiren tehdidin devamlılığına bağlı olarak yeni bir çabaya dönüşür. Eğer tehlike tehdit edici olarak kalmaya devam ederse, dağılmaz, bitmezse ilk etapta oluşan cesaret dirence dönüşür.

Cesaretin en çok yaşandığı zamanlardan birisi de savaş ve askeri faaliyetlerdir. Askeri cesaret zamanla gelişerek farklı boyutlara dönüştü. Ortaçağlarda bile hayatta kalabilmek için mızrak ve isabet olasılığı şüpheli okların karşısına çıkmak için bile ağır zırhların giyilmesi bir zorunluluktu. Bugünün şartlarında ateş ve demir kasırgası karşısına çıkmak için geçmişin çözümleri çok çaresiz kalmıştır.

Eskiden kahraman olabilmek anlık cesaret ve girişim ile mümkündü. Bugünün kahramanlıkları anlık cesaret ile mümkün değildir. Günümüz kahramanları isimlerini tarihe ancak devamlı cesaret ile yazdırabilirler. Günümüz savaşları anlık ve düşüncesiz cesaret yerine devamlı ve ihtiyatlı cesareti zorunlu kılmaktadır. Böylesi bir cesareti oluşturup ortaya koyabilmek çok daha zordur.

Peşi sıra gelen tehlikelere karşı gösterilen anlık cesaret benzer tehlikeler devam ederse cesaret alışkanlık haline gelir ve devamlı cesarete dönüşür. Beklenmeyen bir tehlike karşısında cesaret, sürekli olmayan ve ancak uzun bir direnme ile tekrar elde dilebilen bir sinirsel tükenmeyi gerektiren kuvvetli bir irade ister.

Cesareti alışkanlık haline getirebilmek büyük bir olay ve erdemdir. Bir tehlikeyi, bir yorgunluğu, bir zorluğu alışkanlık haline haline getirmek onu kabul edilebilir kılmak demektir. Her askeri birlik birlik ruhu ile kitlesel yiğitlik elde eder. Böylesi bir yiğitliğe ulaşabilmek için ise zamana ihtiyaç vardır.

Cesaret için çoğunlukla birlikte hareket etmek gerekmektedir. Tek başına gösterilen cesaret ve kahramanlık daha çok geçmişin koşullarında kalmıştır. Aşilin kahramanlığı günümüz koşullarında çok anlamlı değildir. Grubun dışına çıkan veya tanımadığı bir gruba dahil olan bir kişi bazen cesaret ve kahramanlığından birçok şeyi kaybedebilir.

Cesarette, özellikle askeri cesaret liderin yönetsel yeteneği ile özdeşleşmiştir. Bir askeri birlik kendisine kumanda eden komutanın davranış ve yaklaşımlarına bağlı olarak korku ile kahramanlık arasında gidip gelir.

Komutanlık sanatından birisi de komuta ettiği birliği zafere inandırmaktır. Bir birliği düşmandan üstün olduğuna inandırmak, onu zafer aşkı ile aşılamak, ruhuna kahramanlığı devamlı olarak sokmak demektir. Bunun için en uygun harekat çeşidi taarruzdur. Savunmanın psikolojik sakıncalarından birisi taarruzun cesareti güçlendirdiği halde savunmanın cesareti azaltmasıdır.

Cesaret ve savaş sanatı, liderlik hakkında yazımızı Atatürk’ten bir olay ile sonlandıralım. Atatürk, 21 Haziran 1919’da Tokat’ta mevcut koşulların olumsuzluğu hatırlatılıp bu koşullarda nasıl başarılı olacağı sorulduğunda "...Hiçbir savunma vasıtasına sahip olmasak dahi, dişimiz, tırnağımızla, zayıf ve dermansız kolumuzla mücadele ederek şeref ve haysiyetimizi, namusumuzu müdafaa etmeyi zaruri görüyorum. Tarih bize, vatan urunda, canını malını esirgemeyen milletlerin asla ölmediklerini, hala yaşadıklarını göstermektedir. Ben hayatımı hiç bir zaman milletimden üstün görmedim ve görmeyeceğim. Her an milletim için şerefimle ölmeğe hazırım." cevabını vermiştir. Yıllarca içinde yaşadığı cephelerde ve savaşlarda edindiği cesaret ve karakter özellikleri, milletini tanıma ve güvenme duygusu bundan daha net bir şekilde ifade edilemezdi.

Değerli okuyucularım, bu hafta da sizlere cesaret ve özellikle askeri cesaret konusunda özet sunmaya çalıştık. Olguları doğru bir şekilde anlayıp uygulamayan liderler tarihin karanlık delhizlerinde yok olup ateşlerler içinde sonsuzlukta azap çekerler. Cesaret ve kahramanlık sonsuzluk ve huzura ulaşmanı en emin yoludur.

Bu yazı toplam 163 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Doç. Dr. Muzaffer AYDEMİR Arşivi
SON YAZILAR