KİŞİYİ NASIL BİLİRSİN?
Muharrem İnce… Eski CHP’li… CHP’de iken partisinin tartışmalı, gürültülü cumhurbaşkanı adayı… “Demokrasi kalmamış tabelâ partisi” diyerek partisinden kavgalı olarak ayrıldı ve Memleket Partisi’ni kurdu… Memleket Partisi’ni bırakarak “demokrasi kalmamış tabelâ partisi”ne döndü. Yeniden, taptaze CHP’li…Sosyal medyadan bir mesaj yayınlamış. Bir dostum ona verdiği cevabı bana da göndermiş. Bu sayede haberim oldu. M. İnce diyor ki:
“Siyasal İslamcıların bu kadar öfkeli olmalarında; Cumhuriyetle, akılla ve modernlikle bu kadar kavgalı hale gelmelerinde en büyük pay, maalesef Necip Fazıl’ın düşünsel (?) yönlendirmelerindedir. (…) Necip Fazıl; entelektüel derinlikten çok sloganlara yaslandı. Gece hayatı, kumar, savrulmalar ve söylemlerle şekillenen bir hayat sürdü. (…) Bugün muhafazakâr camia Necip Fazıl’ı değil de Nurettin Topçu’yu rehber alsaydı: Kin değil fikir konuşurduk. Kültürle kavga edilmez, irfanla barışılırdı. Ve belki de bugün çok daha adil, çok daha ahlaklı, çok daha huzurlu bir toplumda yaşardık.” Görüyor musunuz şu “sloganlara yaslanmanın” sonucunu…
Necip Fazıl’ın etkisiyle “kavgacı” olduğunu iddia ettiği kitleyi; literatürde yeri olmayan uydurma bir “slogana yaslanarak” ifadeye çalışıyor: “Siyasal İslâmcılar”… Bunun yanlış, muğlâk, hattâ uydurma olduğunu hissediyor ki, “siyasal İslâmcılar” demekle yetinmiyor, yetinemiyor, “muhafazakâr camia”yı da ekliyor.
Necip Fazıl’ın, fikirde zayıf olduğu iddiasına sadece kargalar değil düşmanları bile güler. Ama M. İnce bunu ciddi ciddi söylüyor. İnsanları üşüten soğuk hava değil, sıcaklık yaydığını zannettiğiniz güneştir. Necip Fazıl’ın gümbür gümbür cemiyet meydanında haykırdığı fikirlerinin hiçbirine düşmanları cevap verememiştir. Onun “CHP bir parti değil, Türk'e dinini, dilini ve özünü kaybettirmeye memur bir katliam müessesesidir” teşhisine, iki defa CHP’li olan biri bilhassa cevap vermeliydi ki; fikir serdetmeye hakkı olsun.
Necip Fazıl’ın 100’den fazla eseri var… Her sahada… En az elli bin sayfa… Eserler kadar vatanın her yerinde yapılmış etkili konferanslar, konuşmalar, sohbetler, röportajlar... Bu kadar eser ve konuşma “sloganlara yaslanarak” yazılmaz diyeceksiniz; haklısınız. Zaten bunu −farkında olmadan− M. İnce de “düşünsel yönlendirmeler” diyerek ifşa ediyor. O bu külliyatı okumuş ve konuşmaları dinlemiş olmalı ki… Bu kanaata varmış… Diyeceğim ama… Kavgacı bir nesil yetiştirmek için küçük bir broşür, gaz verici birkaç konuşma yeter de artar bile… CHP kurmayları bunu çok iyi bilir. Hele iki defa CHP’li olmuş biri, haydi haydi… Hattâ bir şey yazıp söylemeye bile lüzum yok, macera heveslilerinden bir çete kursanız yeter… CHP’den nasıl ve niçin ayrıldığına, olağanüstü kongrelerindeki kavgalara, şaibeli ve mahkemelik kongrelere, yöneticilerin birbirlerine ithamlarına bakmıyor da M. İnce, öfkeli ve kavgalıları nerelerde arıyor.
Böyle hacimli bir külliyatın fikirden yoksun olmasının mümkün olmadığını M. İnce de hissediyor olmalı ki, az önce belirttiğimiz gibi “düşünsel yönlendirmeler” diyor. Bu kadar eser ve bu kadar konuşma M. İnce’nin de kınadığı sünepe bir yaşayışla cemiyet önüne konamaz. Bırakın telif eseri, hiç fikir çilesi çekilmeden (“düşünsel çile” deseydim daha mı iyi anlardı?) o hayatı yaşayan, o eserleri kopya bile edemez. Kopya bile bir seviye gerektirir. Haydi yazıldı ve konuşuldu diyelim, böyle “slogana yaslanmış” basit sözlerin peşinden gidecek insanı, ilk günlerde bulsanız bile, nesilleri kucaklayan bir alâka göremezsiniz. Oysa Necip Fazıl’ın eserlerinin nesillere mal olduğu ve fikirlerinin mektepleştiği kitaplarının satışından, tiyatrolarının kapalı gişe oynamasından belli.
Necip Fazıl, belli bir tarihten önceki hayatına “çöplük” diyor ve o sürede yazdıklarını reddediyor: “Nerede nereye geldiğimi göstermek için bile kullanılmasın!” diyor Ve ilâve ediyor: “Çöplüğü ancak kediler ve köpekler karıştırır” M. İnce ise sadece bu reddedilen geçmişe “yaslanmış.” Başka bir şey görmüyor. Buna göre Necip Fazıl’ın eserlerini okumuş da bu kanaata varmış denebilir mi? “Gece hayatı, kumar, savrulmalar ve söylemlerle şekillenen bir hayat sürdü” diyerek bir döneme mahsus olanı, bir ömür gibi gösteriyor. Bilerek böyle söylemiyorsa, o muhteşem külliyattan tek satır okumadan o mesajı çırpıştırmıştır… Okusaydı, Necip Fazıl’ın M. İnce’nin bile kınadığı, pek çok eserinde ve konuşmasında belirttiği o hayatı reddettiğini bilirdi. Meselâ şu cümleyi, küçücük bir gayretle internette kolayca görebilirdi: “İslâm’a pazarlıksız ve sımsıkı bağlanmadan önceki şiirlerim ve yazılarım arasında hattâ küfre kadar gidenler ise, çoktan beri eser çerçevem dışına çıkarıldığı, her birinden ayrı ayrı istiğfar edildiği ve çöp tenekesine atıldığı için nereden nereye geldiğimi göstermekte bile kullanılmamalı.”
Nereden nereye yükseldiğini göstermek için bile… İyi niyetle ilmî bir eser için bile… Kullanılmaması gerekeni M. İnce, kafasına göre ortaya attığı iddiasına mesnet olarak kullanmaktan, yazıları okumadığı kişi için değerlendirme yapmaktan çekinmemiş. Doğru olanla mücadele eden; yanlışa, iftiraya, yanıltmaya, hedef saptırmaya “yaslanmak” zorunda.
Kanalımı takibe alarak destek olur musunuz: goo.su/AliErdal
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.