AİLE KÖŞESİ

AİLE KÖŞESİ

TOPLUMSAL HAYATTA KADININ YERİ

TOPLUMSAL HAYATTA KADININ YERİ

Hucurat suresi 13. Ayette bir erkek ve dişiden yarattığı insanlar arasındaki farkın Allah’a yakınlık ve O’nun kurallarını benimsemekle ilgili olduğunu bildiren Yüce Allah, Nisa suresi 124. ayette de kadın ve erkeği, iman ve salih amel ortak paydasında bütünlemiştir. Ayet, Allah’ın kullarını cinsiyetleriyle değil “yaratıcıya iman ve bunun somut göstergesi olan güzel işler” üzerinden değerlendirdiğini göstermesi bakımından dikkat çekicidir.   İnsana değer katan, kendi iradesiyle ortaya koyduğu fiilleridir. Ayette geçen salih amel kavramı, kulun Rabbi ile ilişkisindeki itaatidir (İbn Abbas, Tenvîru’l Mikbâs, 106) ve bunun karşılığı cennettir. Üstelik hiç kimse bu konuda zulme uğramayacaktır. Zulmün en az halini ifade eden “negir” kelimesi hurma çekirdeğindeki çizgi anlamında olup Allah’ın, kullarının hakkını en ince detayına kadar gözeteceğine işaret etmektedir.                   

İnsan, belli bir sosyal çevre içinde yaratılmıştır. Anne, baba ve ailenin diğer bireylerinden oluşan bu çevre zamanla genişleyerek insanın maddi manevi ihtiyaçlarını giderdiği bir ortama dönüşür. Sosyal hayat insanların bir arada yaşadıkları, paylaşımda bulundukları, birlikte üretip birlikte sorun çözdükleri bir ortamdır ve her ferdin üzerine düşeni yerine getirmesiyle düzene kavuşur. Bugün modern olarak isimlendirilen dünyada bile göz ardı edilen adalet, sorumluluk bilinci, eşit haklara sahip olma vb. durumların on beş asır önceki dünyada nasıl ele alındığını tarih kaynakları bize bildirmektedir. Görülen o ki sadece Arap yarımadasında değil, civar bölgelerde de haklı haksız ayrımı yapılmamış, güçlü olan söz sahibi olmuştur.

Kur’an ilk olarak daha önce ilahi bir dine muhatap olmamış (Yâsîn, 36/6), puta tapıcılığı benimsemiş ve toplumsal kurallarını güçlünün haklılığı üzerine inşa etmiş bir halka indirilmiştir. Fakirin, zayıfın ve özellikle de kadının değer görmediği bu toplumu değiştirmek, dönüştürmek nüzulü yirmi üç seneye yayılmış ayetler ve Hz. Peygamber’in örnekliği ile gerçekleşmiş, devrim niteliğindeki esaslar zaman içinde yavaş da olsa yerleşmeye başlamıştır. İslam’dan önce varlığı ikinci sınıf statüsünde sayılan kadın, İslam’la birlikte haklarını öğrenmiş ve bunları elde etme konusunda bizzat Peygamberimiz tarafından desteklenmiştir. Hz. Peygamber’in Medine’ye hicretinden sonra toplumda dini ve siyasi birliği sağlama amacına yönelik gerçekleştirdiği biat faaliyeti, hem erkekleri hem de kadınları kapsamıştır. Yönetime dahil olma sayılabilecek bir şekilde kendisine söz hakkı verilen kadınlar, başta Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak üzere hırsızlık ve zina yapmayacaklarına, birbirlerine iftira etmeyeceklerine, çocuklarını öldürmeyeceklerine, dine ve akla uygun konularda Peygamber’e karşı gelmeyeceklerine söz vermişlerdir (Mümtehine, 60/12). Bu durum, kadının Hz. Peygamber döneminde yönetime katkı sağlayacak kadar sosyal hayatın içinde olduğunun bir örneğidir.

Hz. Peygamber (s.a.s) döneminde kadınlar ticarette aktif olarak

yer almışlardır. O dönemde kadınların tercih ettikleri meslekler

arasında terzilik, attarlık, dericilik, dokumacılık vb. sayılabilir. Bununla birlikte Şifa el-Adeviyye gibi idari kabiliyeti yüksek bir hanım, Peygamberimiz tarafından çarşı pazarda denetleyici olarak atanmış, kendisine alıcı satıcı arasında çıkan meseleleri karara bağlayacak yetki verilmiştir.

Medine döneminde gerçekleşen savaşlarda ateş hattının gerisinde hizmet veren pek çok hanım sahabe vardır. Bu hanımlar yaralıları tedavi etme, su taşıma gibi cephe gerisi görevlerin yanında ihtiyaç halinde cephenin içinde yer alma ve düşmanla çarpışma gibi durumlarla karşılaşmışlardır. Ümmü Atiyye’nin “Peygamberle birlikte yedi gazveye katıldım. Onların geride bıraktıkları yüklerine bakıyor, yemek pişiriyor, yaralıları tedavi edip hastalara bakıyordum.”(Müslim, Cihad, 8) sözleri Asr-ı saadette yaşayan hanımların savaş gibi olağandışı durumlarda bile aktif roller üstlendiklerinin delilidir. Sevgili Peygamberimizin “İlim öğrenmek her Müslüman üzerine farzdır.” (İbn Mâce, Mukaddime, 17) hadisi, ilk Müslümanlar tarafından eğitim ve öğretim faaliyetinin hanımlara da zorunlu olduğu şeklinde yorumlanmış, hanım sahabiler özellikle Medine’de ilim tahsili konusunda aktif hale gelmişlerdir. Din hakkında bilmediklerini öğrenmek üzere Hz. Peygamber’in sohbetlerine katılmak için kendisine müracaat ettiklerinde onlara özel vakit ayıran Efendimiz, bazen de mescitte erkek sahabilerle birlikte hanımlara vaaz vermiştir. Okuryazarlığıyla tanınan Şifa binti Abdillah, Hz. Peygamber’in talebi üzerine eşlerine okuma yazma öğretmiş; Hz. Aişe başta olmak üzere pek çok hanım, hadis ve fıkıh ilimleri tahsil ederek adlarından sıkça söz ettirmişlerdir. Mescitlerin cemaatle namaz dışında pek çok fonksiyonunun olduğu ilk dönemlerde hanımların mescide gelmelerini teşvik eden Peygamberimiz, “Allah’ın kadın kullarının Allah’ın mescitlerine gelmelerine engel olmayın.”(Müslim, Salât, 136) buyurmuştur. Eşinin mescide gitmesine karşı çıkan ve bunu açıkça dile getiren Hz. Ömer’e rağmen eşi Atike binti Zeyd, sabah ve yatsı namazları dahil olmak üzere namazlarını mescitte kılmaya devam etmiştir (DİB, Hadislerle İslam, 4/229). Hanımlar bayram sevincini, toplumun diğer fertleriyle birlikte bayram namazına katılarak mescitlerde yaşamışlardır.

“Allah’ın sizi birbirinizden üstün kıldığı şeyleri iç çekerek arzulamayın. Erkeklerin kazandıklarından nasibi vardır, kadınların da kazandıklarından nasibi vardır!” (Nisâ, 4/32) ayeti Hz. Peygamber’in eşi Ümmü Seleme’nin biraz merak biraz sitem içeren “Erkekler cihada katılıyor, biz katılamıyoruz.” sözleri üzerine nazil olmuştur (DİB, Kur’an Yolu, 2/54). Ayet “Allah’ın kendilerine verdiği üstünlükler nedeniyle kadınlar erkekleri, erkekler kadınları kıskanmasın!” demek isterken yaratılıştaki farklılıkların bir hikmeti olduğunu dile getirmektedir (Mevdûdî, Tefhîmu’l Kur’ân, 5/155). Unutulmamalıdır ki dinde nimet/ külfet dengesi vardır ve Allah bize hangi gücü takdir etmişse o kadar sorumluluk yüklemiştir. Bütün bunlar bizi insanlık nimetinin öncelendiği bir dinin mensupları olarak değerimizi takdir etmeye yönlendirmeli, yürüdüğümüz yoldan hesaba çekileceğimizin bilinciyle Allah’ı razı edecek işlerin peşinden koşmalıyız. Sonuçta yaptıklarımızın karşılığı hem bu dünya da hem de ahirette bize dönecektir.

Kaynak: DiB Yayınları                                                                                                                      Hazırlayan: Ayşe GÜREL- Bilecik Müftülüğü -İl Vaizesi

 

                            İKİ SORU?  İKİ CEVAP:

SORU: Enişte baldız arasındaki mahremiyetin ölçüsü nedir?

CEVAP: Kur’an-ı Kerim’de kadınların örtünmesi ile ilgili olarak, kendiliğinden görünenler müstesna zinetlerini (zinet yerlerini) açmamaları ve başörtülerini yakalarının üzerine salmaları emredilmiştir (Nur, 24/31). Ayetteki “kendiliğinden görünen” mücmel ifadesi çoğunlukça el ve yüz olarak anlaşılmıştır. Bunların dışında kalan yerlerin yabancıların yanında açılmaması gerektiği hükmünde ittifak etmişlerdir (Beğavî, Meâlimü’t-Tenzîl, VI, 34). Kadınların, bu zinet yerlerini kimlerin yanlarında açabilecekleri ise ayetin devamında bildirilmektedir: “Süslerini kocaları, babaları, kayınpederleri, oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, mümin kadınlar, ellerinin altında bulunan köleleri, erkekliği kalmamış hizmetçiler yahut henüz kadınların mahrem yerlerini anlamayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizlemekte oldukları zinetlerinin bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler! Hep birden Allah’a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.” (Nur, 24/31) Ayetten anlaşılacağı üzere kadının eniştesi, kendisine nikahı ebediyen haram olan mahremler arasında yer almamaktadır. Bu yüzden bir kadın, eniştesine yabancı hükmündedir. Bir erkeğin baldızı ile evlenme yasağı sürekli olmayıp, onun ablası ile evliliği devam ettiği süre ile kayıtlıdır. Bu sebeple enişte, kendileriyle sürekli evlenilemeyen yakınlar gibi düşünülmemelidir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) baldızı Esmâ’yı üzerinde şeffaf bir elbise ile görmüş ve hemen yüzünü başka yöne çevirmiş ve”Ey Esma! (şurası) muhakkak ki, kadın ergenlik çağına erişince onun vücudun)dan şundan ve şundan başkasının görünmesi uygun olmaz.” diyerek (kendi) yüzü ile elini işaret etmiştir (Ebû Dâvûd, Libas, 33).

SORU: Eş ile yaşanan ters ilişki nikahı düşürür mü? Nikahı yenilemek gerekir mi? Bunun keffareti nedir?

CEVAP: Eşler arasında cinsel birleşmenin meşru yolu üreme organlarıdır (Bakara, 2/223). Erkeğin eşine ters ilişkide bulunması Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından kesin olarak yasaklanmıştır (Ebû Dâvûd, Nikah, 46; Tirmizî, Tahâret, 102; İbn Mâce, Nikah, 29). Dolayısıyla erkeğin eşiyle ters ilişkiye girmesi haramdır ve dinin lânetlediği en büyük günahlardandır.

Ancak bu durum eşlerin nikahına zarar vermez ve nikahın yenilenmesini gerektirmez. Bunun keffareti yoktur, fakat böyle bir fiili işleyen kişinin samimiyetle tevbe etmesi ve bir daha bunu yapmaması gerekir.

Kaynak: DiB Fetvalar                                                                                                                      Hazırlayan: Ayşe GÜREL- Bilecik Müftülüğü -İl Vaizesi

GENÇLİĞİN İNANÇ SORULARI BÖLÜMÜ

SORU:  İman eden fakat ibadetlerini yerine getirmeyen kimsenin durumu nedir?

CEVAP: Ameller imanın bir parçası değildir. İbadetlerin varlığını kabul etmekle birlikte bunları yerine getirmeyen insana kâfir denilemez. Kur’an ve sünnette yer alan dinin temel ilkelerini, emir ve yasaklarını inkâr etmedikçe amel eksikliğinden dolayı kişi dinden çıkmaz. Ancak günahkâr ve Allah’ın emirlerini yerine getirmeyen biri olur. Rabbimiz dilerse onu affeder, dilerse cezalandırır. İbadetler inancın bir parçası olmamakla birlikte inancın meyvesi, insana Allah’ın kulu olduğunu hatırlatan özel ritüellerdir. İnsan iman ettiği yaratıcısına bağlılığını ancak ibadetleri ile gösterebilir ve kişinin imanı, ibadetlere ısrarlı bir şekilde devam etmesi ile kuvvetlenir. İnsan ibadetleriyle Allah’a yakınlaşır ve inanmanın gücünü hisseder. İman toprağa ekilen bir tohumsa onun suyu, güneşi ve havası ibadetlerdir. Nasıl ki ekilen tohum su verilmeden, toprağı havalandırılmadan, yeterli güneş almadan kurur, varlığı ve yokluğu anlaşılmadan toprağın altında öylece kalır ve belki de zamanla kaybolursa; kalpteki iman da ibadetler olmadan zayıflar ve zamanla insanı iman çizgisinden uzaklaştıracak sınıra getirebilir. İmanın yeşerip meyve vermesi için ibadetler gereklidir. Kur’an’da pek çok yerde “iman eden ve salih amel işleyen” ifadesi kullanılır. İman etmenin hemen ardından doğru davranış ve fiillerde bulunmanın vurgulanması, sadece kalben inanmanın Allah’a bağlı bir kul olmak için yeterli olmayacağına işaret eder. İnsan imanının gereği olarak ibadetleri ve ahlakı ile Allah’a layık bir kul olmak için çabalarsa, Allah bu çabalarından dolayı onun yaptığı kötülükleri örtecek ve hatta onu yaptıklarının daha güzeliyle ödüllendirecektir.

SORU Allah’ın her şeye gücü yetiyorsa neden işlerini meleklere yaptırıyor?

CEVAP: Allah şuurlu şuursuz, canlı cansız, farklı yapıda çeşitli varlıklar yaratmayı dilemiştir. Melekler de bu varlıklar arasında fizik âleme değil metafizik âleme ait, irade sahibi olmayan, sadece emredileni yapan varlıklardır. Allah melekleri insanın yaratılış serüvenine şahit tutmuş ve kâinatın düzeni içinde onlara da birtakım görevler vermiştir. İnsan dışında mahiyetleri farklı başka varlıkların olması, Allah’ın acizliğini değil, aksine gücünün ve kudretinin büyüklüğünü gösterir.

Çok çeşitli olmasına rağmen bilim adamları tarafından “cosmos” olarak isimlendirilen varlıklar arasındaki bu uyum, âlemdeki mükemmelliği gösterir. Kâinattaki düzenin inceliklerini tam olarak kavrayamasak da bu, Allah’ın varlığının ve büyüklüğünün en önemli delillerindendir. Allah yüceliği bilinsin diye kâinatı ve içindeki varlıkları yaratmıştır. Rabbimiz açısından insanlar, melekler veya diğer varlıkların yaratılması arasında bir fark yoktur. Çünkü Allah dilediğini yapar, kimse O’nu yaptığı bir şeyden dolayı niçin böyle yaptın diye sorgulayamaz. Sadece O, diğer varlıkları yaptıklarından dolayı sorgular. Rabbimiz yarattığı varlıklar arasında kendi dilediği gibi bir düzen kurmuş ve bu düzende insana birtakım sorumluluklar yüklediği gibi melekleri de bazı işlerle yükümlü tutmuştur. Bu düzen dahilinde meleklere çeşitli görevler vermiş, onlardan bazılarını da insanın yapıp ettiklerine tanıklık etmesi ve davranışlarından dolayı hesaba çekilirken inkâr etmemesi için görevlendirmiştir: “Yoksa onların sırlarını ve gizli konuşmalarını duymadığımızı mı sanıyorlar? Hayır (işitiriz) öyle değil. Yanlarındaki elçilerimiz (melekler) de yazmaktadır.” Aksi takdirde Rabbimizin meleklerin yardımına ihtiyacı yoktur. Çünkü O, bir şeyin olmasını dilediğinde sadece “ol” der ve o şey anında oluverir.

Kaynak: DiB Yayınları                                                                                                                      Hazırlayan: Gülhanım IŞIK- Bilecik Müftülüğü -İl Vaizesi

 

GÜNÜN AYETİ

“Ey İnsanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde bir gözetleyicidir.” (Nisa,1)

GÜNÜN HADİSİ

“Ey İnsanlar! Kadınların haklarına riayet etmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah’ın emaneti olarak aldınız. Onların namus ve iffetini Allaha adına söz vererek helal edindiniz.” (Müsned, VII,307,330,376)

GÜNÜN DUASI

“Allah’ım! Dinim, dünyam, ailem ve malım hakkında af ve âfiyet istiyorum. Allah’ım! Açıklarımı ört, korkularımı gider ve bana güven ver. Allah’ım! Ayıplarımı ört ve korkularımı gider. Allah’ım! Beni, önümden, arkamdan, sağımdan, solumdan ve üstümden (gökten) gelecek tehlikelere karşı koru, altımdan (yerden) tehlikelerden Senin azametinle sığınırım.”

(Hakim, De’avat, I, 517; İbn Hıbban, Ed’ıye, 961; İbn Ebi Şeybe, Dua, 22, )

 

Hazırlayanlar: Asiye KARAGÖZ –Reyhan DEMİR- Bilecik Müftülüğü - Kur’an Kursu Öğreticileri

Bu yazı toplam 954 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
AİLE KÖŞESİ Arşivi
SON YAZILAR