AİLE KÖŞESİ

AİLE KÖŞESİ

DEĞİŞİM VE ZAMAN EKSENİNDE İNSANIN İHTİYAÇ ALGISI

DEĞİŞİM VE ZAMAN EKSENİNDE İNSANIN İHTİYAÇ ALGISI

O, dört gün içinde yeryüzünde yükselen sabit dağlar yarattı. Orada bolluk ve bereket meydana getirdi. Ve orada rızık ihtiyaçlarına uygun olarak rızıklar takdir etti.”

(Fussilet, 41/10)

İnsanın dünyadaki yaşamının keyifli ve mutlu olması; ihtiyaçlarının, istek ve arzularının karşılanması ile doğrudan ilintilidir. Kişinin ihtiyaçları yaşam döngüsünün devamını sağlayan temel unsurlardan oluşmaktadır. İhtiyaç; insanın hayatta kalması için gerekli olan yeme, içme, uyku ve barınma gibi asli gereksinimlerdir. Ancak bu kavramın sınırları zamana ve yere göre değişebilmektedir. Ayrıca maddi ve fiziksel ihtiyaçların beraberinde insanın duygusal, bilişsel, dinî, manevi ve sosyal her türden ihtiyaçları daima var olmuştur.

İhtiyaç kavramına “fayda” gözlüğü ile bakılırsa insana faydası olan her şeyin onun bir gereksinimini karşıladığı söylenebilir. Fayda olmasının yanı sıra insanda yoksunluk duygusu oluşturan ve giderilmesi için motivasyona sahip olduğu tüm unsurlar kişinin ihtiyacı olarak tanımlanabilir ( Jean Baudrillard, Tüketim Toplumu, Çev: Nilgün Tutal, Ferda Keskin, Ayrıntı yayınları, s. 79). Baudrillard, ihtiyaç ve tatmin ilkesi önünde eşit olan tüm insanların eşitliğin gizemli sisteminde refah olgusuyla dayanışma içinde olduğuna dikkat çeker. Yani insanın gelir, refah düzeyine bağlı olarak ihtiyaçları çeşitlenebilmekte ve bu ihtiyaçlar tatmin edilebilmektedir. Nihayetinde bu tatmin, yaşam standardı hâline gelmektedir. John Stuart Mill’in “Doğal olmayanın yalnızca alışılmış olmayan anlamına geldiği, alışılmış olan her şeyin de doğal gözüktüğü” teorisinden hareketle Allah’ın verdiği rızık içinde insanın alışmış olduğu gelenekten gelen her şeyin normalite kabul edildiğini söyleyebiliriz. Belki bu yüzden çoğu kişi yaşadığı ve normalleştirdiği hayatında eylemlerinin, tüketim alışkanlıklarının aşırı ve anormal olduğu bilincine genellikle varamamaktadır.

Yaşanılan zamanın ve o toplumun yaşam kodlarının gerektirdiklerine sahip olmayı istemek Allah Teâlâ’nın “Allah’ın kulları için çıkardığı temiz rızıkları kim haram kılmıştır? De ki: Bunlar dünya hayatında iman edenler içindir, kıyamet günü ise yalnızca onlarındır.”(A’râf, 7/32) buyruğu gereğince Allah katında onaylanmıştır. Öyle ki insan hayatında nimet olan şeyin teknolojik, elektronik ya da dijital olması onun kişi için rızık olması gerçeğini değiştiremez. Yurt dışında yaşayan evladını özleyen bir annenin çocuğu ile görüntülü konuşması, sanki yanındaymış gibi hissetmesinin onun ruhunda oluşturduğu doyumu hangi maddi yiyecek verebilir? Bu nedenle Allah’ın bahşettiği rızkın “insanı psikolojik, sosyolojik, ruhsal, duygusal ve fiziksel olarak tatmin eden her şey” olarak tarif edilmesi, o rızkın yokluğunun yoksulluktan değil, yaşattığı yoksunluktan kaynaklandığına matuftur.

Dün temel ihtiyaç olarak kabul edilmeyen şeyler bugün temel ihtiyaç hâline gelebilmektedir. Örneğin, bugün buzdolabı, çamaşır makinesi, cep telefonu, internet temel ihtiyaç hâline gelmiştir. Önceki nesiller bir diğer deyişle “dijital göçmenler”, yani teknolojinin içine doğmayıp ona sonradan entegre olanlar, internetin, cep telefonunun yokluğunu hissetmeyip varlığını lüks olarak görürken dijital yerliler, yani teknolojinin içine doğanlar, internet, cep telefonu, sosyal medya kullanımını gereklilik olarak görüp yokluğunu hissedip yoksunluğunu yaşamaktadır.

Sosyal medya ile dünyanın farklı yerleri ve toplumun farklı tabakaları arasındaki etkileşimin artması ve enformasyonun gelişmesi kültürel ve toplumsal değerleri değişime açık hâle getirmektedir. Farklı zamanda aynı sosyokültürel düzeydeki bireylerin harcama ve tüketim anlayışları farklılaşmakta, ihtiyaç kavramının içini nasıl doldurduklarından hareketle nelerden dolayı yoksunluk hissettikleri de değişmektedir. Bu farklılığın bir sebebi, gelişen teknolojiyle bireylerin sahip oldukları ve olamadıklarının daha görünür hâle gelmesidir. Bir diğer sebep olarak kişilerin dünyanın dört bir yanındaki tüketim kültürlerini tanıması ve bu tüketim ürünlerine kolaylıkla ulaşması gösterilebilir.

Toplumsal ve kültürel değerler, o toplumda yaşayanları belli davranışlar ve hayatına rehberlik eden ilkeler etrafında birleştirirken istek ve beklentiler hususunda da aynılaştırmaktadır. Aynı neslin çocukları benzer hayaller ve hedeflerle büyürler. Ancak zamanın dönüştürücü etkisi ile değişime açık hâle gelen kuşaklar kendilerine özgü eşsiz deneyimlerle toplumsal değişime olanak tanımaktadır. Farklı nesiller arasındaki kültürel farklılık, onların nesnelere yükledikleri anlam ve tüketim anlayışlarındaki değişimle daha da görünürlük kazanır. Belli bir dönemin kültürel kodlarını ve toplum yapısını, ruhunu, kisvesini, kokusunu bir evde tercih edilen eşyalardan onların yerleştiriliş biçimine kadar insan hayatındaki tüm unsurlar yansıtabilir. Dolayısıyla kuşaklar arasındaki farklılık, ev hayatından alışveriş tercihlerine kadar yansımaktadır. Kendi çağının ruhu ile hayata bakan ebeveynler ise çocuklarının taleplerini ve beklentilerini anlamakta zorlanmaktadırlar. Tam da bu noktada yüzyıllar öncesinden bulunduğu toplumun bilgesi olan Hz. Ali’nin “Çocuklarınızı kendi çağınıza göre değil, onların çağlarına göre yetiştirin.” sözü baş döndürücü bir hızda gelişen teknoloji ile değişen, dijitalleşen dünyada yolumuzu aydınlatmaktadır. Bu çağın çocukları bir taraftan geleneği yaşatan oyunları oynarken diğer taraftan dur durak bilmeyen teknolojiye de ayak uydurmalı, robotik kodlama, dijital yazılım gibi alanlarda kendilerini geliştirmeliler. Onları geride bırakacak “Bizim zamanımızda bunlar mı vardı?” söylemlerine kulak tıkayıp hayatlarını kolaylaştıracak her türlü teknolojik ürünü kullanmalı, bunların getirilerinden faydalanmalıdır.

Kaynak: Dib Yayınları                                                                                                                                Hazırlayan: Ayşe GÜREL- Bilecik Müftülüğü -İl Vaizi

                             ÇOCUKLARDA OYUN VE OYUNCAĞIN ÖNEMİ

Oyun çocuğun en önemli uğraşıdır. Çocuk; çevresini, çevresindeki kişileri, insan ilişkilerini oyun yoluyla öğrenir ve bunlardan yola çıkarak kendi kişiliğinin temellerini atmaya çalışır. Empati kurar; bir grubun üyesi olma, başkalarının haklarına saygı duyma ve iletişim becerileri gelişir. Sosyalleşir. Çocuklar oyun yolu ile yalnızca hoş vakit geçirmekle kalmazlar; akranları ile beraber olurlar; paylaşma, yardımlaşma gibi pro-sosyal davranışları öğrenirler; hayal güçleri, dil ve konuşma becerileri gelişir.

Çocuk oyun oynamak için birden fazla kişiye ihtiyaç duymaz. Kendi başına da oyun oynayabilir. Bağımsız oyun dediğimiz bu oyun çeşidinde, bir oyuncak ya da bir ev eşyası ile farklı şekillerde dakikalarca oynayabilir. Burada dikkat edilmesi gereken, çocuğun oyununun şeklidir. Eğer oyuncak ile amacına uygun olarak oynuyorsa bir problem yoktur ama amacı dışında oynuyorsa o çocuğun davranışları dikkatle izlenmelidir. Çünkü oyuncaklar ile amacı dışında oynamak bazı gelişimsel ve davranışsal problemler için ön tanı niteliğindedir.

Paralel oyun olarak ifade edilen oyun şeklinde ise birden fazla çocuk aynı ortamda birbirinden farklı oyunlar oynamaktadır. Aileler genelde bu şekilde oynayan çocukları bir araya getirmek, beraber oynamalarını pekiştirmek adına çaba sarf ederler. Ama bu çaba boşunadır. Çünkü bu yaş çocukları benmerkezci oldukları için iş birliği içinde olmayı istemezler, her çocuk âdeta kendi cumhuriyetini ilan etmişcesine bağımsız olmayı ister. Onların bu isteğine saygı gösterilmeli, bunun, gelişimlerinin bir parçası olduğu kabul edilmelidir.

“Birlikte oyun” olarak tanımlanan oyun biçiminde çocuk, sosyal anlamda oyun oynamaya başlar. Çünkü artık başka çocuklar ile beraber oyun kurmakta, oyuncaklarını paylaşmaktadır. Bu dönemde oyun içinde kavgaların olması, sorunların çıkması doğaldır. Çocuk her sorun yaşadığında anne ya da babasına bunu iletecek, arkadaşını şikâyet edecektir. Böyle bir şikâyetle karşılaşan anne baba, çocuğu ya da arkadaşını azarlamamalı, onların oyununa ve oyun kurallarına müdahale etmemelidir. “Yaşadığınız sorunu kendiniz çözebilirsiniz, bu konuda ikinize de güveniyorum.” şeklinde bir açıklama yeterli olacaktır. Küçük yaşta kendi sorunlarını çözebilen bir çocuk, yetişkin olduğunda da karşılaştığı sorunların üstesinden gelmeyi başarabilecek, kimseye bağımlı olmayacaktır.

Oyunu ve oyun şekli, çocuğun kişiliği ile ilgili de ipuçları verir. Şiddet eğilimi olan, kardeşini kıskanan, iletişim problemleri yaşayan çocukların belirlenmesinde oyun terapisinin kullanılması bu nedenle önem taşımaktadır.

Çocukların gerek fiziksel gerekse sosyal ve bilişsel gelişimlerini desteklemek adına, bahçe oyunları oynamalarına da fırsat verilmelidir. Özellikle şehirde büyüyen çocukların bu yöndeki eksikleri park ve piknik alanlarına gidilerek giderilmeye çalışılmalıdır.

Çocukla Oyun Bir Keyiftir, Mesai Değil

Çocuklar yalnız oynamaktan pek hoşlanmazlar. Yanlarında ya bir arkadaş, akran ya da anne babalarını isterler. Çocuk için bu kadar önemli olan oyun, ailesi için de önemli olmalıdır. Çocuklar için anne babaları ile oyun oynamak çok büyük bir zevktir. Anne baba ne kadar basit olursa olsun çocuğunun oyununu önemsemeli, oyunun bir parçası olmak için istekli olmalıdır. Bu nedenle oyuna bir iş, bir zorunluluk, çocukla geçirilen zorunlu zaman gibi bakmamak gerekir. Bütün günü çocukla oynayarak geçirmek mümkün değildir ama kaliteli olarak geçirilen kısa zamanlar bile çocuklar için çok değerlidir. Bu nedenle nasıl ki çocuğa yemek yedirmek, onu yıkamak ve uyutmak için zaman ayrılıyorsa oyun oynamak için de zaman ayrılmalıdır. Oyunu çocuğun gözünde didaktik (öğretici) bir hâle getirmemek gerekir. Amacımız; çocuğumuza bir şeyler öğretmek, onun bilgi ve becerisi hazinesini geliştirmek olduğu zaman oyun amacından uzaklaşmaya başlar. Çünkü bu durumda bizler, oyun süresince ve sonunda çocuğumuzu neleri öğrenmiş, neleri öğrenmemiş diye test etmeye başlarız. Önemli olan onun keyifli vakit geçirmesi değil, performansı olmaya başlar. Bu durumda çocuk da anne baba da sıkılır; oyun, oyun olmaktan çıkar.

Peki, bunları önlemek için neler yapabilirsiniz?

Çocuğunuz için yapılandırılmış oyun ortamları kurmayın. Salon, mutfak, hatta banyo oyun alanı olabilir.

Çocuğunuz sizin kurduğunuz, belli hedefleri ve kazanımları olan oyunları oynamak istemez. Oyuna bir misyon yüklemeyin.

Her zaman çocuğunuz sizi oyuna çağırmasın, siz de onu oyun oynamak için davet edin. Bu çocukların daha çok hoşuna gider.

Oyun sırasında çocuğunuzun performans değerlendirmesini yapmayın. “Bunu yanlış yaptın, ben sana böyle mi öğrettim?” gibi ifadeler yerine “Bunu böyle yapsak sence nasıl olur? Bir de böyle yapmayı deneyelim mi?” gibi çocuğunuzun ufkunu açacak cümleleri seçmeye özen gösterin.

Amacımız mükemmel çocuğu yetiştirmek olmadığı için oyunda hırslarınızın esiri olmayın. Unutmayın siz kazandığınızda ya da kaybettiğinde nasıl davranıyorsanız çocuğunuz bu davranış şekillerini model alacaktır.

Her oyunda illaki bir oyuncak ya da materyal kullanmak zorunda değilsiniz. Yerde yuvarlanmaca, beden hareketleri yapma, ayna önünde aynı hareketleri yapma gibi pek çok oyun da çocukların çok hoşuna gider.

Oyun sırasında siz de keyif almaya çalışın. Çocuklar oyundan keyif alamayan yetişkinlerden hoşlanmazlar.

Anaokulundan verilen ödev kâğıtları, çocuğunuz için aldığınız kavram kitapları ile yapılan çalışmalar oyun değildir. Bunlar için harcadığınız zamanın dışında çocuğunuzla oyun oynamak için zaman ayırmanız gerekir.

Çocuğunuz başka çocuklarla oynarken onu gözlemleyin. Neler yapıyor, nasıl iletişim kuruyor, sorunlarını nasıl çözüyor? Çocuğunuzu tanımanın en iyi yolu budur.

Çocuğunuz başka çocuklarla oynarken yenilebilir, itilip kakılabilir, dışlanabilir. Bu davranışları kişiselleştirip üstünüze alınıp kendinizi ve çocuğunuzu savunmak için müdahale etmeyin. Bırakın çocuğunuz kendi sorunlarını kendisi çözsün.

Çocukların oyun ihtiyacı hiç bitmez. Zaman olarak size uymayan anlarda bunu talep ederse bu ihtiyacını görmezden gelmeyin. “Şu anda işim var, bu işimi bitireyim seninle oynayacağım.” şeklinde erteleme yapabilirsiniz. Ama verdiğiniz sözü de mutlaka tutun.

Oyuncağın Cinsiyeti Olur mu?

Anne baba adayları için çocuğun cinsiyeti çok önemlidir. Cinsiyeti belli olunca erkekse mavinin binbir tonu, kız ise pembenin farklı tonlarında odalar tasarlanır, kıyafetler alınır. Bu toplumsal bir olgudur. Cinsiyet ile renk arasında ciddi bir ilişki kurulur. Erkek çocuğa giydirilen kırmızı renk tehdit gibi görülür, kızın mavi giymesi sakıncalıdır. Aslında durum böyle değil tabii ki…

Çocuklarımızın cinsiyeti ile renkler arasında bu derecede bir ilişki kurmaya gerek yok. Her çocuk her rengi rahatlıkla giyebilir. Özellikle çocuk odalarında olması gereken renk, cinsiyete göre belirlenmemelidir. Çünkü yenidoğan bebeklerin en iyi gördüğü renk kırmızı, onları en çok rahatlatan renk ise turuncudur.

Renkler konusundaki benzer tepkiyi oyuncaklar konusunda da verebiliyoruz. Arabayla oynayan kız çocuk ya da bebekle oynayan erkek çocuk görünce beynimizden vurulmuşa dönüyoruz. Oysa oyuncağın cinsiyeti olmaz. Her çocuk istediği ve merak ettiği her oyuncak ile oynayabilir. Kız çocukların evcilik oynaması ne kadar doğal ise o evcilik içinde erkek çocuğun olması da o kadar doğaldır. Her oyuncağın çocuk gelişimine katkısı farklıdır. Bebekle oynayan erkek çocuk, belki de kardeşi olduğunda annesinin en iyi yardımcısı, ilerde çocuk sahibi olduğunda da iyi bir baba olacaktır.

Aileler sağlıklı oyuncak denildiği zaman daha çok fiziksel zararlarını düşünür. Sivri olmasın, küçük parçaları olmasın, çabuk bozulmasın vb. Oysa sağlıksız oyuncak denildiği zaman fiziksel ve ruhsal olarak ayırt etmek gerekir. Ruhsal olarak sağlıksız olanlar, çocuğun yaşına ve gelişim dönemine uygun olmayan, çocuğun yanlış gelişimine neden olabilecek oyuncaklardır. Bu nedenle oyuncak seçiminde oyuncak kutuları üzerinde yazan yaş aralığına dikkat edilmeli, yaşa ve gelişime göre oyuncak alınmalı, silah, tabanca türü şeyler oyuncak olarak eve alınmamalıdır. Oyuncakların cinsiyetinden çok bu özelliklerine dikkat edilmelidir.

Kaynak: Dib Yayınları                                                                                                                                Hazırlayan: Ayşe GÜREL- Bilecik Müftülüğü -İl Vaizi

 

Bu yazı toplam 796 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
AİLE KÖŞESİ Arşivi
SON YAZILAR