DİKİLİ TAŞ
Dikilitaş (obelisk, menhir, dolmen, anıt); bir olayın, bir şahsın ya da bir yapının anısını yaşatmak maksadıyla dikilmiş büyük taş yapı, tarihî eser... Obelisk; tek bir taş parçasından (monolit) oyulan, kare veya dikdörtgen tabanlı, yukarı doğru incelen ve piramit şeklinde bir tepeyle sonlanan yüksek anıt... Menhir, tek parça dikili uzun taş... Dolmen, iki veya daha fazla dik taşın üzerine yassı bir taşın konulmasıyla oluşan mezar yapı (taş masa)... Dikili taş, tarihî işaret, kültürel miras... Dikili taş, inşaat ve mimarlıkta kullanılan temel malzeme... İlk dikilitaşlar Mısır'da milattan önce 357 yılında firavun 3. Tutmosis tarafından yaptırılmış... Antik çağlarda tanrılara ya da önemli şahsiyetlere şükran ifade etmek için inşa edilmiş... Dikilitaşların üzerinde kimin tarafından ne amaçla yapıldığına dair tarihî bilgiler yazılmış ve kabartmalar yapılmış... İstanbul'un sembollerinden biri olan Sultanahmet Meydanı'ndaki Dikilitaş (Theodosius Dikilitaşı), MÖ 15. yüzyılda Mısır'da yapılmış ve MS 390'da İstanbul'a getirilerek dikilmiş... Sivas'ın Çelebiler Köyü'nde anlatılan bir efsaneye göre, kaçak bir şekilde evlenmek isteyen iki genç, yakalanacakları sırada Tanrı’ya yalvararak taş kesilmeleri sonucu Dikili Taş adı verilen mevkide iki kaya parçasına dönüşmüş...
Dikili taş, var olmanın kilometre taşı ise eğer değerli... Kilometre taşı, yollardaki kilometre gösteren taş... Kilometre taşı; bir süreçteki önemli aşama, dönüm noktası... Buluştur, keşiftir bilim dünyasında bir kilometre taşı... Dikili taş, gökyüzüne atılan imza ise anlamlı... Zaman, her şeyi öğüten bir çark... Zaman, her anıyı silikleştiren, her hatırayı tozlu rafa kaldıran güç... Varoluşumuzdan beri bu amansız akışa karşı durmanın adıdır dikili taş... Direnişin en somut, en vakur ve en kadim sembolüdür dikili taş... Taşın yontulmuş hâlidir, insanın unutulmaya karşı açtığı savaşın somuta evrilen remzidir dikili taş... Her şeyden önce bir kararlılık göstergesidir dikili taş... Dikili taşta yatay düzlem formu, doğanın akışını, ölümü ve teslimiyeti; dikey hat formu ise, doğaya müdahale çabasını temsil eder... Bir taşın ayağa kaldırılmasıdır, ona anlam yüklenmesidir bu... Zeminden göğe ulaşma arzusunun adımı... Taşın kökleri toprağa basar, ucu gökyüzüne varmayı hedefler... Bu, insanın sınırları ile sonsuzluk arzusu arasındaki gerilim demek bir bakıma... Hareketsizlikteki güç... Rüzgâr eser, yağmur yağar, imparatorluklar çöker, ancak dikili taş ‘ben hâlâ buradayım’ mesajını vermeye devam eder... Dikili taş, toplumsal ve bireysel belleğimiz gibi... Tarih öncesi çağlarda bir mezarın başına dikilen basit bir kaya parçası, devasa anıtlarla aynı dili konuşur... Unutuşa karşı barikattır dikili taş... Dikili taş, soyut bir düşünceyi veya yaşanmış bir olayı somutlaştırmaya çalışmanın taşa yüklenmesidir... Referans noktasıdır, gemilere yol gösteren deniz feneridir dikili taş... Toplumun etik ve kültürel koordinatlarını belirleyen taş kitap misâli... Adâlet, özgürlük ve kahramanlık vb. kavramların taşa işlenmiş hâlidir dikili taş... Dijital dünyada dikili taş ne midir? Her şeyin geçici olduğu, verilerin saniyeler içinde silindiği dijital dünyada; bir duruş sergilemektir, ilkeli kalmaktır ve her bir şeyi derinlemesine analiz etmektir dikili taşımızın olması... Böylesi bir dikili, taş; gerçek bir sanat eseridir, sarsılmaz bir karakterdir, zamanın kum fırtınaları arasında kişiliktir... Dikili taş, bize insanın sadece et ve kemikten ibaret olmadığını, bir iz bırakma tutkusu olduğunu hatırlatır... Taşın kendisi eninde sonunda aşınır, lâkin onun temsil ettiği ‘göğe bakış’ ve ‘kalıcı olma’ arzusu aşınmaz... Hayatımızda, diktiğimiz her bir taş; yetiştirdiğimiz bir çocuktur, yazdığımız bir satırdır ve savunduğumuz bir hakikattir... Önemli olan, taşı putlaştırıp ona tapmadan, ona teslim olmadan, göğe doğru bir anlam kulesi inşa edebilmek ve taşı...
Asıl olan, dikili taşımızın olması mı ya da dikili ağacımızın olması mı? Tercihimiz, doğayı katledip taşı yontup dikmek olmamalı... Her bireyin dikili bir ağacı olmalı... Ağaç; oksijen üreten, karbon dioksiti emen ve ekosistem dengesini koruyan... Ağaç, birçok canlı türü için hayat alanı demek... Ağaç, parklar ve bahçelerde estetik bir görünüm demek... İnsanların doğayla etkileşiminde çok önemli... İnsanın dikili ağacı olmaması, bir kişinin hiçbir malı, mülkü veya varlığı olmaması... Dikili ağaç, dikili taştan evla... Önce dikili ağacımız (yeşil çevremiz), sonra dikili taşımız (evimiz, eserlerimiz) olmalı... Her bir çorak yere ağaç dikelim, taş değil… Bu, kadim medeniyet değerlerimizin ihyası… Taş taş üstüne koyalım, taşlaşmayalım, yeşilliği yok etmeyelim... Sanayileşmek için taş üstüne taş koyalım, köylerimizi ihmal etmeyelim, tarıma, ormana ve hayvancılığa önem verelim… Taşlaşmanın önüne geçelim, betonlaşmanın taşlaşmanın yerine yeşilliği ve ağacı düstur edinelim… Tarımda kendine yetebilen bir ülke olalım... Tarım ve orman arazilerini imara açarak ve yakarak katletmeyelim... Maalesef Türkiye’miz 1980'lere kadar gıda açısından kendi kendine yeten dünyadaki sayılı ülkelerden biriyken, bu stratejik değerdeki özelliğimizi yitirip, gıdada kısmen dışa bağımlı hâle gelmişiz... Merkezî ve yerel yönetimler marifetiyle, kayıtlı çiftçi sayılarını ve tarım alanlarının adedini artırılmaya devam edelim... Tarımla ilgili projeleri titizlikle tavizsiz uygulayalım… Bütün mesele, taşı, maksadının hilafına yontmamak... Taşı, yol üstüne engel olsun diye dikmeyelim… Taşı, birilerine atmak için de kullanmayalım… Hangi taş olduğunu bilerek, taşı yerinde kullanalım… Taşı gediğine koyalım… Taş deyince taşlaşmayalım… Bir başa bakalım, bir de taşa… Öncelikle taşı bağrımıza basalım… Taşa boyun kırmayalım… Hangi taşa mı değer verelim? Sabır taşına… Oltu taşına… Mihenk taşına… Muallak taşına… Değirmen taşına… Bilindik değerli ve doğal taşlar; elmas, yakut, zümrüt, safir… Kısmen değerli taşlar; ametist, akumarin, kaplan gözü, turmalin, oniks, akik, kehribar… Her ne taşı olursa olsun, mesele, taşı gediğine koyabilmek ve taş taş üstüne koyabilmek… Daha da önemli olanı ise, ağacı taşa tercih edebilmek… Dünyadaki ülkelerin tam bağımsız olmalarının önündeki engellerin, dikilitaşların farkına varabilmek… Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin kararları veto etme hakkı bulunan daimî üye ülkeler… Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık, Fransa, Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya… Dünya, dünyanın bağrına dikilitaşlar olan, bu 5 ülkeden büyük! Türkiye’miz, dünyanın bu tasalluttan kurtulabilmesi için ilk kıvılcımı yakan, dünyanın umudu hâline gelen tek ülke! Bu, önümüzdeki yüzyılın ağaç medeniyetine, ‘Türk Yüzyılı’na evrileceğinin muştusu… Yeter ki, dünyanın bağrına çakılı bu beş dikilitaş, engel olmaktan çıkarılabilsin…
Taşı yontarak taş üstüne taş koyarak barınma alanı yapmak güzel… Taşı yontarak ağaç ya da benzeri sözüm ona sanat eseri yapmak, ne kadar doğru? İha, Siha, Diha, KAAN (millî muharip uçağı), Kızılelma yapanla, taşı yontarak güya sanat adına sanatı katleden aynı kefeye konabilir mi? Elbette sanat, doğru ve anlamlı yapıldığında baş tacı… Sanat, üretim ve insan odaklı olmadıkça, kendini öğüten değirmen taşı misâli... Mezara bile dikilen taş, ağaç ile desteklenmedikçe, yüreklerin taşlaşmasına sebep bir ucube hâline gelir… Taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmamak ise, facia… Taş yerinde ağır elbette, ancak taşı niteliğine göre kullanabilmek ve taşı maksadına uygun kullanabilmek mühim… Birilerinin ve bir şeylerin değerini niteliğini anlamaya yarayan ölçütlere, kıstaslara ve kaidelere olan ihtiyacımızın ifadesidir, dikili taş ve dikili ağaç... Selam, sevgi ve saygılarımla.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.