SAVUNMA SANAYİNİN YENİ VİZYONU NE OLMALI
Değerli okuyucularım son yazımızda yönetici ve lider olabilmek başlıklı konumuzu sizlere sunmuştuk. İyi bir yönetici ve lider olabilmenin olmazsa olmaz koşullarından birisi de geleceği doğru görüp planlamak ve yapılan planları doğru bir şekilde uygulamaktan geçmektedir. Yapılan plan her zaman sonuna kadar geçerli olamaz. Çünkü koşullar bir şekilde az veya çok değişir. İyi bir yönetici değişen veya değişecek koşullara bağlı olarak planı revize eder ve uygulamaları buna göre tekrara günceller. Bunu başaranlar vizyoner lider olurlar. Tarih bu kişileri sonsuza dek yazar.
Son yıllarda ülkemizin göz bebeği sektörü, gurur kaynağımız savunma sanayi olmuştur. Savunma sanayine yönelik çalışmalar Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde (özellikle deniz teknolojileri) başlamıştı. Ama bu dönemde somut çıktılar elde edilememişti. Kurtuluş savaşı sonrası vizyoner lider olan Mustafa Kemal Atatürk NASA benzeri olan Türk Hava Kurumu’nu kurmuştu. Ve bu uğurda ileriye dönük girişimleri başlattı. Örneğin dünyanın üçüncü rüzgâr tüneli kurulması girişimini başlatmıştı. Sonrasında Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında ülkemizin yöneticileri ve komutanlar gerçek bir lider gibi davranıp sırasıyla ASELSAN, HAVELSAN ve ROKETSAN’ı kurdular. Devamında onlarca yıl mücadele ettiğimiz terörle mücadele ve bölgemizde yaşanan gelişmelerin sonucu komutanlarımız yeni bir sistematik meydana getirip modernleşme süreci başlattılar. Yöneticilerimiz tarafından da desteklenen bu çalışmaların meyvelerini yeni yeni görmeye başladık. Hatta bu sektör dünyada söz sahibi olmaya başlamış olup medar-ı iftiharımız olmuştur. Ancak bu kapsamda gözden kaçırmamamız gereken hayati bir hususa dikkat çekmek istiyorum. Çünkü koşullar hayati boyutta değişmiştir.
Ülkemizin göz bebeği olan Savunma Sanayi sektörü tavizsiz bir şekilde yeniden değerlendirilmelidir. Hangi boyutta diye soracak olursanız “Kuruluş Yeri Faktörleri” olarak cevaplandırabiliriz. Bu konunun dersini veren birisi, bir akademisyen olarak konuyu açmak ve ilgililere, sorumlulara sunmak istiyorum. Hatta sunmaktan öte mutlaka dikkate alınmasını talep diyorum.
Girişimci ile yöneticinin temel farkı, sahip olduğu varlıkları konusunda risk almasıdır. Girişimci bu kapsamda minimum risk düzeyinde yüksek getiri elde etmeyi amaçlar. Özellikle işletme kurulma kararının verilmesi sürecinde çok daha hassas davranarak riskleri yok denecek düzeye ve mümkünse sıfıra indirmek ister. Bu kapsamda vereceği kararlardan birisi de kuruluş yerinin doğru seçilmesidir. En büyük sabit yatırım bu safhada yapılır. Bu seçim yapıldıktan sonra vazgeçme veya geri dönme şansı yoktur. İşletmenin kuruluş yeri faktörleri deyince girişimcinin dikkate aldığı hususlar şunlardır:
- İktisadi Faktörler (Hammadde, iş gücü kaynaklarına, pazara yakınlık),
- Doğal Faktörler (- İklim, arazinin durumu),
- Sosyal Faktörler (İnsan kaynaklarının ihtiyaçlarını karşılayacak sosyal imkanlar, toplum güvenliği ve sağlığı ile ilgili durum),
- Psikolojik, Fizyolojik ve Politik Faktörler (İşletme sahiplerinin psikolojik, fizyolojik ihtiyaçları devlet teşvikleri) olarak anlatılır. Benzer sınıflandırmalar da mevcuttur. Bu kıstaslar standart girişimcinin dikkate aldığı hususlardır.
Savunma sanayi kuruluş yeri seçilirken sadece ekonomik değerler dikkate alınmaz. Savunma Sanayi standart bir sektör değildir. Sadece ana şirketler değil alt sektör ve kuruluşlar hatta buralarda çalışanlar da en az onlar kadar kritiktir. Bu nedenle sektörün kuruluş yerleri seçilirken dikkate alınması gereken iki faktör daha vardır: ASKERİ TEHLİKE VE İKLİM koşulları. Askeri Tehlike kapsamında işletmeler askeri tehlikeden korunmak için kuruluş yerlerini ve yapılarını mutlaka dikkate almak zorundadır. İklim koşulları ise hem çalışanlar üzerinde hem de üretim esnasında olumsuz etkiler yaratır. İleri düzeyde teknolojik üretim süreçlerine sahip savunma sanayi nem ve toza karşı hassastır. Savunma sanayine yönelik işletmeler kurulurken yakınlarında su kitleleri ve tozlu üretim yapan işletmeler olmamalıdır. Bu etkilerin giderilmesi için maliyetli ilave yatırımlar yapılmak zorundadır. Bu yatırımlar bile bir yere kadar önleyici olabilmektedir.
Değerli okuyucularım ve özellikle karar verici pozisyonundaki sorumlular günümüzde savunma sanayi kuruluş yeri ve yapılaşma esasları kökten değişmiştir. Çünkü koşullar tavizsiz bir şekilde yeni esaslara uygun karar vermeyi zorunlu kılmaktadır. Artık savaş ve çatışmalarda ilk hedef stratejik birinci önceliğe sahip savunma sanayidir. Sınırlara bağlı olmayan hava gücü ve özellikle farklı düzeylerdeki füze sistemi açıkta olan bu tesisleri ilk hamlede devre dışı bırakmaktadır. Yeni strateji buna mutlak tedbirlerin alınması olmalıdır.
Savunma sanayini tehditlere karşı korumak yeni bir husus değildir. Genç cumhuriyetin yöneticileri MKE ve havacılık sanayini İç Anadolu’ya özellikle Ankara ve çevresine kurdular. Anılan tercihi ekonomik ve sosyal koşullara uygun bulmayan yayınlar okumuştum. Ancak karar vericiler, eleştirenlerin hayallerini bile kurmayacak koşullarda yıllarca yaşamışlardı. Dönemin karar vericilerinin ömürlerinin ortalama 15 yılları cephelerde geçmişti. Ve tartışmasız en doğru kararı vermişlerdi. Çünkü dönemin koşullarında ana tehdit olan düşman uçaklarının ve roketlerinin hudutlardan bu sanayi tesislerine ulaşması çok zor, neredeyse imkansızdı. Tabi tarihteki tek örnekler bunlar değildir.

MKE tarihinden bir anı.
Meslek yaşamının son 10 yılının 7 yılı stratejik boyutta bu konuları planlamak ve yönetmekle geçmiş bir kişi olarak ulusumuz ve geleceğimiz için yazmıyorum. İleride doğacak risklere karşı tedbirlerin gecikmeksizin alınması için yetkilileri uyarıyorum. Atalarımızın dediği gibi “GÖZ ODUR Kİ, DAĞLARIN ARKASINI GÖRE, AKIL ODUR Kİ BAŞA GELECEĞİ BİLE” Dağın bu yüzünü gözü veya şuuru arızalı olmayan herkes görür. Ama iyi bir lider, stratejik bir yönetici dağların arkasını, kimsenin göremediğini görür ve tedbirleri alır. Şimdilik hoşça kalın…..

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.