DESTUR…
Destur; kadim medeniyetimizde izin almak ve ‘savulun, yol verin’ manasında kullanılmış bir tabir… ‘Destur’ demek, karşımızdaki kişiye ‘dikkat, geliyorum’ mesajı vermek… Destur (Arapça, dastūr); kural, düzen, izin, müsaade, icazet, ahit, söz, resmî yazıları yazan kişi, ruhsat, ahde vefa… Destur, bir işe başlamadan önce veya başlanırken, bir yere girilirken izin almak ve vermek için kullanılan mânevî bir edep ve saygı ifadesi… Destur/düstur; ceza kanunu ile bazı medenî ve ticarî kanunları içeren, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki bir dizi kanunun adı ‘Osmanlı Kamu Hukuku Kanunu’... Tasavvufta ‘destur’; mürşidin ruhsatı olmadan, herhangi bir gerçeğe erişilemeyeceğini de ifade etmekte kullanılan bir söz imiş… Dergâha gelip ‘destur’ ya da ‘agâh ol’ (uyan, kendine gel, bilgilen), ‘aşk olsun’, ‘pir aşkına’ diyen kişiye ‘hû’ sesi gelmezse, bunu, iki kere daha tekrar edermiş ve dinlermiş; üçüncüsünde de yine ses gelmezse, bir mazereti olduğuna hükmederek dönüp gidermiş… Tarikatlarda destur, hiyerarşiyi ve adabı korumak için, bir dervişin zikir meclisinde konuşmaya başlamadan önce, mânevî rehberinden ‘destur’ diyerek izin istemesi, o cemaatin disiplini ve saygısı icabı imiş… Destur; bir yere girmeden, bir işe başlamadan veya söz almadan önce söylenen saygı ifadesi olmuş…
Destur olmadan bir mekâna girilmesi etik değil… Destur; gün battıktan sonra, çeşme başlarında, su kuyularında ve süprüntülük olan yerlerde, çarpılmamak için söylenen ve ayıp sayılabilecek bir şey söylenirken ‘bağışlayın’ anlamında sarf edilen ifade… ‘Destur’, sınırların farkında olmanın, başkasının alanına saygı göstermenin ve geçişin bir ritüel eşikten yapılması… ‘Destur’ demek, görünmez bir kapının önünde durmak gibi… Bu; bir mekâna (eve, odaya) ve birinin duygusal, zihinsel, iletişimsel özel alanına girilmesi… Destur ile yola çıkılır, destur ile bir yere girilir ve çıkılır… Her yolculuğun eşiği, başlangıç noktası, geçiş noktası ve bitiş noktası vardır… ‘Destur’; eşikte durup yolun sahibinden izin istemektir, engelleri aşmaktır, manevî yolculuğa başlarken mürşitten icazet almaktır… Bir işe başlarken ‘destur’ demek, yetkinin kaynağını kabul etmektir ve yapılan eylemin sorumluluğunu paylaşmaktır… Bu, aslında, ‘Ben yapıyorum’ yerine ‘Bana izin verildi, ben emaneti taşıyorum’ anlayışının bir gereği… Bu, kişinin kendi nefsini geri çekip daha yüce bir hakikate yönelmesi, karşılıklı saygının dili… Bu, bir bakıma, karşımızdaki kişiye ‘Ben buradayım, senin alanını gözetiyorum’ mesajı vermenin farklı ifadesi… Bir meddahın, hikâyeye başlamadan önce ‘destur’ demesi; dinleyiciyi dinlemeye hazırlayan ve sözü ehline veren bir ritüel… Destûr-i Debîrî; Muhammed bin Abdülhalik el-Meyhane tarafından yazılan, devletlerin yazışmalarını, idare edenlerin uymaları ve uygulamaları gereken kuralları anlatan diplomasi rehberi niteliğindeki (protokol kuralları) eseri…
Günümüzde ‘destur’ yok artık; ancak, dijital dünyada mesaj atmadan önce ‘müsait misin?’ diye sormak, ‘destur’ demenin modern versiyonu olsa gerek… İş hayatında bir toplantıda söz istemek veya bir projeye başlamadan onay almak da, ‘destur’ demenin kurumsal bir biçimi… İletişimde ve bireysel ve sosyal ilişkilerde; karşımızdakinin ruh hâline, mahremiyetine ve sınırlarına dokunmadan önce izin istemektir destur… Görünmez kalp kapılarına vurulan nâzik bir dokunuştur; sahibine ve yolcuya huzur veren bir eşiğin ilk basamağıdır destur… Destur diyerek, ‘destur’u kara mizaha kurban etmemek gerek… Karanlıkta gölge olur mu? Mevzu destur ise, olur… Gölge dediğinin kaynağı önemli… Gölgeye kimlik sorunca, destursuz çıkılmaz… Gölgenin pat diye belirmesi, destursuz olur… Gölgenin de ‘Hırsızım, destur benim neyime?’ diyecek hâli yok elbette… Bir çocuğa nasihat olsun diye, ‘Bir odaya girmeden önce, destur diyeceksin.’ desen de fayda vermez… Zira çocuktur bu, senin benim dediğimizden ziyade annesinin dediğine itibar eder… Çocuk, daha sonra geldiğinde kapıyı çalmadan bağırır ve ‘destur’ der… Gel hadi, destur dedin deyince de, çocuk; ‘Gelemem… Annem ‘destur’ dedin mi bekle, dedi’ der… İşin latifesi bir tarafa, olur olmaz yerde herkesi rahatsız ederek döne döne atınca tur, belli ki alınmamıştır kimseden bir destur… Unutmamalı insan, hâd aşılmamalı… Ayıp, aymazlığa evrilmemeli ve destur deyip, ağzımızdan çıkanı kulağımız duymalı… Hele destur, denmeli böyle bir durumda! ‘Hele destur’, Barış Manço’nun Dıral Dede’nin Düdüğü şarkısında geçen can alıcı söz… Barış Manço’nun 1992’de yayımladığı Mega Manço albümünde yer alan Dıral Dede’nin Düdüğü, albümün 7. parçası… Albümdeki ‘7’ sayısı, 7 kat göğü ve Dıral Dede (İsrafil, Cebrail, Azrail ve Mikail A.S.)’ı simgelemekte sanki... Şarkıda geçen sözler, Maun suresinde geçen yetim ve yoksulların hakkını yiyenlerin, onları ezenlerin, kamu malını israf edip yardımı engelleyenlerin gösteriş için kıldıkları namazların kendilerini cehenneme götüreceğini vurgulamakta âdeta… Şarkı sözleri: Hele destur (destur) maşallah, bu ne bolluk böyle? Hele destur (destur) helalinden kazandıysan söyle… Hele destur, gözümüz yok, Allah daha çok versin… Ama paylaş, gel beni dinle, paylaşırsan sevaba girersin… Aç gözünü, daha vakit erken, gör şeytanın ‘Gör’ dediğini… Bir kulak ver de dinle sağır Sultan'ın duyduğunu… Sen öyle devekuşu gibi şaşkın şaşkın bakınırsan… Bir gün duyarsın elbet Dıral dedenin düdüğünü… Aç gözünü, daha vakit erken, gör şeytanın ‘Gör’ dediğini… Bir kulak ver de dinle sağır Sultan'ın duyduğunu… Sen öyle devekuşu gibi şaşkın şaşkın bakınırsan… Bir gün duyarsın elbet Dıral dedenin düdüğünü… Hele destur (destur) maşallah, bu ne iştah böyle? Hele destur (destur) yetim hakkı yemedin mi, söyle… Hele destur, gözümüz yok, afiyet, şeker olsun… Ama paylaş, gel beni dinle, gariplerin karnı doysun… Aç gözünü, daha vakit erken, gör şeytanın ‘Gör’ dediğini… Bir kulak ver de dinle sağır Sultan'ın duyduğunu… Sen öyle devekuşu gibi şaşkın şaşkın bakınırsan… Bir gün duyarsın elbet Dıral dedenin düdüğünü… Aç gözünü, daha vakit erken, gör şeytanın ‘Gör’ dediğini… Bir kulak ver de dinle sağır Sultan'ın duyduğunu… Sen öyle devekuşu gibi şaşkın şaşkın bakınırsan… Bir gün duyarsın elbet Dıral dedenin düdüğünü… Hele destur (destur) maşallah, bu ne kudret böyle? Hele destur (destur) zayıfları ezmedin mi, söyle… Hele destur, gözümüz yok, Allah daha iyi etsin… Ama paylaş, gel beni dinle, ardından herkes dua etsin… (Dıral Dedenin Düdüğü, Barış Manço şarkı sözleri, 1992)…
‘Hele destur’; şaşkınlık, aciliyet belirtmek ve birinin dikkatini çekmek için kullanılan deyim… Benzer ifadeler: Aman Allah! Dur bir dakika! Bekle! Olamaz! Vay be! Dikkat et! Benzer birçok ifade, birinin söylediklerini ve yaptıklarını durdurması için, yeni görülen veya duyulan bir şey karşısında şaşkınlık veya hayret belirtmek için ve birini dikkatli olması veya yoldan çekilmesi konusunda uyarmak için söylenir… ‘Destur’ sözü öylesine etkili ki, dillendirildiğinde her bir kimse ‘Hasdur’ konumuna geçer… ‘Hasdur’; haydin, ya Allah! diye devam eder… ‘Hasdur’, kılıç kalkan oyununda esas duruşa geçilmesi gerektiğini bildiren komut… Destur ve Hasdur, birbirini bütünleyen iki kavram… Artık her birimizin hele destur noktasından Hasdur noktasına ulaşma zamanı geldi… Soykırıma, sömürüye, haksızlığa, dilli düdüklere, fırıldak gibi dönenlere karşı dik durma zamanı geldi… Dikleşmeden dik durma, birlikte olma zamanı geldi... “Tek Millet. Tek Bayrak. Tek Vatan. Tek Devlet.” deme zamanı geldi... Hele destur… Hasdur…
Barış Manço'nun vurguladığı gibi bir gün herkes Dıral dedenin düdüğünü duyacak! Laf olsun diye laf etmenin âlemi yok… Söyleneni garipsesek ne olur, garipsemesek ne olur… Hele destur… Destur var, tövbe estağfurullah… Selam, sevgi ve saygılarımla. https://bit.ly/muzafferceven

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.