RAMAZANDAN GÖNÜLLERE

RAMAZANDAN GÖNÜLLERE

BEREKET MANEVİ BOLLUK

BEREKET MANEVİ BOLLUK

Hem Hz. Muhammed'in (sav) gençlik arkadaşı ve hem de Hz. Hatice'nin yeğeni olan Hakîm b. Hizâm Mekke fethedildiği gün Müslüman olmuş zengin birisiydi. Fetihten bir ay sonra yaşanan Huneyn Savaşı'nda Müslümanların safında yerini almış, ilk kargaşanın ardından gelen zaferde üzerine düşen görevi yerine getirmişti.

Ancak elde edilen ganimetten payına düşene bir türlü gönlü razı olmamıştı. Resûl-i Ekrem'in yanına gelerek kendisine az verildiğinden şikâyet edince, eski dostu ona daha fazla ikramda bulunmuştu. Ne de olsa kalplerinin İslâm'a ısınmasını istediği daha yeni inanmışlardan biriydi o. Fakat Hakîm ısrarla ganimet talebini yineliyor ve kendisine verilen miktarın artırılmasını istiyordu. İkinci ricayı da kırmamıştı cömert Peygamber... Ama Hakîm bu sefer de tatmin olmamışa benziyordu...

Onun bu durumunu gören Hz. Peygamber,

“Ey Hakîm!” dedi, “Bu dünya malı göz alıcı ve tatlıdır. Kim bu mala cömert bir gönülle sahip olursa, kendisi için malı bereketlenir. Ama kim de hırs ve tamahla dolu bir kalple bu malı arzularsa, onun için malın bereketi kaçar.”

Hakîm b. Hizâm bu sözlerden o denli etkilenmişti ki, “Yâ Resûlallah, seni hak ile gönderene yemin olsun ki bu dünyayı terk edene kadar bir daha kimseden bir şey almayacağım!” demekten kendini alamamıştı.

Gerçekten Rasûlullah'ın vefatından sonra da Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer'in kendisine hazineden tahsis ettikleri payı bile reddetmişti.

Bereket, bolluk demekti; öyle bir bolluk ki taşan, eksilmeyen... Bereket, saadet demekti; öyle bir saadet ki hiç gitmemecesine yerleşip kalan... Ve bereket, ilâhî lütfun apaçık tecellilerinden birisiydi, “Tebâreke” vasfıyla anılan Rabbimizin, kullarına lütfettiği bir ihsan...

Allah Tebâreke ve Teâlâ Hazretleri, azametini kullarına anlatırken, yaratmayı da, emretmeyi de sadece kendisine mahsus kılmakta ve âlemlerin Rabbi olduğunu vurgulamaktaydı. Yaratanların en güzeli, azametli ama bir o kadar da ikram sahibi ve göklerin, yerin ve ikisi arasındaki her şeyin yegâne maliki olduğunu Kur'an'da anlatırken kendisini nitelediği sıfat “Tebâreke” idi.

Fâni olmaktan çok uzak, bitmez tükenmez bir bereket menbaıdır O... O verir, verdiğini artırır, saadete kapı açar ve hayrı kesintisiz sürer gider.

İşte Rabbimizin bu eşsiz özelliği hayata yansır. Kara toprağın derinliklerine sakladığı bereketi, gökten indirdiği bereketli bir su ile coşturan da doğusundan batısına yeryüzünü bereketle donatan da yine O değil midir?

Sonra âlemlere uyarıcı olsun diye kuluna (Sevgili Peygamberimize), Furkân'ı indiren Allah Tebâreke ve Teâlâ, bu kutlu öğüdün ne bitmez bir bereket kaynağı olduğuna dikkatimizi çeker. Mübarek bir gecede inen mübarek kitap!

İnsanoğlunun gönlü Kur'an ile berekete ermelidir... Çorak vadiler yağmur yüklü bulutlardan inen hayat suyu ile nasıl yeşeriyorsa, işte öyle! O zaman bereketli toprağı andıran inanmış yüreklerden Rablerinin izniyle bolluk fışkırır. Hâlbuki kötü toprağa benzeyen verimsiz yüreklerin ekini ne de cılızdır!

Hatadan sakınıp güzel davranışa odaklanan iman dolu kulları için yerlerin ve göklerin bereket kapılarını sonuna kadar açacaktır Yüce Yaratan! Kendisinden bağışlanma dileyenlere dünya muradı adına arzuladıkları ne varsa verecektir. Onları tufan misali sıkıntılardan kurtarıp selâm ve bereket yağdıracaktır üzerlerine...

Kârûn'un malı aldatmamalıdır zihinleri. Anahtarlarını bile güçlü bir topluluk zor taşımaktadır ama bereketli değildir! Zira zenginlik onu şımartmış, yeryüzünde bozgunculuğa sevk etmiş ve neticede hem kendisinin hem de sarayının yerin dibine geçirilmesine yol açmıştır.

O hâlde gözü aldatan fazlalık yetmez bereketli olmaya... Rabbe doğru atılan adımdadır bereket. Evet, bereket ancak O'nunla kâimdir ve Kerem Sahibine bağlanmayan her niyetin semeresi kısırlığa mahkûmdur. İnsanoğlu Allah Resûlü'nün dilinden dökülen şu düsturu unutmamalıdır: “Bereket Allah'tandır.”

Cenâb-ı Hak, âlemlere rahmet olarak son Elçisi'ni görevlendirirken de aslında kullarına bereketi yollamıştı. Muhammed Mustafa (sav), insanlara Rablerini tanıtacak, onlar da bu Mutlak Yaratıcı'ya iman edip gönül vereceklerdi. Hayatlarını O'nun rızasıyla şekillendirmelerinin neticesinde ise, berekete nail olacaklardı. İşte bu Mübarek Peygamber'in her ânı bereketti; sohbeti bereket, duası bereket, yürüyüşü bereket, seferi bereket, eli bereket, teri bereket... Elhâsıl onun varlığı bereketti...

Kuşkusuz Sevgili Peygamberimizin hayatı bizim için en ibretamiz bereket örnekleriyle doludur. Bunlar hayranlık uyandırmayı değil, bereketin yaşanırlığını göstermeyi hedefler. Onun çağında hapsolan birer hatıra değil, bugün de tazeliğini koruyan birer öğüttür insanlığa. Bereketi hayatımıza nasıl davet edebileceğimizi anlatır bize. Günümüzün berekete muhtaç, tamahkârlıkla dolu ve çaresiz kalmış yüreklerine asırlar öncesinden yazılan birer reçetedir...

Bir gün, Hz. Peygamber (sav), babasından kalan borçları ödeyemediğini ve alacaklıların kapısında beklediğini yana yakıla anlatan genç sahâbî Câbir b. Abdullah'a hurmalarını toplayıp sınıflamasını söyler. Sonra bereketlenmesi için hurma yığınının yanına gelir ve oraya oturur. Onun mübarek desteğiyle Câbir bütün borçlarını ödediği hâlde hâlâ hurmaları (sanki) el değmemiş gibi durmaktadır.

Resûlullah'ın dostları, Hendek Savaşı öncesi Medine'de o geniş hendeği kazarlarken de aynı berekete şahit olurlar. Üç gündür süren açlığın karınlarına taş gibi oturduğu bir anda, yanı başlarında çalışan mütevazı Peygamber kendilerini sofraya davet etmektedir... Hâlbuki eşi bir ölçek arpadan ekmek yaparken kendisi de küçük oğlağını kesip pişiren Câbir b. Abdullah, Peygamberimizi yemeğe davet ederken bunca insanı hesaba katmamıştır. Endişe dolu ev sahibi ve bu endişeyi gideren tevekkül dolu eşi, o gün bir orduyu ağırlar. Allah'a ve âhiret gününün gerçekliğine inananları misafirine ikramda bulunmaya davet eden Peygamber Efendimizin mesajı bütün insanlığadır: Siz cömertçe misafirinize kapılarınızı açtığınızda, cömert olan Rabbiniz de bereket kapılarını size açacaktır...

Bu örnekler, geçmişte kalan birer mucize değildir. Bilakis kıyamete dek her gün tekrarlanan gerçekliğin Peygamber Efendimizle yaşanan birer temsilidir. Mucize olan bereketin bizzat kendisidir!

Bereket hayatın her lahzasına sinmiş bir ilâhî teyiddir. Yeter ki insan hayatının bereketini yitirmemek için onun üzerine titresin. Bereketi unutup, onu kaçırmasın...

Rahmet Peygamberi'nin bu konuda Müslümanlara öğreteceği pek çok şey vardır. Öncelikle o, (sav) inananlara zamanın bereketli dilimlerini kollamayı önerir. Sabahın erken saatleri ümmeti için bereket kaynağı olsun diye dua eder.

Sonra sahur vaktinin bereketini vurgular defalarca. İbadetin, merhametin ve öğünlerin bereketle taçlandığı mübarek Ramazan ayında, oruca niyetlenen ağızların son lokmalarını sahurda almalarını ister: “Sahura kalkın! Çünkü sahurda bereket vardır.” Ve dostunu sahur sofrasına davet ederken; “Haydi! Bereketli yemeğe buyur.” der.

Hele bayramın bereketi söz konusu olunca, Resûlullah toplumun hiçbir ferdinin ondan mahrum olmasına izin vermez. Sadece erkeklerin değil, genç ihtiyar, evli bekâr bütün kadınların da bayram namazı için saf tutmasını ister. Öyle ya, tekbire ve duaya eşlik eden hanımefendiler de bayramın arınmışlığından ve kutluluğundan nasiplerini almalıdır.

İnsan, özel zamanların bereketine özenirken hayatın her anında akıp giden bereketi unutmamalıdır. Ve o muhterem Elçi, hayatını bereketlendirmesi için insanlara özel tavsiyelerde bulunur. Söz gelimi akrabaları ile düzenli ve olumlu bir ilişkiye önem vermesini öğütler: Onun, “Rızkının genişletilmesini ve ecelinin geciktirilmesini (ömrünün uzatılmasını ) arzu eden, akrabalarını görüp gözetsin.” cümlesini işitenler, elbette sayılara takılmamalı, yılların hesabını yapmaya oturmamalıdır. Çünkü herkes çok iyi bilir ki nice ömürler vardır, uzun ama verimsiz, huzursuz, uğursuzdur. Öte tarafta ise nice ömürler yaşanır, kısa zannedildiği hâlde asırlara sığacak kadar bereketli, anlamlı ve hayırlarla doludur. O hâlde bereketi kemiyetle daraltmamalı, keyfiyete odaklanmalıdır.

Müminin tok gözlülüğü vardır bu cümlenin içinde, kanaatkârlığı vardır; her şeyden öte yediğinin bereketi vardır. Çünkü mümin, “Ey Allah'ın Resûlü, yiyoruz ama doymuyoruz!” diyen ashâbına,“Yemeği topluca yiyin ve (başlarken) Allah'ın adını anın ki, bereketli olsun.” tavsiyesinde bulunan Sevgili Peygamberi'nin sözünü dinleyerek, ağzına besmele ile lokma almaya özen gösterir. Yine nebevî davranışı örnek alır da, yemeğinin bitiminde, “Allah'ım, bu yemeği bizim için bereketli eyle ve bize bundan daha hayırlısını ikram et.” diyerek Rabbine şükür ve bereket dolu dualar eder. Ve de en önemlisi rızkı kendisine kimin ihsan ettiğini asla unutmadan, nimete karşı nankörlük etmeden, minnettar bir eda ile yer.

İnsan, yemeğin bereketini kaçırmamaya da özen göstermelidir. Sevgili Peygamberimizin tasvirine bakılırsa, gökten inen bir lütuf olmalıdır ki bereket, gelir yemeğin ortasına konar. O hâlde sofrasının bolluğunu yitirmemek isteyenler, açgözlü bir tavırla tabağın ortasındaki bereketi kaşıklamamalı, önünden yemelidir Çünkü bereket tabağın ortada olmasındadır, ortak olmasında, onda başkalarının da payı olmasındadır. Çünkü bereket, önünde olana, bizim payımıza düşene oradan, o ortadan, ortada olmadan, ortak olmaktan dağılır. Ortaya uzattığın her kaşıkla, ortak olmaktan ve ortak etmekten bir parça götürürsün. Çünkü ortada herkese yetecek kadar bereket vardır. İnsan kendine yetecek kadarını almalı ve tabağını iyice sıyırıp, bir zerre bile yiyeceği ziyan etmemek üzere hassas davranmalıdır. “Birinizin lokması yere düşerse hemen alıp üstündeki kiri temizledikten sonra onu yesin, şeytana bırakmasın. Çünkü siz, bereketin yemeğin hangi kısmında olduğunu bilemezsiniz!” buyurarak bilhassa yokluk ve kıtlık zamanlarında israfa giden yolu iyice kapatan Peygamberimiz, bugün çöpe sıyrılan tabaklar dolusu yemeği ve poşetler dolusu ekmeği görseydi acaba ne derdi?

İşte böylesi bir itina ile beslenen bereketle bakarsınız ki, bir kişinin yemeği iki kişiye, iki kişinin yemeği dört kişiye ve hatta dört kişinin yemeği sekiz kişiye yeter.” Çünkü yemeğin sahibi tüketip atmaya değil kendine verilen rızkı bölüşmeye niyetlenmiştir.

Öte yandan müminin, Rezzâk olan Rabbinin kendisini her hâlükârda doyuracağına olan inancı sarsılmazdır. “Yeter mi?” endişesi taşımaz ve inceden inceye tartıp durmaz. Hani denir ya, “Sayarsan bereketi kaçar.” diye, işte öyle... Nitekim Allah'ın Resûlü de saymasaydın, tartmasaydın, sonunu silkelemeseydin yer dururdun, bitmezdi şeklinde pek çok uyarıda bulunmuştur. Meselâ, Hz. Ebû Bekir'in kızı Esmâ'yı, “Ver ve hesap etme! Yoksa Allah da sana hesaplayarak verir.” diyerek ikaz etmiştir.

Müslüman'ın ayırıcı vasfı olan dürüstlük de bereketi çağırır. Yalancılık, kutluluktan ve mübarek oluştan ne kadar da uzaktır! Peygamber Efendimiz,“Yalan yere edilen yemin, malın sürümünü artırır ama bereketi yok eder.” buyururken iş ahlâkımızı da şekillendirmektedir. Çarşıda, “Allah bereket versin! Bereketini gör! Kesene bereket! Bereketli olsun!” diye dua ederiz. Oysa Yüce Yaratan'ın öbür dünyada yalan yere yemin edenin yüzüne bile bakmayacağı ve onunla konuşmaya tenezzül etmeyeceği düşünüldüğünde, belki de dürüstlük, ticaret için edilecek en tesirli bereket duasıdır.

Efendimiz sadece insan için değil, çevresini kuşatan her bir varlık için bereket niyazında bulunur: “Allah'ım, şehrimizde (Medine'de) meyvelerimizde ve ölçeklerimizde bereket üstüne bereket ver!” Şüphesiz bu dualardan en büyük nasibi, ona zor zamanında kucak açan kutsal şehir Medine alır.

Ve Sevgili Peygamberimiz, bereketin bizim bakışımızla, tutumumuzla, hayat tarzımızla ilgili olduğunu asla unutmayalım diye, her namazımızda okuduğumuz üzere salavâtı, bereket duasıyla yapmayı bize öğretir:

“Allâhümme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîm. İnneke Hamîdün Mecîd.” (Allah'ım, Muhammed'e ve Muhammed'in ailesine bereket ver! Tıpkı İbrâhim'e ve İbrâhim'in ailesine bereket ihsan ettiğin gibi! Kuşkusuz sen övgüye en lâyık ve şanı en yüce olansın.)

KAYNAK: HADİSLERLE İSLAM

HİSSEMİZE DÜŞENLER

  • Allah Teâlâ insanın istifadesi için yeryüzünde pek çok nimet var etmiş ve burasını bereketli kılmıştır.
  • Nimeti vereni daima hatırda tutmak, şükredip ondan bereket ve daha hayırlısını dilemek gerekir.
  • Her hayırlı işte olduğu gibi yeme içmeye de besmele ile başlamak bereket vesilesidir.
  • Yemekten sonra Allah'a hamdetmek, dua etmek Peygamber Efendimizin sünnetidir.
  • İnsanın bencil davranıp yalnızca kendisini doyurmak istemesi uygun değildir. Bu nedenle aile bireyleri ve eş/dostla sofraları bereketlendirmek en güzelidir.
  • Az dahi olsa Allah yolunda harcanan mal, verilen sadaka ve yedirilen yemek Allah'ın lütfuyla bereketlenir ve mükâfata vesile olur.

GÜNÜN AYETİ:

"O, dört gün içinde (dört evrede), yeryüzünde yükselen sabit dağlar yarattı, orada bolluk ve bereket meydana getirdi ve orada rızık arayanların ihtiyaçlarına uygun olarak rızıklar takdir etti.” (Fussilet, 41/10)

GÜNÜN HADİSİ:

İbn Abbâs'ın naklettiğine göre, Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

"Sizden biri yemek yediği zaman, ‘Allah'ım, bu yemeği bizim için bereketli eyle ve bize bundan daha hayırlısını ikram eyle.' desin.” (Ebû Dâvûd, Eşribe, 21)

GÜNÜN DUASI:

“Günümüz hayırlı ve bereketli olsun. Allah’ım! Günahımı bağışla, evimi, yurdumu geniş ve rahat eyle ve rızkımı benim için bereketli eyle.”

BİR SORU & BİR CEVAP

SORU : Karınca duası diye bir dua var mıdır?

CEVAP : Halk arasında Hz. Süleyman (a.s.) döneminde yaşanan kuraklık sırasında bir karıncanın yağmur yağması amacıyla yaptığı dua olduğuna inanılan ve bu sebeple “karınca duası” denilen dua, güvenilir hadis kaynaklarında yer almamaktadır. Halk arasında yaygın olan bu duanın içeriği, esmâ-i hüsna’nın bir bölümü, Allah Teala’ ya yönelik bazı hitaplar ve bereket talebinden ibarettir. İçeriğinde dine aykırı bir yön bulunmayan söz konusu duayı okumakta sakınca olmamakla birlikte bu duanın Hz. Peygamberden (s.a.s.) rivayet edilen bir hadis olarak anlaşılması ve kazanç temin etmek maksadı ile okunması veya kullanılması dinen caiz değildir.

KAYNAK: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları

Hazırlayan : Erhan YILMAZ İL VAİZİ

Bu yazı toplam 1960 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
RAMAZANDAN GÖNÜLLERE Arşivi
SON YAZILAR