MUZAFFER ÇEVEN

MUZAFFER ÇEVEN

CURCUNA…

CURCUNA…

CURCUNA

Curcuna (curcun, curcunak), bir yerde çok gürültülü, karışık ve biraz da eğlenceli durum… Curcuna (Farsça, kürcüne ya da kürçüne); şirin, tatlı anlamında… Curcuna (Arapça, kürkün ya da kürkünü); kürk, post, deri manasında… Curcuna; daha çok, gürültü, kargaşa, karmaşa demek… Curcuna; eğlence, parti, festival, kutlama gibi durumları ifade etmek için kullanılmakta… Curcuna, 1990 yılında kurulan ve pop-rock tarzında müzik yapan bir müzik grubu… Curcuna, 2004 yılında yayın hayatına başlayan ve gençlik konularını işleyen bir dergi… Curcuna, 2013 yılında vizyona giren ve komedi türünde bir film… Curcuna Evi, Christine Nöstlinger tarafından yazılan bir kitap… Curcuna, 2017 yılında piyasaya çıkan ve strateji temelli bir oyun… Curcuna, Temaşa-ül Curcuna isimli bir kumpanyada geçen, Cengiz Küçükayvaz'ın yazıp yönettiği ortaoyununu tiyatroya naklettiği eğlenceli ve 120 dakikalık bir oyun… Curcuna, alaturka müzikte hızlı, on zamanlı usul… Müzikte curcunada 3 tane 10 zamanlı usul var. Bunların vuruşları aynı, yürüklükleri farklı… Curcuna usulünün 10/16'lık mertebesi bulunmakta, ancak 10/8’lik olarak da yazılmakta… Şarkılarda, türkülerde, ilahilerde, oyun havalarında ve saz semailerinin dördüncü hanelerinde kullanılmış (düm te kâ düm tek tek)… Misâller: Acaba şen misin kederin var mı (Hicaz), Akşam olunca yârelerim sızlar (Muhayyerkürdî), Aşkınla sürünsem yine aşkınla delirsem (Hüzzam), Bahar geldi gül açıldı aşka geldi bülbül şimdi (Hicazkâr), Beni ateşlere salan o kapkara siyah gözler (Şehnaz), Bir güneş bahtıma bir gün doğacaktır sanırım (Uşşak), Bu akşam bütün meyhanelerini dolaştım İstanbul'un (Kürdilihicazkâr), Gecenin matemini aşkıma örtüp sarayım (Hüzzam), İçime hep hüzün doluyor (Rast), Kimseye etmem şikâyet ağlarım ben hâlime (Nihavent), Ne müşkülmüş seni sevmek sana yâr olmak (Suzinâk)

Curcuna, iletişimin koptuğu hengâmede sarf edilen, kargaşa anlamında dillere pelesenk olmuş sözcük… Curcuna, iletişimi olumsuz yönde etkiler… Curcuna, insanların birbirlerini duymasını, anlamasını ve odaklanmasını zorlaştırır… Curcuna; stres, baş ağrısı, yorgunluk, sinirlilik gibi fiziksel ve duygusal sorunlara da yol açar… Hayatımızın en değerli anlarını harcadıklarımızın vefasızlığı, curcuna ile ayyuka çıkar… Çevremizi kuşatan, aslında asalak olanların kümelendiği bu çemberin bizde bıraktığı tek açıklanabilir bir sözcüktür curcuna… Dost bildiklerimizin hiçbirinin bizden çaldıkları o anlara dönüp baktığımızda, hafızamızda kalan tek şeydir, curcuna… Sahte gülücükler, unutulmaya mahkûm… Curcuna, anıların anılmasına engel kara bir perdedir; hafızaların resetlenmesidir, hatırlamayı bile unutmanın adıdır… Curcuna; şirin, tatlı anlamını içerse de, zevkin, tantananın, gürültünün, kargaşanın insana egemen olduğu, insanı düşünemeze dönüştürdüğü hâldir… Anıların resimlerde kaldığı, eşyaların tozlandığı, çocukların yuvadan tek tek uçtuğu, yılların saniyelere taş çıkartırcasına tükendiği ve bizim de yanıp tutuşup kül olduğumuzu unutmanın tek ilacı; curcuna belki de… Curcunanın veciz açıklaması: “Bu dünyayı, tıpkı dünyaya geldiğimizde onu bulduğumuz gibi, aptal ve kötü bir biçimde terk edeceğiz.” (Voltaire)… Yaşarken kime neye nasıl roller biçiyoruz? Hayat oyununda üç ayrı rol… Biri, şan şeref için çabalayan… İkincisi, yaşamaya çalışan… Üçüncüsü, bir şeyler satarak para kazanmaya çalışan satıcı… Bütün bu curcuna içinde, kimin ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışan, rolü olmayan izleyici ise, filozof… Curcuna dediğimiz, aslında, renklerin rastgele birbirinin sınırlarını zorlayarak birlikte olması, renklerin estetik dışı bir araya gelmesi, renklerin solmasıyla ortaya çıkan renk cümbüşü… Bu, sessizliğin siyah beyaz olanı, curcunanın dibe vurmuşu… Curcuna; iç dünyamızın dış dünyamızla olan çatışmasıdır, bir bakıma… Dinlemek, konuşmak, okumak ve yazmak… İlk üçü olmazsa, yazmak, rahatsız edici bir curcuna… Dört dil becerisinin her biri, diğeri olmadan sadece bir curcuna… İçten içe konuştuklarımız, duyulsaydı, meselâ… Bir curcuna kopardı… Böylesi curcuna dostlar başına… Mesele, hangi curcuna? Bizi kuşatan dört duvarın, her birindeki pencereden, bir içimize bir dışımıza derin derin bakabilseydik eğer, bir dünya curcunanın içimizden dışarıya döküldüğünün farkına varabilirdik…

Curcuna koparınca, gürültü patırtı edince, haklı olunmuyor… Curcuna kopunca, eğlenceli bir durum olunca, içimiz kan ağlıyorsa mutlu olunmuyor… Ortalığı curcunaya çevirince (verince), kimin ne söylediği anlaşılamayan karışık ve gürültülü sesler çıkarınca, sorunlar çözülmüyor… İyisi mi, curcunayı curcuna olmaktan çıkarmak… Curcuna havasında hemhâl olmak… Kalplerimizin curcuna ritmiyle attığı curcunada curcunaya fırsat vermemek… Bu nasıl mümkün? Adam gibi düşünerek, adam gibi çalışarak… Adam gibi yediğimizi içtiğimizi hakça âdilce paylaşarak… Sömürüye boyun eğmeyerek… Haksızlık karşısında dik durarak… ‘Neme lazım kime lazım’ ucuz söylemi bir tarafa… Olunca curcuna, herkes dağılır sağa sola o yana bu yana… Sonuç, bir araya gelmek de olsa curcuna… Curcuna ittifakı ya da itilafı, benzemezliklerin birlikteliği… Herkesin farklı telden çaldığı cümbüş… Hayırda, iyilikte ve güzellikte bir olmaktır esas olan… Yoksa her şey yalan dolan, toz duman… Curcunayı, curcuna ile bastırmak gayrimümkün… Curcunaya güzel bir misâl… Mahkeme salonu tam bir curcuna yerine dönmek üzereyken hâkimin sanığa gürleyip, “Tek kelime daha eden olursa evine yollarım!” demesi… Tutuklu sanığın ayağa kalkıp alkışlamaya ve “Hâkim baba çok yaşa! Hâkim baba çok yaşa!” diyerek tezahürata başlaması… Curcunanın kopması, kıyametin kopmasından evlâ… Önemli olan, curcunanın ekip çalışmasına evrilmesi… Projeler, ekip çalışmasıyla, çalıştayta yapılabilir; curcunada değil… Curcuna, kuru kalabalıklarda olur; çalıştay, donanımlı ekiplerde yapılır… Curcuna, oradan buradan çalıp çırpma bilgilerin biriktirildiği ortam kirliliğidir… Akıl kalp süzgecinden geçirilmeyen, mihenk taşına vurulmayan düşüncelerin eyleme dönüşmesidir, curcuna…

Curcuna varken, başarı yakalanamaz… Başarılı olabilmek, kaybettiklerimizi ayaklarımızın altına alabilmekle olur, başımızın üzerine değil. Yoksa en büyük kaybımız, kendimizi kaybetmek olur... Kendimizi kaybedince, ayaklarımız başımız, başımız ayaklarımız olur… Fırıldak olmak, işte böyle bir şey... Curcuna, gösteriş ve kibir odaklıdır… Kibir, bütün güzellikleri öldüren zehirdir… “Kibirli olma, kibirli insanlar ağızları sarımsak kokan insanlar gibidir. Herkesi kendinden uzaklaştırır.” (Ali Fuat Başgil)… Yönetimde, eğitimde, emniyette, sağlıkta ve tedbirde boşluk; kibri tetikler, kibir ve gösteriş de curcunanın bu boşluğu doldurmasına sebep teşkil eder… Neticesi, curcuna olur… Osmanlı Padişahı 4. Murat'ın danışmanlarından Koçi Beyin Sultan'a bir rapor; “Liyakat ilkesi terk edilmiş, rüşvet ve kayırmacılık artmış, medrese yozlaşmış. Reayanın (çiftçinin/köylünün) ayakta durması adaletledir. Şimdi âlem harap, reaya perişan, hazine noksan olmuş.”… Eski uygarlıkların tarihe karışması hep böyle olmuş!

Müzikte curcunaya duyulan ihtiyaç, mâkul… Bu, düğün dernek gereği… Bunun dışında, bir curcunaya mahâl verilmesi, abesle iştigal… Selam, sevgi ve saygılarımla.

Bu yazı toplam 2302 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
MUZAFFER ÇEVEN Arşivi
SON YAZILAR