AİLE KÖŞESİ

AİLE KÖŞESİ

İRADE EĞİTİMİNİN ÖNEMİ

İRADE EĞİTİMİNİN ÖNEMİ

Çağımız toplumları üretmekten çok tüketen, haz peşinde koşan, özgürlük adına sınır tanımayan, dinî ve ahlaki değerleri hiçe sayan insan modelinin yoğunlaştığı toplumlar hâline gelmiştir. Popüler kültür ve sosyal medyanın insan hayatına hâkim olmasıyla birlikte sağlam ve güçlü iradeye sahip nesiller yetiştirmek her zamankinden daha zor ve daha önemli bir hâl almıştır. Öyleyse söze “irade”nin ne olduğundan başlamak gerekir.

Sözlükte; istemek, dilemek manalarına gelen irade terim olarak “nefsin, yapılması gerektiğine hükmettiği bir işi, bir amacı gerçekleştirmeyi istemesi, ona yönelmesi” veya “bir fayda elde etme inancının ardından doğan eğilim” gibi değişik şekillerde tanımlanmıştır (Ragıb el-İsfahânî el-Müfredât, “rvd” maddesi; et-Ta’rifât, “irade” maddesi). İrade, sadece psikolojik bir fonksiyon yahut meleke olmayıp aynı zamanda bilinçli bir seçme gücü, bundan dolayı da kişiyi davranışlarının sonuçlarından sorumlu hâle getiren ahlaki bir ilkedir. Bu seçme gücüne kelami literatürde ihtiyar denilmektedir. “Hayır” kökünden gelen ihtiyar; birden çok davranış şekilleri arasından en hayırlısını, en faydalısını seçme, ayırt etme iradesi ve kararıdır.  Allah Teâlâ mahlukat içerisinde sadece insanoğluna akıl ve irade kabiliyeti vermiş, bu nimetler karşılığında ondan akıl ve iradesini doğru yönde kullanmasını ve sorumluluklarına sahip çıkmasını istemiştir. Kur’an-ı Kerim’de:“…Gerçek, Rabbinizden gelendir.  Artık dileyen iman etsin, dileyen de inkâr etsin.” (Kehf, 18/29), “Kim doğru ve yararlı bir iş yaparsa kendi iyiliği için yapmış olur, kim de kötülük işlerse kendi aleyhine işlemiş olur.” (Fussilet, 41/46), “Biz emaneti göklere, yerküreye ve dağlara teklif ettik, ama onlar bunu yüklenmek istemediler, ondan korktular ve onu insan yüklendi.” (Ahzab, 33/72) buyrularak insanın özgür iradesiyle tercihte bulunma ve tercihlerinin sonuçlarına katlanma, emaneti yüklenme yani sorumluluk alma yönüne dikkat çekilmiş, aynı zamanda yeryüzünün mimarı ve halifesi olma özelliğine vurgu yapılmıştır.

İradesi güçlü çocuklar yetiştirmek için neler yapmalıyız?

Rol model olmak: Genel eğitim yasalarında olduğu gibi bu konuda yapılacak ilk iş, güzel örnek olmaktır. Yani anne babalar ve yetişkinler olarak bizler ne kadar irademize hâkimiz? Hayatımızın öznesi mi yoksa nesnesi miyiz? Dinî ve ahlaki değerlerimizi yaşıyor ve yaşatıyor muyuz? İşte tüm bu saydıklarımız iradeli insan yetiştirmenin ilk adımı olsa gerek. Bireyi hayatın içine dâhil etmek: Gerek çocukla gerek aileyle ilgili alınan kararlarda ailenin bütün üyeleriyle konuşmak, fikirlerini sormak ve böylece onlara değer verdiğimizi ve bu ailenin bir üyesi olduğunu hissettirmek önemlidir.

İstekleri ve haz veren şeyleri ertelemeyi öğretmek: Dinimizde emredilen ibadetler, Allah’ın emir ve yasakları birtakım sınırlar koyma ve bunları muhafaza etme bakımından

irade eğitimine katkı sağlarlar. 1960’larda Stanford Üniversitesi’nde Walter Mischel tarafından yürütülen bir araştırmada dört yaşındaki çocuklara şekerleme verilir. Çocuklara iki seçenek sunulur: Önlerine konulan şekerlemeyi hemen yemek veya 15 dakika yemeden bekleyip ikinci bir şekerleme daha alarak ikisini birden yemek. Tabii deneyde bazı çocuklar sabırla beklerken bazıları şekerlemeyi hemen yemeyi tercih eder. Araştırmacılar bu çocukları ergenlik sonrasına kadar takip eder ve kendilerine sunulan ikramı hemen yemeyip hazzı ertelemeyi başaran çocukların hayatta daha uyumlu ve daha güvenilir kişiler hâline geldiklerini görürler. Bu çocukların diğerlerine göre öz güvenlerinin daha yüksek, stresle baş etme becerilerinin daha gelişmiş olduğunu, kendilerini daha iyi motive edebildiklerini, zorluklar karşısında daha azimli davrandıklarını, sosyal çevrelerinde daha az sorunla karşılaştıklarını ve akademik başarılarının daha yüksek olduğunu gözlemlerler.

Tutarlı olmak:

İnsan yetiştirmek bir sabır ve sanat işidir. Anne babaların sakin, tutarlı ve istikrarlı olmaları, karakter sahibi nesiller yetiştirmeleri açısından çok mühimdir. Bazen çocuklar ve gençler şartları zorlayabilir, inat edebilir, ısrarcı davranabilirler. Böyle zamanlarda sakin kalmak, yapmak istediği şeyin fayda ve zararları hakkında çocuğu bilgilendirmek son derece önemlidir.

Sabır, emek ve çabanın değerini öğretmek:

 Emek vererek bir şeye sahip olmak, iradeli bir nesil yetiştirme konusunda önemli bir yoldur. Mesela çocuğumuz bir oyuncağı veya kıyafeti almak istediğinde kimi zaman bu sürece çocuk da dâhil edilebilir. Harçlıklarını biriktirmesi ve sabırlı davranması istenebilir. Aynı şekilde gençlerin, emek vererek, çaba göstererek hedeflerine ulaşmasının önü açılmalı, istekleri onlara hazır olarak sunulmamalıdır. Böylece bizzat emek vererek ve hak ederek bir şeye ulaşmanın mutluluğunu bireye hissettirmiş, amaç ve hedefler doğrultusunda da karakterini güçlendirmiş oluruz.

Sorumluluk almalarını sağlamak:

Yatağını ve odasını toplamak, sofranın kurulması ve kaldırılması esnasında yardımda bulunmak, biraz daha büyüdüğünde çöpü atmak ve alışverişe yardımcı olmak gibi görevler bunlardan bazılarıdır. Tüm bunlar çocuğu hayata hazırlarken bir taraftan da ona sorumluluk almayı ve sorumluluklarına sahip çıkmayı öğretir.

 

 

 

Zamanı yönetme becerisi kazandırmak:

 İç disiplin sağlama, nefsi kontrol altına alabilmede önemli konulardan biri de zaman bilinci ve yönetimidir. Günümüzde insanların birçoğu zamanı iyi yönetememekte, iç ve dış uyaranların etkisiyle hayatını ve enerjisini heba etmekte, arzu ve heveslerinin peşinden koşmaktadır. Oysa insanın mutlu olması ve başarıya ulaşmasında zamanın bilinçli kullanılması ne kadar da önemli bir yere sahiptir. Peygamber Efendimiz (s.a.s.), “İki nimet vardır ki insanların çoğu (onları değerlendirme hususunda) aldanmıştır: Sağlık ve boş vakit.” (Buhârî, Rikak, 1) buyurarak zamanı bilinçli kullanma konusuna dikkatimizi çekmekte ve bizleri uyarmaktadır.

Rutin oluşturmak: İrade eğitiminde önemli bir basamak da belli başlı rutinleri tekrarlamak, iyi ve faydalı hususlarda çocukların ve gençlerin alışkanlık kazanmasını sağlamaktır. Bunlar; başta ibadetler olmak üzere ahlak ve görgü kurallarıdır. Her ailenin kendine özgü ev içi kuralları da olabilir. Mesela çocuklarımıza namaz alışkanlığı kazandırmak, onları hem ezan

vakitlerini kollayarak hayatlarını tanzim etmeye, manevi açıdan güçlü olmaya hem de hayatın akışı içerisinde bir an durup kendilerini muhasebe etmeye sevk eder. Gençlerimizle birlikte düzenli tefsir, hadis okumaları yapmak da örnek olarak verilebilir. Peygamber Efendimiz: “Amellerin en faziletlisi az da olsa devamlı olanıdır.” buyurmuştur (Müslim, Müsafirîn, 216). Dolayısıyla asıl olan bir şeyi çok yapmak değil, belli aralıklarla ve istikrarlı bir şekilde yapmaktır. Bu da nefse ağır gelen hususlarda kişiyi yavaş yavaş ibadetlere, iyi ve güzel davranışlara alıştırır, disipline eder.

Takdir etmek ve uyarmak:

Bireyi yaptığı güzel davranışlar neticesinde takdir etmek, kötü

davranışlar neticesinde uyarmak ve yapmış olduğu hatanın bedelini ödemesine fırsat vermek sorumluluk ve irade gelişimi açısından önemlidir. Yaptıkları iyi veya kötü davranışlara kayıtsız kalmak, çocuklarda ve gençlerde hem kendini değersiz hissetmesine yol açması, hem de gayret etmesinin bir önemi olmadığını hissettirmesi bakımından ümit kırıcıdır. Sonuç olarak insan haysiyetine yaraşır bir şekilde yaşama ve dünya/ahiret saadetini elde etmede iradenin payı büyüktür. Ancak tek başına irade yeterli değildir. Sayyimizin ve gayretimizin devamlı olabilmesi için azim, sabır ve duaya ihtiyaç vardır. Lokman (a.s.) oğluna bakın nasıl tavsiye ve duada bulunmaktadır: “Yavrucuğum! Namazı dosdoğru kıl, iyiliği emret, kötülükten alıkoy, başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş işlerdendir.” (Lokmân, 31/17)

Kaynak: Dib Yayınları

Hazırlayan: Aslışah AYDIN- Bilecik Müftülüğü –Kur’an Kursu Öğreticisi

                             

                               ÜÇ SORU? ÜÇ CEVAP:

SORU: Bekâr kişinin boşaması geçerli midir?

CEVAP: Evlenmeden önce sarf edilen boşama sözleri hüküm ifade etmez. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.): “Nikahtan önce boşama yoktur.” (Buhârî, Talâk 9; Ebû dâvûd, Talâk 7; İbn Mâce, Talak, 17) buyurmuştur. Bu hadisin, nikah akdi kıyılmadan önce yapılan kesin ve şartsız boşamanın hükümsüz/geçersiz olduğuna delaleti konusunda âlimler ittifak etmişlerdir.

Fakat kişi, bir kadına: “Eğer seninle nikahlanırsam/evlenirsem sen benden boşsun.”, “Evleneceğim her kadın benden boştur” gibi gelecekte yapacağı nikaha bağlı boşaması konusunda âlimler farklı görüş beyan etmişlerdir. Hanefîlere göre nikahlanma şartına bağlı boşama geçerlidir. Mesela bir kişi: “Eğer seninle evlenirsem sen benden boşsun.” veya “Evleneceğim her kadın boş olsun.” derse evlenmesi halinde boşama gerçekleşmiş olur (Merğînânî, el-Hidâye, I, 250; Zeylaî, Tebyînü’l-Hakâık, II, 231; Fetâvâ-yı Hindiye, I, 418 419). İmam Şâfiî, Ahmed b. Hanbel ve diğer âlimlere göre ise, böyle şartlı bir sözle boşama meydana gelmez (İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, Mısır 1975, II, 84; İbn Kudâme, el-Muğnî, IX, 410; Şevkânî, Neylü’l-evtâr, Beyrut 2004, 1271-1272).

SORU: Zifaf olmadan boşamanın hükmü nedir?

CEVAP: Nikah kıyıldıktan sonra henüz zifafa girilmeden yapılan boşama geçerlidir. Bu durumda bir bâin talak meydana gelir (Merğinânî, el-Hidâye, I, 202). Boşayan erkek, boşadığı eşine tekrar dönmek isterse, ancak yeni bir nikahla dönebilir. Bu şekilde boşanan çiftler, nikahlı iken yanlarına kimsenin izinsiz giremeyeceği bir yerde baş başa kalmışlarsa (halvet-i sahîha) erkeğin kadına tam mehir vermesi lazımdır (Nisâ, 4/20-21). Kadının da yeni bir evlilik için iddet beklemesi gerekir (Serahsî, el-Mebsût, V, 148-149). Ancak halvet-i sahîha olmadan önce boşama söz konusu olduğunda mehir belirlenmemişse kocanın mehir konusunda sorumluluğu yoksa da bütçesine ve toplumun örfüne uygun bir şekilde kadına müt’a denilen bir hediye vermelidir. Ancak daha önce bir mehir miktarı belirlenmişse koca, bunun yarısını ödemekle yükümlüdür (Bakara, 2/236-237; Ahzâb, 33/49; Cessâs, Ahkâmu’l-Kur’an, I, 583-584; Serahsî, el-Mebsût, VI, 16).

SORU: Niyeti boşama olmadığı halde eşe karşı tehdit unsuru olarak boşama sözlerini kullanma halinde boşanma gerçekleşir mi?

CEVAP: Boşama konusunun, rastgele gündeme getirilmesi doğru değildir. Bunun ciddi sonuçları olduğundan, Hz. Peygamber (s.a.s.) bu konuda dikkatli davranmayı tavsiye etmektedir (EbûDâvûd, Talak, 9). Kişi, tehdit için karısını boşayacağını söylese, bu sözüyle boşama meydana gelmez. Bunu söylemekle geleceğe dönük vaadde bulunmuş olmaktadır. Ancak tehdit niyetiyle “boşadım.”, “boş ol.” gibi sözler kullansa niyeti ne olursa olsun boşama gerçekleşmiş olur. Çünkü bu kelimeler, sarih olarak talakı ifade etmektedir. Sarih lafızlarla gerçekleştirilen boşamada niyete itibar edilmez (Kâsânî, Bedâiu’s-sanâi, III, 91).

Bu yazı toplam 1163 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
AİLE KÖŞESİ Arşivi
SON YAZILAR