'TAHSİN PAŞA' HATIRASINDAN 'KAHRAMAN BİR TÜRK BÖLÜĞÜ'

Sokağa çıkma yasağından faydalanmaya çalışıyorum. Sultan Abdülhamid’in yaveri Tahsin Paşa’nın hatıralarını okuyorum. Kitabın 182. sayfasında “Kahraman Bir Türk Bölüğü” başlıklı sahifenin tamamını okudukça bir Bilecikli olarak gururlanmamak imkansız. İstedimki hemşehrilerimde aynı duygularla gururlansın, ama kibirlenmeyelim.”

KAHRAMAN BİR TÜRK BÖLÜĞÜ

Sultan Hamid sarayının en şanlı, en asil ve civanmert teşkilâtı “Söğütlü” namıyla tanınan maiyet süvari bölüğü idi. Bundan altı asır önce Anadolu’nun Bilecik, Söğüt ve Eskişehir havalinde yerleşmiş eski Türk kabilelerinden Karakeçili aşireti; mertliği, cesareti, ahlak temizliği ve bakımından Sultan Hamid’in dikkatini çekti. Bu aşiret çocuklarının damarlarında dolaşan temiz Türk kanı muhitin ve zamanın fena tesirlerinden korunmuş ve hiçbir suretle bozulmamıştı. Sultan Hamid kendi sarayının içinde ve çeşit çeşit ihsan ve nimetlerle yaşattığı muhafaza teşkilatının neticede kendisine maddi menfaatlerle bağlı olduğunu ve bu bağların samimiyet derecesinin şüpheli bulunduğu bilir ve vaziyeti ona göre idare ederdi. Tereddütsüzce denilebilir ki, Saray’ın çakıl taşı türünden süslemelerini teşkil eden muhafaza tertibatı arasında “Söğüt Maiyet Bölüğü” bir pırlanta idi. Sultan Hamid Karakeçili aşiret mensuplarından ve hepsi güzel ve levent delikanlılardan mürekkep iki yüz kişilik bir mızraklı maiyet bölüğü teşkil etmişti. Bunların zabiti Mehmed Efendi isimli bir zat idi. Ahlak temizliği ve yaradılıştan gelen cesaretin cisimleşmiş örneği olan bu Mehmet Efendi, bölüğe mehsup bir arkadaşıyla birlikte Sultan Hamid’in yatak odası yanında yatardı. Sultan Hamid hayatının muhafazasını bunlara emanet etmişti. Padişahın huzuruna girmek ve dairesinin civarına yaklaşmak ne gibi hâl ve şartlara tâbi olduğunu bilenler yatak odası önünde nöbet beklemenin ne demek olduğunu takdir ederler. Sultan Hamid Söğütlü Bölüğünden daima memnuniyet ve övgüyle bahseder, onlarla görüştüğü zaman “Öz hemşerilerim!” diye hitap eylerdi.  Yalnız Sarayı’nda insanların her çeşidini, ahlak tecellisinin her rengini, iyilik ve kötülüklerin her derecesini görmüş bir insan sıfatıyla şunu söylemeyi kendime vicdan borcu dilerim ki, damarlarında Türk neslinin temiz ve mübarek kanı dolaşan bu Karakeçili bölüğünden hiçbir fert hiçbir şekil ve surette ne şahsen, ne de vasıtalarla fenalık etmemiş ve fenalığa alet olmamıştır. Bunlar Yıldız Sarayı’na bir kaya gibi girdiler, vakti gelince yine bir kaya gibi tertemiz ve lekesiz çıktılar. Allah kendilerinden razı olsun!

Bu yazı toplam 1131 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
SON YAZILAR