Hata değil tercih

Son köşe yazımda “Teşhis doğru konmazsa tedavi sonuç vermez” başlığı altında ekonomi yönetiminde yapılan yanlışlıklara değinmiştim. Teşhisin doğru konulamadığını ve bu yöntemle sonuç alınamayacağını ifade etmiştim. Yazımın üzerinden geçen zaman zarfında dolar kuru 8,80’lerden 9,30’lara sıçradı. Ancak bu kez hata yapıldığını değil tercih edildiğini düşünüyorum.

Geçtiğimiz Mart ayında, dönemin Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal bir gece yarısı yayımlanan kararname ile görevinden alındı. Dolar kuru 7,20’lerden bir anda 8,40 seviyesini aştı. Borsa İstanbul ise yüzde 10’dan fazla değer kaybı yaşayarak yabancı ve kurumsal yatırımcılardan sert satışlar geldi. O tarihten itibaren Türkiye’nin risk primleri yükselerek tarihi rekor seviyelere çıktı. Aradan geçen 7 ayda ise bazı ekonomik göstergeler iyileşse bile para politikası ve enflasyonda istenilen sonuç elde edilemedi. 

Yaşanan bu gelişmelerin bir hata olduğunu düşünürken hata değil tercih olduğu ortaya çıktı. Yine bir gece yarısı yayımlanan kararname ile iki merkez bankası başkan yardımcısı ile bir para politika kurulu üyesi görevden alındı. Zaten tetikte bekleyen kur bu haberle birlikte 8,80 bandından 9,30’ları aştı. 

Geldiğimiz noktada yüksek döviz kuru ve zayıf TL’nin bir sorun olarak değerlendirilmediği, bunun bilinçli ve kasıtlı olarak yapıldığı anlaşıldı. Çünkü aynı hatayı iki kez yapamazsınız. İkinci kez yaptığınız hata değil tercihtir. 

Bakalım yüksek döviz kuru üzerinden ihracat odaklı, ithalatı caydırıcı bir ekonomi politikası başarılı olabilecek mi? Türkiye, Çin’in ikamesi haline gelecek mi? Yüksek kur düşük politika faizi sürdürülebilecek mi? 

Her şeyden önemlisi TÜİK’in tartışmalı enflasyon rakamları düşürülebilecek mi?

Bu yazı toplam 1087 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.