MUZAFFER ÇEVEN

MUZAFFER ÇEVEN

VAPUR…

VAPUR…

Vapur (Latince, vapor; İngilizce, vapor/vapour; Fransızca, bateau à vapeur, vapour –buhar), buharla (günümüzde akaryakıt) ile çalışan gemi... Vapur; kısa mesafelerde yolcu taşımacılığında kullanılan deniz taşıtı... Yolcu, otomobil ve vagon taşıyan vapur; arabalı vapur (feribot)... ‘Vapur’ denildiğinde aklımıza ilk gelen sözcük ‘Bandırma’(Yunanca, Panormos - güvenli liman)... Bandırma Vapuru... Bandırma; Marmara Denizi'nin güneyinde, Bandırma Körfezi'nin en iç kısmında, Balıkesir iline bağlı güzel bir ilçemiz...

Vapur (buhar), suyun gaz hâli... Buhar; dönüşümün, geçiciliğin, potansiyelin ve belirsizliğin evrensel bir sembolü... Bu; insan psikolojisinde değişim vetirelerini/yansıtan düşünce... Su, ısı enerjisiyle buhara dönüşür; insan da bilgi, deneyim ve farkındalık ile kemâle erer... Buhar, bireyin sabit kimlik anlayışından uzaklaşmasını ve olgunlaşmasını çağrıştıran hâl... Buhar, var ya da yok gibi nazarımızda... Gözle görürüz, elle tutamayız... İnsanın duyguları ve düşünceleri de böyle... Öfkemiz, sevgimiz, korkumuz vb. duygularımız; buhar gibi yoğunlaşır, görünür olur, dağılır ve kaybolur... Dijital platformlarda, sosyal medyadaki kimliklerimiz de, buhar gibi gerçek ve gerçekdışı, kalıcı ve geçici... Sanayi devriminde buhar, modernleşmenin ve makineleşmenin remzi olmuş... Charles Dickens'ın eserlerinde buharlı makineler, insan hayatının mekanikleşmesini temsil etmiş... Doğu edebiyatında buhar, zihnin sınırlarından kurtuluşunu, meditasyonu ve transı simgelemiş... Sanatta eserlerinde buhar; gerçekliğin keskin hatlardan arınmış hâlini yansıtmış... Claude Monet'nin ‘Buharlı Trenler’ serisi, modern dünyanın bulanıklığını ve hızını yansıtmış... Teknolojide buhar; dijital buluta evrilmiş... Bulut bilişim, ‘buhar’ın modern versiyonu... Buhar görünmez, buharın gücü hissedilir... Bulut teknolojisi de görünmez, işlevi hissedilir... Verilerimiz artık katı sabit disklerde değil, buharlaşmış âdeta, dijital bulutta saklanmakta... Otomasyonun ve yapay zekânın etkili olduğu günümüzde, pek çok meslek buharlaşıyor... Buharlaşan meslekler, farklı formlarda yeniden yoğunlaşıyor... Geleceği şekillendirecek beceriler, buhar gibi akışkan, uyum sağlayabilen ve sınır tanımayan beceriler olacak... ‘Vapur’ (buhar), bize varoluşumuzun nedenlerini hatırlatmaya ve ilham kaynağımız olacak... Buharın sürekli değişen formunu düşünerek, varoluşumuzun geçiciliğini hatırlayacağız... Buhar gibi özgürce yayılma arzusu taşıyacağız... Buhar ve su gibi formlara bağlı olma gerçekliği arasında gerginlik duyacağız... Buhar gibi özgürleşme isteğimiz, toplumun bizi belirli kalıplarda (sıvı formda) tutma eğilimine karşı direneceğiz... Buz ve buhar arasında gelgitleri yaşamaksa gayemiz, hep su olarak kalmaya mahkûmuz...

Vapura mı binelim, vapura mı dönüşelim? Bu ikilemle buharlaşan sınırlarımızı, yoğunlaşan anlamlara mı dönüştürelim? Ya da kendimiz olup hâlden hâle geçmeden bağnazlıklardan mı arınalım? ‘Vapur’un bize verdiği mesajı ‘dur’ olsa gerek... Bu, haddimizi bilmenin vapurca kestirmeden açıklaması... Buhar, bizi katı gerçeklikten uzaklaştırır, daha akışkan bir dünya görüşüne sahip olabilmemizi sağlar... Değişimin kaçınılmaz olduğu, sınırların bulanıklaştığı bir hengâmede, buhar bize esnek olmayı, dönüşmeyi ve geçiciliği kucaklamayı öğretir... Belki de insanlık olarak öğrenmemiz gereken, suyun katılığına da buharın uçuculuğuna da takılı kalmadan, ikisi arasındaki akışkan dengeyi bulabilmek olsa gerek... Gerçek özgürlük, buhar olup uçmakta değil, istediğimiz zaman su, buhar ve buz olabilmek... Buharın bize kattığı en büyük değer: Hiçbir form nihai değil; her bir şey, bir başka bir şeye dönüşebilir... Değişmeyen tek şey, dönüşüm, döngü, gelişim, yenilenme...

İyisi mi hem vapura binelim, hem vapura dönüşelim... Vapur olalım, vâkur olalım, memleket sevdalısı olalım... ‘Hangi vapur?’ sorusuna da takılı kalmayalım... Tarihe bir göz atalım, ‘Bandırma Vapuru’na binelim... Sonrasında da vapur olalım, maziden atiye tur atalım, güvenli limanda (Bandırma) gerçeklere demir atalım... Bandırma Vapuru, Mustafa Kemal Paşa’nın 9. Ordu Müfettişi olarak kurmayları ile birlikte, 16 Mayıs 1919 Cuma günü İstanbul Galata Rıhtımı’ndan Samsun'a gelmek için binip 19 Mayıs 1919 sabahı Samsun Tütün İskelesi’ne geldiği gemi... Bandırma Vapuru, 1878 yılında İskoçya'nın Glasgow kentinde Mac. Intyre Paisley - Huston and Cardett tersanesinde 21 sıra numarası ile 279 grostonluk yolcu ve yük vapuru olarak inşa edilmiş... Geminin ilk sahibi ‘Dussey and Robinson’ şirketi gemiyi ‘Trocadero’ adıyla 5 yıl çalıştırmış... 1883 yılında Yunan ‘H. Psicha Preus’ şirketine satılmış, ‘Kymi’ adını almış... 1890 yılında Yunan ‘Cap. Andereadis’ şirketine satılmış... 12 Aralık 1891 tarihinde kaza sonucu batmış, yüzdürülüp İstanbul’daki Rama Derasimo şirketine satılmış... 1894 yılında İdare-i Mahsusa tarafından satın alınmış, Türk bayrağı çekilerek, adı ‘Panderma’ (Bandırma’nın eski adı) olarak değiştirilmiş... Marmara Denizi kıyılarında, Tekirdağ, Mürefte, Şarköy, Karabiga, Erdek arasında yük ve yolcu seferlerinde kullanılmış... İdare-i Mahsusa, 28 Ekim 1910 yılında ‘Osmanlı Seyrüsefain İdaresi’ (Osmanlı Denizcilik İşletmesi) olunca, geminin adı ‘Bandırma’ olarak değiştirilerek posta vapuru hâline getirilmiş... 1924 yılında Türkiye Seyrüsefain İdaresi (Deniz Yolları İşletmesi) tarafından hizmet dışı bırakılmış... 1925 yılında, Bozmacı İlhami (İlhami Söker) isimli Türk armatöre satılmış; gemi, satın alan armatör tarafından 4 ay içinde hurda olarak parçalanmış... 2001 yılında, Bandırma Vapuru’nun benzeri inşa edilmiş... Samsun'un Canik ilçesinde, Doğu Park alanı içerisinde yer alan, 2003 yılında ziyarete açılan Bandırma Vapuru Müzesi, orijinalinin birebir ölçülerine sadık kalınarak yapılmış bir replika (kopya)... Bandırma Vapuru Müzesi’nde Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşlarının bal mumu heykelleri, o döneme ait eşyalar, belgeler ve geminin orijinal planları sergilenmekte...

‘Vapur’u ve içindekileri anlamanın yolu, ‘vapur’u devirmeden, suda kalmanın ve beyin gönül fırtınasında savrulmamanın dengesini korumak... Bu ne demek? Bu; buhara, buza ve gaza gelmeden, tarihi, tarihî belgelerle doğru anlamak... Tarihi, başkalarının gözünden ve sözünden yorumlamamak... Türklüğü Jön Türklükten ibaret sanmamak... Tarihe mâl olmuş gizli kahramanlarımızı iyi anlamak... Mazimize, kadim medeniyet değerlerimize sahip çıkmak... Gerçek tarihi anlamak, tarihî hâdiseleri, kültürel bağlamları ve insan deneyimlerini derinlemesine incelemekle mümkün... İncelenmesi gereken kaynaklar: Olayların yaşandığı döneme ait belgeler, günlükler, mektuplar, fotoğraflar gibi orijinal materyaller, tarihçiler ve araştırmacılar tarafından yazılan kitaplar, makaleler ve analizler... Olayların hangi sosyal, ekonomik ve politik şartlar altında gerçekleştiğini anlamak son derece önemli... Bu, olayların nedenlerini ve sonuçlarını daha iyi kavramamızı sağlar... Sadece tek taraflı, yanlı ve hissî değil, farklı grupların ve bireylerin bakış açılarıyla değerlendirilmeli tarih... Farklı perspektifleri incelemek, tarihi doğru anlayabilmek için bu gerekli... Tarihî bilgileri sorgulamak ve eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirmek, yanlış anlamaları, dayatılan fikirleri ve önyargıları yıkar... Bunun için, tarihi araştırma yöntemlerini öğrenme, olayları analiz etme ve yorumlama becerilerimizi geliştirmek lâzım... Karşılaştırmalı tarih, sosyal tarih ve kültürel tarih vb. yaklaşımlarla doğru ve gerecek tarih öğrenilebilir... Tarihî olayların zaman içindeki etkilerini ve sürekliliğini incelemek, geçmişin bugünkü olaylarla olan bağlantısını iyi ve doğru anlamamıza sebep... Gerçek tarihi anlamak, sürekli bir öğrenme ve araştırma vetiresi/süreci gerektirir...

Mesele, ne kayık ne vapur meselesi... Mesele, çok daha büyük ve derin... Şanlı tarihimiz birkaç yüzyıllık geçmişimiz değil... Binlerce yıllık kadim medeniyetimiz, mâzimiz... Birilerinin, dış mihrakların bizi kayığa, vapura bindirmelerine izin vermeyelim... Kendi vapurumuzu, tüfeğimizi, topumuzu, bütün savunma silahlarımızı, kendimiz yapmaya devam edelim... Ultra derin deniz sondaj gemilerimizle ve uçaklarımızla gurur duyalım: Fatih (6. nesil), Yavuz (6. nesil), Kanuni (6. nesil), Abdülhamid Han (7. nesil), Kaan, Kızılelma... Kendi yağımızda kavrulalım, kendi vapurumuzla, uçağımızla yol alalım... Selam, sevgi ve saygılarımla. https://bit.ly/muzafferceven

Bu yazı toplam 179 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
MUZAFFER ÇEVEN Arşivi

ABAK

15 Haziran 2026 Pazartesi 09:06

RENK

01 Haziran 2026 Pazartesi 09:12

İP

04 Mayıs 2026 Pazartesi 09:23

ALTIN

27 Nisan 2026 Pazartesi 09:48
SON YAZILAR