Sadettin Bayram

Sadettin Bayram

ERTUĞRUL SANCAĞINDAN SELAMLAR

ERTUĞRUL SANCAĞINDAN SELAMLAR

Çocukluğumdan beri tarihi konulara oldum olası meraklıyımdır. Bu sebeple birçok tarihçi hayatımda önemli yer tutmuştur.

Çok gezmişimdir, hala gezmekteyim, ayaklarımın beni taşıdığı sürece de gezeceğim.

Hemşerim Kemal Gurulkan dan aldığım bir bilgiyi burada sizlere duyurmak istiyorum.

Kayının Söğüt kışlağından, Domaniç’in yaylağına giden yollar üzerinde bulduğum her bilgiyi kayda almak istiyorum.

Bu defa Balıkesir Üniversitesi Öğretim görevlisi Prof. Dr. Kenan Ziya TAŞ hocamızın “Beylikten Cihan Devletine Osmanlılar” isimli kitaptan aldığım bilgileri merakınızı celbeder diye sizlere sunmak istiyorum.

Buraya dipnotları almadım. İsteyen adı geçen kitaptan takip edebilir.

Dündar Çamı’nın yerinin bulunmasında bize yardımcı olan Kemal Gurulkan, Makalesini yayınlamaya izin verdiği için Kenan Ziya Taş hocama, Bozüyük Orman İşletme Müdürü Engin Çakşır, daima bana yol arkadaşlığı yapan Bamsı’ya (Kemalettin Sünnetçi) ve Erikli köyü muhtarı İslam beylere teşekkürlerimi arz ederim.

***

OSMAN GAZİ VE AŞİRETİNİN DÖNEMİNDE DOMANİÇ-SÖĞÜT ARASINDA GÖÇ YOLUNDA BİR MENZİL: DÜNDARÇAMI

Prof. Dr. Kenan Ziya Taş*

Osmanlı hanedanının ortaya çıkışı ve kuruluş dönemi, tarihçiler arasında hâlâ en çok merak edilen konulardan biri olmaya devam ediyor. Yaklaşık 150 yıldır yetkin tarihçiler bu konuyu araştırıyorlar. Konuyla ilgili birçok teori ileri sürülmüştür. Ancak dönem oldukça problemlidir. Birçok zorluğu beraberinde getirir. Her halükârda tarih araştırıcıları, kaynakların azlığı belki de yok denecek derecede olduğu bir döneme dair yaptıkları araştırmalarda, en küçük bir kalıntı veya izden yola çıkarak bazı bilgiler elde etmeye çalışıyorlar. Bu bilgiler üzerinden yeni yorumlar ve değerlendirmeler getiriyorlar. Bunların ışığında yeni fikir verecek metinler inşa etmeye çabalıyorlar. Bir antropolog gibi, küçük bir kemik parçasından bütün bir vücut oluşturmaya, küçük bir eşyadan bir yaşam tarzını anlamaya veya yorumlamaya çalışırlar. Özellikle bahse konu dönemin kaynaklarının az olması veya mevcut olanlarında da tatminkâr bilgilerin olmayışı, farklı kaynaklardaki bilgileri daha da kıymetli hale getirmektedir. Bu bakımdan yer adları üzerinden tarihi bir döneme ait bir bilgi elde edilmiş olması ve belli bir konuya açıklık getirilmiş olması, tarih araştırmalarında saha araştırmalarının öneminin teyidi bakımından kayda değer.

Tarih araştırıcıları, kaynakların azlığının belki de yok denecek derecede olduğu bir döneme dair yaptıkları araştırmalarda, en küçük bir kalıntı veya izden yola çıkarak bazı bilgiler elde etmeye, derlemeye çalışarak yeni değerlendirmeler ve yorumlar yapmaya, fikir verecek metinler inşa etmeye çalışırlar. Bir antropolog gibi küçük bir kemik parçasından bütün bir gövdeyi veya vücudu inşaya çalıştığı gibi, küçük bir eşya parçasından bir hayat tarzını anlamaya veya yorumlamaya çalışmaktadırlar.

Bu yazıda yukarıdaki anlayış çerçevesinde yazı başlığında zikredilen dönemle ilgili saha araştırmasına dayalı olarak bir tespit yapılmaya çalışılmıştır. Bunu yaparken tarih disiplininin veya tarihe yardımcı bilim dallarının kullandığı metodolojiye mümkün mertebe tabi olarak istifade ederken, senarist bir yaklaşıma düşmeden ele alınmaya gayret edilmiştir. Dönemin tarihlerinde adları geçen ve fakat yeterli ve ayrıntılı bilgi verilmeyen, daha sonraki resmî kayıtlar olan arşiv belgelerinde de doğrudan haklarında bir kayıt bulunmayan izlere ve isimlere dairdir. Osmanlı'nın kuruluş dönemi tam da böyle bir döneme karşılık gelir ve ilginç bir benzetmeyle tarihte bir "kara deliktir". Bugün birincil veya ikincil kaynaklara yansımış, çoğu kere belirsiz, efsanevi veya menkıbevi anlatımlar içinde geçen bazı bilgiler, bu izlerle örtüştürülmeye çalışılmıştır.

Bu konuda Halil İnalcık'ın yaptıkları, bu türden çalışmaların en somut örneğidir. Osmanlı kuruluş coğrafyasında özellikle Yalova, Bursa ve civarındaki saha araştırmalarında yaptığı tespitler en bilinenidir. Yine özellikle şahıs adları üzerinden bu neviden araştırmalar yapan Faruk Sümer'in çalışmaları da ilave edilmelidir.

Yazı başlığımızı teşkil eden, "Osman Gâzi ve Aşiretinin Döneminde Domaniç-Söğüt Arasında Göç Yolunda Bir Menzil: Dündarçamı" konusu, Bugün Bursa-Ankara karayolunda İnegöl-Bozüyük güzergâhında bulunan Mezitler Deresi'nde 1995 yılında Halil İnalcık'ın Ertuğrul Gâzi'nin göç yolunu tespiti gayesiyle yaptığı inceleme ile doğrudan irtibatlıdır. Zikredilen konum, Osmanlı'nın kuruluş döneminin esas coğrafi sahasına tekabül etmektedir.

Osmanlı hanedanının içinden çıktığı Oğuzların Kayı Boyu'nun Karakeçili aşireti, Anadolu'nun fethi veya Türkleşmesi ve İslamlaşması sürecinde Anadolu'ya gelen konar-göçer Türk topluklarından biridir.

Konar-Göçer toplulukların yapıları ve Anadolu coğrafyasındaki durumları ile çok sayıda araştırma yapılmıştır . Burada konuya mesnet teşkil edecek kadar kısa bir bilgi verildikten sonra tespitimiz verilecektir.

Anadolu'daki konar-göçer Türk toplulukları, kuruluş dönemi Osmanlı toplumunun çekirdeğini oluştururlar. Osmanlı arşiv belgelerindeki kayıtların verdiği bilgi istikametinde, kesin ve mutlak belirleyici olmasa da Anadolu'daki bu konar-göçer Türk toplulukların tasnifinde şu husus dikkati çeker: Kızılırmak, kaba bir hat olarak belirleyicidir ve bu ırmağın doğusunda ve güneyindekiler "Türkmen" olarak adlandırılırken ırmağın batısında yer alanlar ise "Yörük" olarak adlandırılırlar. Yine çok kaba ve mutlak olmayan bir izahla, Türkmenlerin sahip oldukları küçükbaş sürüleri daha ziyade koyundur ve "Karakoyunlu ve Akkoyunlu" gibi renkleri ile anılan siyasi yapıların temelini oluştururlar. Aynı şekilde Anadolu'nun batısındakilerin hayvanları ise daha ziyade keçidir ve onlar da Sarıkeçili, Kızılkeçili ve Karakeçili gibi aşiret adları ile bilinirler. Türkmen olarak adlandırdığımız birinci grupta yer alan konar-göçer zümrelerin yaylak ve kışlak arasındaki mesafeleri çok uzundur. Bugünkü coğrafi adlandırma ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da yaşayan bu topluluklar, kışları Halep ve Rakka'ya kadar inerken yazları neredeyse Kuzey'de Erzurum ve Bingöl yaylalarına kadar uzanan yüzlerce kilometrelik hattı hareketleri vardır. Buna mukabil Yörük olarak adlandırdığımız Anadolu'nun batısında ve güneyinde yaşayan konar-göçer toplulukların yaylak kışlak arasındaki mesafeleri kısadır ve bir iki günlük menzil mesabesindedir. Mesela Balıkesir'in yüksek kesimlerinde yaylayan konar-göçer Yörükler kışlak olarak Bergama ovasına inerler ve bu iki mekân arasındaki mesafe çok uzun değildir.

Şu hususun tekrar altını çizerek ifade edelim, bu ayrım ve bu ayrıma dayalı adlandırma mutlak belirleyici değildir. Aynı coğrafyada iki ada da rastlanır ve bu çok olağandır. Örnek verecek olursak, Kastamonu, Kâtip Çelebi'ye göre "Türkmen'in kaidesidir"

Osman Gâzi ve babası Ertuğrul Gâzi'nin aşiretinin Anadolu'daki nihai iskân sahası ve beyliğin teşekkül ettiği coğrafya olan kuzeybatı Anadolu'daki hayat tarzı, yaylak ve kışlak arasında kısa mesafeli Yörük topluluklarının yaşadığı bir karakter arz eder. Konar-göçerlik, bir nevi göçebelik ile yerleşik hayat tarzı arasında yer alır. Buna göre Ertuğrul Gâzi ve daha sonra da Osman Gâzi'ye bağlı oymak ve obaların içinde bulunduğu Karakeçili aşiretinin kışlağı bugün Bilecik iline bağlı Söğüt, yaylağı ise Kütahya iline bağlı Domaniç ilçeleridir.

Konar-göçerlerin kışlaklarında mesken olarak basit yapılar inşa ederken, en azından ibadet mekânlarının daha muhkem ve muntazam inşa edildiklerini kabul etmek gerekir. Bugüne intikal eden bazı yapılar ilk zamanlardan kalmış olmasa bile o devre ait izler taşıdıkları söylenebilir.

Konar-göçerler, hayatlarını idame ettirmek için sahip oldukları büyük koyun veya keçi sürüleri ile yaylak ve kışlak arasında, belli düzen ve disiplin dâhilinde hareket ederken, elde ettikleri hayvansal ürünleri, basit ve taşınabilir tezgâhlarda ürettikleri halı-kilim gibi dokumaları pazarlayabilmeleri için meskûn mahallerden çok da uzak değillerdi. Kışlak olarak barındıkları yerlerde yarı yerleşik bir hayat tesis ediyor, küçük de olsa sabit meskenler inşa ediyorlardı. Ertuğrul ve Osman Gâzi'nin aşireti Domaniç ve Söğüt arasında bu tarz bir yaylak-kışlak hayatı sürdürdükleri tarihi kayıtlarla da sabittir. Aşıkpaşazâde bunu eserinde söyle ifade eder: "Aya Nikola derler idi, bir kâfir varıdı, ya'ni Eynegöl'de. Osman yaylaya ve kışlaya gitdükleri vaktin bunlarun göçün üşendürürdi. Osman Gâzi, Bilecük tekürüne bundan şikâyet etdi ve Bilecük tekürüne eyitdi: sizden dileğümüz budur kim, bizim yükceğüzlerümüzi yaylaya gitdüğümüzde sizde emânet koyalum. Ol dahi kabul etdi. Her vaktin Osman Gâzi kim yaylaya gitdükde kamu esbâblarını öküzlere yükledürleridi, bir nice hatun kişiyle gönderürlerdi"

DÜNDAR ÇAMI

Bütün bu açıklamalardan sonra yazımızın başlığında yer alan aşiretin göç güzergahında yer alan "Dündarçamı" adını taşıyan mekân ile ilgili tespit ve değerlendirmeler geçebiliriz. Öncelikle mekâna adını veren Dündar Bey ile ilgili kısa da olsa açıklama yapmak zarureti vardır. Ertuğrul Gâzi'nin kardeşi, Osman Gâzi'nin amcası olarak bilinen Dündar Bey'in adı dönemin kaynaklarından sadece Neşrî'de geçmektedir Neşrî'deki kayda nazaran Ertuğrul Bey vefat edince aşiretin bir kısım ileri gelenlerince Dündar Bey'in boy beyi olması istenmişti. Ancak kendi öz oymağı dahi temayül etmeyince Osman Gâzi'ye biat etmek zorunda kalmıştı. Daha sonra mücadeleye giriştiği Bilecik tekfurunun elini öpmek zorunda kalan Osman Gâzi'nin bunun intikamını almak üzere teşebbüse geçmesi karşısında Dündar Bey mukabil olarak; "(...öte tarafta Germiyan oğlu adû (yani düşman) etrafın kâfirleri bize düşmen. Bunu dahi düşmen edicek, bize durıcak yer kalmaz" demiştir. Ve Dündar'ın bu sözü Osman'a güç gelip kendinin hurucuna men anlayıp okla Dündar'ı urup öldürdü. Anda yol kenarında yapma mezarı vardır. Köprü Hisar'dan Çakırbınarı'na gider yol üzerinde yatur. Derler ki tekfur bu hale vakıf olmayıp, gelip Bilecik civarında Kaldırayık deresindeki bunarda sohbet edip Osman'ı da davet etmiş. Bilecik kal'asına ekser halkı varıp tekfur bu gece gelir dediler. Osman ol gece tekfura zafer bulup varca halkiyle kırıp gelip anların vaz'ında kal'aya girip bu vecihle kal'ayı fethi etdi. Amma esah ve azher oldur ki Dündar'ın ölmesi, feth-i kal'aya mani olup sonra feth olundu

Diğer kaynaklarda hakkında fazla bilgi bulunmayan Dündar Bey'in aşiret içindeki konumunun, çok açık zikredilmese de muteber bir mevkide olduğu anlaşılabilir. Her şeyden önce geleneğin tesiriyle yaşı ve sıhriyeti itibariyle sözü dinlenen bir şahsiyet olmak icap eder. Dolayısıyla aşiretin sevk ve idaresinde söz sahibi, hakkı ve yetkisi olmalıdır. Bu kabulden hareketle aşağıdaki haritada aşiretin göç güzergâhı üzerinde adını taşıyan bir mevkiin olması mümkün ve muhtemeldir. Google Haritalar programından istifade ile çıkardığımız, aşiretin göç güzergâhı, coğrafyanın özellikleri göz önüne alındığında bahse konu dönemin şartlarına göre; göç kervanı ve hayvan sürüleri ile yol alabilmenin imkânları gözetilmiştir ve bu şartlara uygun hareket edildiği anlaşılmaktadır.

Dündarçamı harita üzerinde işaretli başlama ve nihai varış noktaları (Söğüt-Domaniç) arasında yer alan Erikli köyü arazisi içindedir. Erikli köyü idari olarak bugün Bilecik ilinin Bozüyük ilçesine bağlıdır. Mevki, konum itibariyle göç yolu üzerinde bir menzil, başka bir ifadeyle konaklayacak veya dinlenecek yer özelliği arz etmektedir. Yöre ahalisinin Dündarçamı adını verdiği bölgenin yakınlarında vaktiyle bir su kaynağının / pınarın da bulunduğundan bahsedilmektedir. Fotoğrafladığımız mevkide görülen çam ağacının yaşının Dündar Bey'in yaşadığı döneme kadar gidip gitmediği görünüşünden çok anlaşılmamakla beraber, mevki adı olarak günümüze kadar varlığını sürdürmesi tarihi hatırayı çağrıştırmaktadır.

Dündarçamı'nın neredeyse tam ortasında yer aldığı göç yolunun başlangıç ve bitiş noktaları, kuruluş döneminin iki önemli karakteri olan, ana-oğul, Hayme Ana ve Ertuğrul Gâzi'nin adlarını taşımaktadır. Tarihî kaynakların ekseriyetin kabulüne göre Ertuğrul Gâzi'nin annesi, Hayme Ana'nın Türbesi veya makamı bugün Domaniç'e bağlı Çarşamba köyünde, Ertuğrul Gâzi'nin türbesi ise Söğüt'tedir.

Sonuç olarak, civardaki diğer yerleşim yerlerinden Dodurga ve Çepni gibi adların mevcudiyeti yörede ciddi bir konar-göçer diğer Oğuz topluluklarının da varlığına işaret eder. Ertuğrul Gâzi'nin vefatını müteakip boy beyliği konusunda Osman Gâzi ile amcası Dündar Bey'in karşı karşıya gelmiş olmaları, Dündar Bey'in çevresinde etkili olduğu ve hatırı sayılır bir kişi olduğu, yaşadıkları yerlerde isminin mevki adı olarak verilmiş olması, tarihi coğrafya açısından değerlendirilecek bilgidir. Hele bahse konu dönemin kaynaklarının az olması veya mevcut olanlarda da tatminkâr bilgilerin olmayışı, farklı kaynaklardaki bilgileri daha da kıymetli hale getirmektedir. Bu bakımdan yer adları üzerinden tarihi bir döneme ait bir bilgi elde edilmiş olması ve belli bir konuya açıklık getirmiş olması, tarih araştırmalarında saha araştırmalarının öneminin teyidi bakımından kayda değer.

***

sado1.jpeg

sado2.jpeg

sado3.jpeg

sado4.jpeg

Bu yazı toplam 185 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Sadettin Bayram Arşivi
SON YAZILAR