MUZAFFER ÇEVEN

MUZAFFER ÇEVEN

ADI KONMAMIŞ…

ADI KONMAMIŞ…

Adı konmamış o kadar çok değer var ki… Adını koymağa değmeyen, yazılı olmayan değerler… Adı sanı bilinmeyen kahramanlar… Adı konulmuş sahte değerler ve kahramanların olduğu bir dünyada, adı konmamış kurallar en önemlisi… Adı konmamış kurallar; günlük hayatta hepimizin farkında olduğu ya da olmadığı, uymaya çalıştığı, ancak yazılı olmayan, yasalarla belirlenmemiş, ancak bireysel ve sosyal ilişkilerde güçlü biçimde etkili olan normlar… Adı konmamış kurallar, görünmez bir toplumsal sözleşme… Yasa gibi olmasa da, yasa kadar etkili… Adı konmamış kurallar; toplumun vicdanı, geleneği, duygusu ve hafızasıyla şekillenir… Adı konmamış kurallara uymak; saygının, nezaketin, zarafetin, hikmet sahibi olmanın, uyumlu olmanın icabı…

Adı konmamış kurallar; toplumsal sözleşmelerin görünmeyen yüzü… Adı konmamış kurallar; sessiz bir mutabakatla işler, kimse bir şey demez, lâkin yapılmazsa hemen fark edilir ve yadırganır… Adı konmamış kurallar; yazılı değildir, fakat geçerlidir, zamana, mekâna ve kültüre bağlıdır… Adı konmamış kuralların kaynağı âdâb-ı muâşeret (görgü) kuralları, evrensel ve kadim medeniyet değerlerimiz… Âdâb-ı muâşeret kuralları; bireyin toplum içinde saygılı, nâzik ve ölçülü davranmasını sağlayan, yazılı olmayan ama kuşaktan kuşağa aktarılan sosyal kurallar… Âdâb (Arapça, edep) ve muâşeret (birlikte yaşamak, toplum içinde bulunmak) birlikte kullanıldığında; toplum içinde edeplice yaşamanın kuralları demek… Adı konmamış bu kurallar; toplum düzenini sağlar, insanların bir arada saygılı ve huzurlu yaşamasını kolaylaştırır, iletişimi kolaylaştırır, kültürel kimliği yansıtır, bireylere saygınlık kazandırır… Empatiyi besler, merhametli olmayı sağlar… Uyum ve aidiyet hissi verir… Toplumun değerlerini yansıtır… Meselâ, büyüklerin ellerini öpmek, küçüklere sevgiyle yaklaşmak… ‘Lütfen, teşekkür ederim, af edersiniz’ vb. ifadeleri kullanmak… Kapıdan girerken ‘müsait misiniz?’ demek… Sofrada, büyük olan kişi başlamadan yemeğe başlamamak… Ağız şapırdatmamak, lokmayı küçük almak… Sofrada gereksiz ses çıkarmamak, birine laf atmamak… Bir toplantıya ya da merasime davetsiz gitmemek, gidilen yerde uzun süre kalmamak… Ev sahibine hediye götürmek… Misafire hürmet göstermek… Biri konuşurken sözünü kesmemek, yüksek sesle konuşmamak… Birini küçümseyici üslupla eleştirmemek… Tartışmada nezaket sınırlarına dikkat etmek… Toplum içinde, alışverişte vb. durumlarda sıraya girmek, başkalarının hakkını gözetmek… Toplu taşımada yaşlıya, hastaya yer vermek… Yerlere çöp atmamak, gürültü yapmamak… Yaptığı iyiliği başa kakmamak... E-posta yazarken uygun hitap ve söz kullanmak… Cep telefonu konuşmalarında başkalarını rahatsız etmemek, yüksek sesle konuşmamak… Toplantılarda söz sırasına uymak… Alışverişte sırayı takip etmek... Tebessümle konuşmak... Dillendiremediğimiz daha nice insanî ve vicdanî kurallar…

Kadim medeniyet değerlerimizin olmazsa olmaz ölçüsü: “İnsanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olandır…” (Hadis-i Şerif)… Her bir şey, zamanla dönüşür, değişir; adı konmamış kurallar asla değişmez… Bu; insan olmanın, insan kalmanın gereği… Adı konmamış kurallar; insanca davranmanın, birlikte yaşamanın, saygının ve zarafetin görünmez kuralları… Bir toplumun kimliği, insanlarının birbirine davranışlarıyla belli olur… Tavır, nezaket vb. her hâlimiz; başkalarından ziyade, bizim kendimize duyduğumuz saygının göstergesi… Bir toplumda, bireyin ne yapıp ne yapamayacağını belirleyen otorite değil; toplumun uyduğu adı konmamış kurallardır… Adı konmamış kurallar, elbette evrensel normlarla örtüştüğü nispette kalıcı ve geçerli… Yoksa gelenek diye yapılan saçmalıklar, bâtıl ve hurafe olmaktan öte bir anlam taşımaz… Adı konmamış, yazısız kurallar; zamanla değişilebilir veya yok olur gider… Önemli olan, adı konmamış kuralların alt yapısının kadim medeniyet değerler üzerine inşa edilmesi… Adı konmamış kadim medeniyet değerlerimizin, nesilden nesile intikali ise, adı aşnı belli olmayan gerçek kahramanlarımız sayesinde… Adı sanı belli olmayan kahramanlarımız, herkes tarafından tanınmayan, yaptıkları fedakârlıklar ve cesur eylemlerle anılmayan çok kıymetli kişiler… Adı sanı belli olmayan kahramanlarımız, ön planda olmadan, gösterişten uzak bir şekilde hareket eden ve yaptıklarının karşılığında bir takdir beklemeyen kahramanlar… Adı konmamış kahramanlarımız, aslında görebilenler için her yerdeler… Meselâ, komşularına düzenli olarak yardım eden, kimsesiz birine el uzatan, bir tehlike anında hiç düşünmeden harekete geçen, çevresindeki çöpleri temizleyen, çevresine pozitif enerji yayan insanlar… Doğal afetlerde, kazalarda veya acil durumlarda, kendi güvenliklerini riske atarak başkalarını kurtaran, onlara yardım edip işleri bittikten sonra sessizce oradan uzaklaşan kişiler… Gerçek kahramanlar; tarihî hadiselerdeki şişirilmiş ünlü liderler değil, birçok adsız asker, aktivist ve sıradan insanlar… Onlar, doğru bildikleri yolda ve uğruna can verdikleri mücadelede veya perde arkasında kritik görevler üstlenen kimseler... Deprem ve vb. afetlerde, ilk müdahaleyi yapan ekipler, sağlık çalışanları ve yardım görevlileri… Kavgalı ve dargın olan insanların arasını bulan, iyilik yapan gönül dostları... Bunlar, adsız kahramanlar… Adsız kahramanlar; cesaretin, merhametin ve özverinin gerçek sahipleri… Adsız kahramanlar; toplumumuzu ve geleceğimizi şekillendiren, çoğu zaman bir isme bile sahip olmayan sessiz kahramanlar… Bazen de hain bilinen, gerçekte vatan sevdalısı olan ünlüler...

Bütün mesele, adı konmamış gerçek değerlerimizin farkında olabilmek… Sahip olduğumuz, henüz tam olarak bilemediğimiz, dile getirilmemiş veya yeterince takdir edilmemiş erdemlerimiz, kültürel ve manevî zenginliklerimiz… Bu değerlerimiz, hayatımızın içinde sessizce var olmaya devam eder… Bu değerlerimizi düşünüp içselleştirdiğimizde ve harekete geçirdiğimizde sapla samanı anlayabiliriz… Bu yüzden kadim medeniyetimizde, misafir Allah'ın emaneti olmuş… Zor zamanlarda komşular birbirine destek olmuş, imece usulü yardımlaşma gibi gelenekler hâlâ var olmaya devam etmiş… Köylerimizde, ağaçlara, su kaynaklarına hürmet vb. kadim değerlerimiz, söze dökülmese de nesilden nesile aktarılmış… Türkülerimizde, ağıtlarda ve atasözlerinde ifade bulan duygu yoğunluğu, bireylerin iç dünyasında saklı kalmış, kelimelere dökülmese de, dilden dile, gönülden gönüle iletilmiş… Tarihte yaşanan zorluklara rağmen ayakta kalma gücümüz hiç tükenmemiş… Gurbete gidenlerin arkasından su döküp hüzünle bakılmış… Adı konmamış değerlerimizin hiçbir zaman adı konmamış; sadece herkes tarafından o kadar içselleştirilmiş ki, üzerine düşünmeye bile gerek duyulmamış… Hızla değişen dünyada geleneksel değerlerimiz, eski moda gibi algılansa da, bir şekilde içimizde hep yaşamış… İfade etmekte güçlük çektiğimiz duygularımız, değerlerimiz, söze dökülmemiş belki; ancak davranışlarımızda ve esprilerimizde hep yansımış… Adı konmamış değerlerimizi, kurallarımızı ve kahramanlarımızı unutmamanın bir yolu var… Kadim medeniyet kodlarımıza dönmek… Çıkarları uğrunda fırıldak gibi dönenlerin, dilli düdüklerin bunu anlaması zor… Adı konmamış şu ya da bu… Adını koymadan, yapabileceğimiz çok şey var… Neler mi yapabiliriz? Adı konmamış değerlerimizi, kurallarımızı ve kahramanlarımızı, gelecek nesillere aktarabiliriz... Sanat ve edebiyatta, şiirler, öyküler veya filmlerle bu "adı konmamış" erdemleri görünür hâle dönüştürebiliriz… Kültürel mirasımızı korumada hassas olabiliriz; kültürel değerlerimizi kayıt altına alabiliriz… En önemlisi, adı konmamış her bir şeyimizi sessizce yaşatmaya devam edebiliriz…

Adı konmamış her ne ise, tanımı mâlum olanı anlayabilmek için bu konuda söylenen sözlere kulak vermek gerek: “Gerçekten değerli olan şeyler, gözle görülmez.” (Platon)… “Gerçek mutluluğun kaynağı dışarıda değil, içimizdedir.” (Buddha)… “İnsanın değeri, sahip olduğu şeylerden değil, kim olduğundan gelir.” (C.S. Lewis)… “Gerçek bir insan, içindeki değerleri dışarıya yansıtan kişidir.” (Mahatma Gandhi)… “Bir insanın gerçek değeri, toplumun en zayıf bireyine olan tutumu ile ölçülür.” (Albert Einstein)… “En derin değerler, kalbimizin en karanlık köşelerinde saklıdır.” (Khalil Gibran)… Selam, sevgi ve saygılarımla. https://bit.ly/muzafferceven

Bu yazı toplam 541 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
MUZAFFER ÇEVEN Arşivi
SON YAZILAR