MUZAFFER ÇEVEN

MUZAFFER ÇEVEN

DİL EĞİTİMİ

DİL EĞİTİMİ

Dil eğitimi, dilin eğitimiyle başlamalı... Dilin eğitimi, davranış eğitiminin ilk basamağı... Okulöncesi eğitimin olmazsa olmazı bu aslında... Bilindiği gibi çocuk beyni 3 yaşına kadar bir yetişkin beyninin % 80'i kadar ağırlığa erişmekte... Bloom’un yaptığı araştırmalara göre 17 yaşına kadar olan zihinsel gelişmelerin %50’si 4 yaşına, %30’u 4 yaşından 8 yaşına kadar, %20’si ise 8 yaşından 17 yaşına kadar oluşmakta… Okulöncesi eğitimde, ebeveyn/anne-baba eğitimi ile toplumdaki bireylerin eğitimi bütünleştiğinde, başarı ibresi olumlu olarak yükselir… Eğitim sistemindeki en büyük zafiyet zihinsel ve davranış eğitiminin sözde kalması, uygulamada gerekenin yapılamaması… Geçmişte bunun adı edep, terbiye, adab-ı muaşeret idi… “Çocuğun ana-babası üzerindeki hakkı, ona iyi bir eğitim/terbiye ve iyi bir isim vermesidir.” (Hadis-i Şerif)… Özgürlük diye diye bireyleri egoizm girdabına sürükleyen zihniyet, post modern psikolojik savaşların ve darbelerin tesirinde millî, öz ve evrensel değerlerimizi günbegün yok etmekte…

Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin dil eğitiminin gerekliliğini dillendiren tespitleri: “Her dil, gönlün perdesidir. Perde kımıldadı mı, sırlara ulaşılır. - Ahlâksızların bağırışıyla, yürekli yiğitlerin naraları, tilkiyle arsalanın sesi gibi meydandadır. - Bülbüllerin güzel sesleri beğenilir de bu yüzden kafes çeker onları. Ama kuzgunla baykuşu kim kor kafese? - Birisi güzel bir söz söylüyorsa bu, dinleyenin dinlemesinden, anlamasından ileri gelir. - İnsanoğlu, dilinin altında gizlidir. Dil, can kapısının perdesidir. Yel, perdeyi kaldırdı mı ne var, belirir bize. - Kuzgun, bağda kuzgunca bağırır. Ama bülbül, kuzgun bağırıyor diye güzelim sesini keser mi hiç? - Dil, tencerenin kapağına benzer. Kıpırdadı da kokusu duyuldu mu ne pişiyor anlarsın. - İnce sözler kılıca benzer, kalkanın yoksa geri dur. - Kalp deniz, dil kıyıdır. Denizde ne varsa kıyıya o vurur.”… Dil, bir milletin varlığının, kimliğinin ve bekasının teminatı… “Dil, kalbin tercümanıdır.” (Hadis-i Şerif)… Çinli filozof Konfüçyüs’e: “Bir ülkeyi idare etmeye çağrılsaydınız, yapacağınız ilk iş ne olurdu?” diye sormuşlar. O da: “İşe önce dili düzeltmekle başlardım. Çünkü dil bozulursa kelimeler düşünceleri anlatamaz. Düşünceler iyi anlatılmazsa, yapılması gereken işler yapılmaz. Görevler gereği gibi yapılmazsa, töre ve düzen bozulur. Töre ve düzen bozulursa, adalet yoldan sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını, işin nereye varacağını bilemez. Bunun içindir ki hiçbir şey dil kadar önemli değildir.” diye cevap vermiş... Dede Korkut hikâyelerinde, çocuklar ve ebeveynleri ile eşler arasında olması gereken saygı teması işlenmiş; büyüklere ve yöneticilere saygı duyulmasının önemi vurgulanmış…

Dilimizde yapılan tahribat, özümüzde, harsımızda, değerlerimizde aşınmaya ve yozlaşmaya sebep olmuş… İletişimde kuru gürültüye, söz kirliliğine ve kavram kirliliğine sebep olmuş… Düşünce dünyamız, jargon ağzıyla, dumura uğramış ve iletişim maalesef 10-15 kelimeyi geçmeyen ‘oha, kanka, lan, geri zekâlı’ vb. argo ve bayağı sözcüklere havâle edilmiş… Fikir yerine küfür olunca gönül dilimizle olan bağlantı kopmuş… Dilimizde kasıtlı bir yozlaştırma dönemi devreye sokulmuş… Beden dilimiz de iletişim kurmada, işlemez hâle gelmiş… Güzel ve doğru konuşmayı bilmeyen o kadar çok dilli düdük var ki… Bağırmayı cesaret zanneden, küfretmeyi, hakaret etmeyi marifet sanan, ‘Lanlı lunlu’ konuşan çokbilmişler… Dilin eğitimi sonrasında dil eğitimi yapılmalı... Dil eğitimi, edinim... Dil becerilerinin gelişimi… Dinlemek, konuşmak, okumak, yazmak… Dinleyip konuşmak… Dinleyip yazmak (not tutmak)… Okuyup yazmak (not çıkarmak)… Dinleyip, konuşup, okuyup yazmak (rapor etmek)… Dil becerilerinin her biri, diğerine/diğerlerine bağlı… Sözün bittiği yerde vücut diliyle, gönül diliyle, bildiği her bir dil ile beyin-gönül fırtınasında dilimizi eğip bükmeden hakkı dillendirmek güzel… Söylemeden söylemesini bilmek güzel… Bildiğimizi bilmeyenlerden esirgememek güzel… Daha güzeli, dil becerilerimizi, iyi-doğru-etkin iletişimde kullanabilmek; düşünceyi dillendirmek, dili düşünceyle-gönülle kullanabilmek... Mevcut eğitim sistemimiz, hâlâ, ilgili kanun gereğince 27 Aralık 1947'de imzalanan ‘Fulbright Anlaşması’na göre oluşturulan eğitim komisyonunun önerileri dikkate alınarak şekillendirilmekte... Mesele, millî olan eğitim sisteminin eksikliği… İvedilikle, özel kurs merkezlerinin fizikî şartları, imkânları, sahip oldukları birikim ve tecrübeleri eğitim sistemimize entegre edilmeli ve her yerde aynı eğitim standartları uygulanmalı… Kurs merkezleri, hayatboyu öğrenme etkinlikleri kapsamında kalmalı… Okulların fonksiyonları köreltilip yerine kurs merkezleri ikâme edilmemeli… Kurs merkezleri, merdiven altı ve gölge alternatif eğitim-öğretim merkezleri hâline gelmemeli… Maalesef, kurs merkezlerinin okulların işlevlerini etkin yüklenmesi, sosyal medyanın olumsuz etkileri ve davranış eğitimin geri planda kalması sonucunda; anlaşma sistemimiz hızla bozulma vetiresine/sürecine girmiş, kadim medeniyet değerlerimiz tesirsiz hâle gelmiş durumda... Neticede geçmiş ile bugünümüz ve geleceğimiz arasındaki bağlantımız kopmuş… Bu elim durum, fikir dünyamızda bizi dilsiz, sözsüz, sazsız hâle getirmiş… Mâlum, dildeki gelişim süreçler gerektirir. Sözcükleri olmadık gerekçelerle dilden atmak, süreçleri sıfırlamak anlamına gelir. Yapılan maalesef bu… Her şey sil baştan… Bu, anlaşma sistemini işlemez hâle getirerek ve istenilen algıları oluşturarak, emperyalistlerin menfaatlerine göre dilimizi ve toplumumuzu dizayn etmek demek… En vahimi, kullandığımız sözcüklere göre bize kimlik biçilmesi… Yobazlığın, bağnazlığın, dinsel olanı da bilimsel olanı da fâcia... Mesele, millî olan eğitim sisteminin eksikliği… İvedilikle, özel kurs merkezlerinin fizikî şartları, imkânları, sahip oldukları birikim ve tecrübeleri eğitim sistemimize entegre edilmeli ve her yerde aynı eğitim standartları uygulanmalı… Kurs merkezleri, hayatboyu öğrenme etkinlikleri kapsamında kalmalı… Okulların fonksiyonları köreltilip yerine kurs merkezleri ikâme edilmemeli… Kurs merkezleri, merdiven altı ve gölge alternatif eğitim-öğretim merkezleri hâline gelmemeli…

İşe, davranış eğitimi üzerine konuşlandırılan ana dil ve yabancı dil eğitimiyle başlamak lâzım... Öncelikle ana dilimizde nezaket, zarafet eğitimi yapılmalı, sonrasında da yabancı dil eğitimi... Çok erken yaşlarda çocuklara yabancı dil eğitimi ile ilgili olarak Valeri R. Bikçentaye şunları söylüyor: “Çocukların çok kolay bir şekilde dil öğrenebilme yetenekleri çoğu kişinin dikkatini çekmiştir. Niçin çocuklar kolay bir şekilde dil öğrenme yeteneğine sahiptirler? Çocuklar için 0-5 yaş arası dönem yabancı dil öğrenme açısından hayati öneme sahiptir. Doğumdan itibaren 5 yaşına kadar çocuğun beynindeki Nörofizyolojik mekanizma çok faaldir ve bu mekanizmanın yardımıyla dil otomatik olarak beyne kaydedilmektedir. Çocuk duyduklarını adeta bir kasete kaydedercesine beynine kaydetmektedir. Bu dönemden sonra bu mekanizma özelliğini kaybetmekte ve kayıt özelliği sona ermektedir. Daha süt emme dönemindeyken çeşitli sebeplerle aileleri tarafından kaybedilip vahşi hayvanlar tarafından büyütülen çocuklar hakkında kayıtlı olaylar bulunmakta. İnsanlar tarafından sonradan bulunup büyütülen bu çocukların 5 yaşını geçmiş olanlarına konuşmayı öğretebilmek mümkün olamamıştır. Bu çocukların bütün dil dağarcıkları sonradan öğrendikleri az sayıdaki kelimelerle sınırlı kalmış ve üstelik bu kelimelerle cümle teşkil etme özelliğine de sahip olamamışlardır. Bunun sebebi daha önce değindiğimiz Nörofizyolojik mekanizmanın etkinliğini kaybetmesinden başka bir şey değildir. Eğer çocuk 5 yaşına kadar bir dilde ya da ana dilinde konuşmayı öğrenmişse bu yaştan sonra başka bir dili de öğrenebilir demektir ancak bu, yukarıda bahsettiğimiz doğumdan itibaren başlayan mekanizma ile değil de yetenek, harcanan performans, kendini zorlama, ağır ve sebatlı bir şekilde çalışma ile olur. Bu durum çocuk üzerindeki yükün artmasına bağlı istenmeyen neticeler verebilir. Her çocuğun zekâ ve hafıza kabiliyeti farklı farklıdır. Eğer bir çocuk dil öğrenmede zorluk çekiyor ve kendisini sınıfındaki diğer çocuklarla karşılaştırıyorsa neticede başarısızlık, kendine güvenmeme gibi psikolojik problemler ortaya çıkabilir. Eğer meseleye tersinden ve iyimser bakış açısıyla bakarsak, erken yaşlarda dil öğretimine başlanırsa bu durum, söz edilen çocuklar için psikolojik problemlerin olmaması ve birkaç dilin kolayca öğrenilmesi demektir.”... Ünlü Rus Akademisyen Nörofizyolog A. N. Şepovalnikov'a göre, artık çağdaş araştırmacıların ellerinde insan beyninin kapasitesini ve çalışmasını ölçüp inceleyebilecek aletler bulunmakta ve bunların verilerine göre aslında çocukların birçoğu fazla bilgi yüklenmesinden değil aksine bilgi yetersizliğinden sıkıntı çekmekteler (Martınov S., No: 8, 1994, s. 79)... Okul öncesinde öğretimin etkin olabilmesi için bilişim teknolojilerine paralel olarak oyun, şarkı, tekerleme ve öykü gibi doğal yöntemler kullanılmalı... Gramer ağırlıklı yabancı dil öğretimi terk edilmeli, dinleme-konuşma-okuma yazma becerilerinin geliştirilmesine önem verilmeli... Kişi her yaşta bilgi edinebilir; ancak her yaşta beceri edinmek kolay değil... Bilgi ve beceriye dayanan yabancı dilin ise, küçük yaşlarda edinilmesi bu nedenle önemli...

Dil eğitimi, davranış eğitimiyle birlikte yapıldığında anlamlı ve etkili... Birilerinin dilini ve davranışını eğitmeden, sadece bilgi canavarı yetiştiririz... Selam, sevgi ve saygılarımla. https://bit.ly/muzafferceven

Bu yazı toplam 136 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
MUZAFFER ÇEVEN Arşivi
SON YAZILAR