SERUM MU DESEYDİM?
Normalde devletlerin yüzyılda bir kriz geçirdiği, bu krizi atlatamayanların yıkıldığı söylenir. Tarihimizdeki Fetret Devri, atlatılan krize ve bu sayede devletin devamına emsalsiz bir örnektir. Felâket; İslâm’ın Türk milletine irfan, ahlâk ve davranış olarak yerleşmesi sayesinde atlatıldı. Devlette meydana gelen krizi, İslâm’ın yoğurduğu millet, farklı bir söyleyişle İslâm’la yoğurulmuş millet atlattı. 11 yıl, başı olmamasına rağmen devlet yıkılmadı. Padişah olmamasına rağmen, yaşayış ve devlet nizamı tıkır tıkır işledi. Ve kriz, saltanat mücadelesi sona erince, halkıyla bütünleşmiş devlet, yarım asır sonra, Peygamber emrini yerine getirecek ve İstanbul’u fethedecek seviyeye yükseldi.
Amerikan püskürtülü Humeynî hamlesi ile İran halkına tebelleş ettirilen Şii oligarşisi, yarım yüzyılda iflâs etti. Çünkü sistem; devlette kale gibi kurumlaştırıldı ama halk içinde ekolleşemedi, mektepleşemedi. Şiilik devlete çöreklendi ama, halkın gönlüne giremedi. Halkın, fıtrata ve hakikate aykırı, katı ve sert sistemi benimsemediği şunlardan belli:
1-Seçimlere katılma oranı düşük. Seçimlere katılma ortalaması genel seçimlerde 52.73, cumhur başkanı seçimlerine 60.37. Demek ki halk, sistemde ümit yok, bazı şahıslarda bir ümit diyor. Firavun, Allah’a iman eden sihirbazların el ve ayaklarını çaprazlama kesti. Olağanüstü yetkilerle donatılmış ruhban, politikacı ve bürokrat bulamacı otorite sınıf; seçilmişleri, yetkilerini kısıtlayarak aciz bıraktı. İradesi hiçe sayılan halk da seçimlere ümit bağlayamadı.
2-Seçimden ümidini kesen halk ne yapsın? Sık sık protestolar, ayaklanmalar ve isyanlar... Dünyada bu kadar isyanla, protesto ile karşı karşıya kalan bir devlet biliyor musunuz? Ve kendisini bu kadar koruma altına alma ihtiyacı duyan bir sistem biliyor musunuz? Hücuma müstahak olan, kendini biliyor. Piyasa ve iş sahasından iç ve dış siyasete, paradan silâha, gıdadan kıyafete kadar her şeyi kontrol eden devrim muhafızları; bu isyanları, hele ilk yıllarda, sert bir şekilde bastırdı. Tarafların tecrübeleri, durumu uzun soluklu bir boks maçına çevirdi. Halkıyla cedelleşen bir devlet dışarıyla nasıl mücadele edecek? Firavun, erkek çocukları katletmekle, tahtını koruyabildi mi?
3-İslâm’ın irfan, ahlâk ve davranış olarak yerleştiği bir cemiyette, “büyük ve küçük şeytana” bilgi satacak insan bulunabilir mi? Asr-ı Saadet’te Bizans’a “ajanlık” yapacak bir müslüman düşünebilir misiniz; hattâ Seçuklu’da ve Osmanlı’da halkın devleti aleyhine “ajanlık” yapacağını düşünebilir misiniz? İran –hele mürekkep yalamışlar arasında– kum gibi Mossad ajanı kaynıyor ki en mühim kişilere ait en gizli bilgiler düşmana sızdırıldı. Komuta kademeleri, mühim kişiler, gelen misafirler, hattâ İran kovanının beyi dinî lider bile keklik gibi avlanabildi. “Ajandaki” rahatlığa bakın, Hamaney’in ölüm haberini –resmini çekerek hem de– Netenyahu’ya bildiriyor. “Rehber”inin ölümünü İran halkı bile Netenyahu’dan öğreniyor. Bu tipler, senden görünüp içine sızanlar değil, senin içinden devşirilenler. “Devlet sırrı” kalmamış bir devlet...
4-Siyaseti, ekonomiyi; içerde idareyi, dışarıyla münasebeti; kısaca her şeyi kontrol eden mütegallibe kadro, devletin gelirlerini rejim ihracı için yurt dışına akıttı. Hem bu yüzden hem halk rejimi benimsemediği ve gücendirildiği için tıkır tıkır işleyen bir nizam kurulamadı. Başta seçilmişler, itikat hatalarını gören selim akıl, mütegallibe kadro olmak üzere dişlileri birbirini kıran bir devlet…
5-Biri desisede, diğeri maddî imkânda dünya şampiyonu iki düşmanınız olduğunu söyleyeceksiniz, ama buna uygun hazırlık yerine kazancınızı rejim ihracı için ve aynı dairede olmanız gereken rakip gördüğünüz (haydi düşman demeyeyim) cepheye karşı harcayacaksınız. Ne kadar saklarsanız saklayın, bal küpünden bal, sirke küpünden sirke sızar.
6-İsme bakın: “Devrim Muhafızları”… Arıza adında sırıtıyor. Vatan, millet, bayrak, din değil… Evvel emirde korunması gereken devrim… Yangında ilk kurtarılacak olan… Sistem bile değil… Hepsini ifade edecek “ordu” hiç değil. Çünkü ordu, bütün gücüyle dış tehlikeye karşı. Ordu, doğru istikamet üzere olan imanın aksiyonu… Muhafız ise, daha çok içinden gelecek tehlikeye karşı… Hıfzeden koruyan; hak veya bâtıl… Kendine “İslâm Cumhuriyeti” diyen devletin, daha işin başında başlayan ve devam eden zaafını görüyor musunuz?
İran’da sistem, başladığından beri gün gün inanırlığını kaybediyor. İsrail’in kışkırtması ve hileleri ile ABD, İran’a musallat edilmeseydi, halk nefreti ve öfkesi mütegallibeyi “tahtından indirecek” bir yol bulurdu. Olayların tabiî istikameti bu idi. İsrail ve kölesi; İran halkını, vatanını koruyabilmek için yıkmaya çalıştığı sistemin yanında kalmaya mecbur ediyor. İran’ı ve müslüman halkı kana bulayan “büyük ve küçük şeytandan” İran’daki sisteme doping desteği.
(Kanalımı takibe alarak destek olur musunuz: http://goo.su/AliErdal)

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.