ALTIN
Altın (Au); atom numarası 79 olan, parlak sarı renkte, nadir ve değerli bir metal element... Altın; kendine özgü parlak sarı renkte ve oldukça ışıltılı, paslanmaya, oksitlenmeye ve çoğu kimyasala karşı son derece dirençli olan, kararma yapmayan ve yüzyıllarca bozulmadan kalabilen, dövülebilen ve işlenebilen en yumuşak metal... Altın; çok ince tabakalar (altın varak) veya teller hâline getirilebilen, elektriği çok iyi ileten, yüksek yoğunluğa sahip doğada nâdir bulunan element... ‘Altın’ın benzersiz özellikleri, onu çok çeşitli sektörlerde vazgeçilmez bir maden hâline getirmiş... Mücevherat ve süslenme... Parlaklığı, estetik değeri ve kararmaması nedeniyle yüzük, kolye, küpe, bilezik vb. takıların yapımında kullanılan ana malzeme... Saf altın, çok yumuşak... Dayanıklılığını artırmak için gümüş, bakır vb. metallerle alaşımı yapılmakta... Altın; yatırım ve finansta güvenli liman... Ekonomik belirsizlik, enflasyon ve jeopolitik risk dönemlerinde değeri koruma aracı... Altın, rezerv para birimi... Altın, teknolojide ve endüstride, mükemmel iletkenliği ve korozyona dayanıklılığı sayesinde bilgisayar bileşenleri, cep telefonları ve elektronik devre kartlarında (konnektörlerde ve mikroçiplerde) kullanılmakta... Havacılık ve uzay sanayisinde, dayanıklılığı ve kararlılığı nedeniyle ileri teknoloji gerektiren cihaz ve ekipmanlarda tercih edilmekte... Biyo-uyumluluğu sayesinde tıbbî cihazlarda (kalp pilleri vb. cihazlarda) diş hekimliğinde kullanılmakta...
Taş, kaya; birden fazla mineralin birleşimi... Mineral, belirli kimyasal yapıya sahip madde... Element, tek bir atom türünden oluşan saf madde... Değerli ve doğal taşlar; elmas, yakut, zümrüt, safir… Kısmen değerli taşlar; ametist, akumarin, kaplan gözü, turmalin, oniks, akik, kehribar… Friedrich Mohs'un sertlik skalasına göre ‘en yumuşak - en sert olan taş’ sıralaması: 1.Talk (en yumuşak mineral) 2. Jips 3. Kalsit 4. Kluorit 5. Apatit 6. Ortoz 7. Kuvars 8. Topaz 9. Korund 10. Elmas (en sert mineral)... Altın, taş-kaya değil; saf hâldeki element-mineral... Altın; yumuşak, bu yüzden taş gibi sert değil... ‘Altın taşı’ ve ‘altın gibi taş’ denmesi, madenlerin halk dilinde ‘taş’ diye söylenmesinden... Altının bazen kuvars gibi taşların içinde damar veya taneler hâlinde bulunmasından... Altının parlak ve değerli oluşundan... Kültürel açıdan, yerin altından çıkan her şey için ‘taş’ kelimesinin kullanılmasından... Felsefede altının ve taşın iki ayrı kavram olmasından... Bu; altının, niteliklerin arındırılmış hâli; taşın, varlığın ham ve dayanıklı hâli olması... Mâlum, altın insan; saf karakterli, değeri sabit, kendini bozmayan, dokununca anlaşılan kişi... Taş insan ise; dıştan sert görünen, içinde farklı katmanlar barındıran, değerini her zaman dışa vurmayan ve zamanla şekillenen kimse... Altın, nadir bulunan; taş dayanıklı ve çok olan... ‘Altın gibi adam’, taş değil; lâkin taşa rağmen parlayan bir öz... Altın, taşın içinde; taşın kendisi değil... Altın, iyi bir insanın zor şartların içinde bulunması gibi...
Altın ve taş… İkisi de toprağın altında; biri saf element, diğeri karmaşık... Biri öz, diğeri yapı... Bu iki nesne, insanın kendisini ve dünyayı anlamasında çok etkili... Psikolojide altın, insanın öz değeri; taş, insanın içinde büyüdüğü şartların remzi... Altın, kendini, taş kırıldığında gösterir... Psikolojik gelişim, bir tür ‘madencilik’ aslında... Korkular kırılır, eski kalıplar aşınır, travmalar çözülür ve insan kendi özüne ulaşır... Psikoterapide ‘öz benliğe inmek’ önemli... Öz benlik, altın; dış kabuk, taş... Tasavvufta nefs taş, ruh altın... Taş, ham nefis... İnsanın ilk hâli sert... Arzular kaba, duygular kontrolsüz, benlik iddiası güçlü... Nefis, taş gibi, kırılmazsa şekillenmez... Altın, arınmış ruh... İnsanın içindeki altın; tevazu, sabır, aşk, teslimiyet... İnsanın arınma süreci, altının ateşte saflaşması misâli... Maden nasıl ateşte arınırsa, insan da; zorlukla, çileyle, tefekkürle, hizmetle saflaşır... Tasavvufta bu vetire/süreç, tezkiye (temizlemek, arıtmak, temize çıkarmak) ve tasfiye... Taşın içindeki altını ortaya çıkarma yolculuğu... Tarihte altın ve taş, iki karşıtlık olarak görülmüş... Kalıcılık ve saflık... Güç ve ruh... Antik Mısır’da taş, ölümsüzlüğün evi (piramitler)... Altın, kutsallığın rengi (firavun maskeleri)... Helenistik dönemde, putlar taşla yapılmış (bedenin kalıcılığı)... Altın takılar, değer ve kimlik olmuş... Ortaçağ’da, mozaiklerde altın yaldız, ilahî ışığı simgelemiş... Taş katedraller, kudreti yansıtmış... Kadim medeniyetimizde altın, maddî bir değer ve manevi bir olgunluk ve içsel zenginlik arayışının sembolü olmuş... Sanat tarihinde altın, içsel ışığı; taş, dışsal yapıyı temsil etmiş... Taş, insan emeğiyle medeniyete dönüşmüş... Altın yaldız, Kütahya çinisinde; zarafetin, değer verme ritüelinin, ilahî ışığın temsilcisi olmuş... Bir çini tabağın üzerine altın çizgi çekmek, taşın ruhunu harekete geçirmek gibi olmuş...
İnsan, altın bulmak istiyorsa eğer, taş kırmayı göze almalı... Kendindeki taşı kıran insan, özündeki altına ulaşır... Altın; zenginlik, değer, güzellik, saflık ve nadirlik gibi kavramları temsil eden sözcük... Altın değerinde olmak; çok değerli, çok önemli ve kıymetli olmak... Altın yumurtlayan tavuk, sürekli olarak yüksek gelir veya çıkar sağlayan kişi veya şey... Altın vuruşu yapmak, bir işte en önemli, en değerli veya en kritik adımı atmak, büyük bir başarı) elde etmek... Altın bilezik, sahip olunan değerli bir meslek veya sanat... Altın anahtar, en zor kapıları açan, en büyük sorunları çözen önemli bir araç veya imkân... Altın gibi (kalbi, huyu), çok iyi huylu, temiz kalpli ve dürüst olmak... Altın saçlı, altın tenli, saçları veya ten rengi çok parlak, sarı ve güzel olmak... Altın tozuna bulamak, bir şeyi parlatmak, süslemek veya çok değerli göstermek... Altını çamura atmak, değerli bir şeyi kötü bir yere koyarak veya kötü bir amaç için kullanarak kıymetini düşürmek... ‘Altın’ı ıslatmak, bir şeyi kutlamak veya bir nimete kavuştuğu için küçük bir ziyafet vermek... Altın akıtmak, bir şey için çok para harcamak, kesenin ağzını açmak... Yeteneği iyi olan biri için, ‘bu onun altın bileziği sayılır’ denmesi... Birinin altın gibi bir kalbi olması, herkese yardım etmesi... Değerli olan bir şeyi satmak, sürekli para kazandıran altın yumurtlayan tavuğu kesmek misâli... ‘Altın’ı açıklayan, altın değerindeki tespitler: “Altın, insanın ruhunu kirletmeden, onu daha yüksek bir bilinç düzeyine taşıyabilir.” (Platon)... “Altın, çoğu zaman bir insanın gerçek değerinin örtüsüdür.” (Oscar Wilde)... “Altın, insanı köleleştiren bir şeydir; ona sahip olmak, özgürlüğünü kaybetmektir.” (Benjamin Franklin)... “Altın, insanın en kötü düşmanı olabilir; onu elde etmek için ne kadar çok şeyden vazgeçtiğini bilmez.” (Mark Twain)... “Altın, hırsın ve açgözlülüğün sembolüdür; onu arayanlar, en değerli olanı kaybederler.” (J.R.R. Tolkien)... “Altın, insanın karakterini ortaya çıkaran bir ayna gibidir; ona ne kadar bağlıysanız, o kadar kaybedersiniz.” (Cicero)... “Altın, sadece bir madde; gerçek zenginlik, ruhsal ve manevî değerlerdedir.” (Henry David Thoreau)...
Dünya altını; altımızı oyar, altımızı üst, üstümüzü alt eder, biz de sadece halt ettiğimizle kalırız, altından da oluruz, üstümüzden de... Altının parıltılı yüzünün bir de karanlık tarafı var... Altın için yapılan savaşlar, işlenen cinayetler ve dökülen kanlar... Altın; açgözlülüğü, doyumsuzluğu ve maddî hırsı ayyuka çıkarır... Shakespeare'in ‘Venedik Taciri’ eserindeki Shylock karakteri, ‘altın’ üzerinden tefeciliği ve insan ilişkilerinin nasıl maddî bir değişim aracına dönüştüğünü anlatır... ‘Altın buzağı’ hikâyesi ise, insanların, manevî değerleri bir kenara bırakıp tapındıkları maddî putu simgeler... Altın buzağı hikâyesi: “Samiri, Musa'nın yok olduğunu ve İsrailoğullarının yeni bir tanrı bulması gerektiğini söylemiş... Samiri, Mısır'dan getirilen altın mücevherlerden böğürebilen bir altın buzağı putu yapmış... Hz. Musa'nın yokken halka liderlik yapan Harun buna karşı çıkmış, ancak başarısız olmuş...”... ‘Altın’ın en derin anlamı, simya geleneğinde saklı... Simyacılar, sıradan metalleri altına dönüştürmenin peşinde koşmuşlar, aslında sembolik bir dil kullanmışlar: ’Kurşun’; ham, işlenmemiş insan ruhu... ‘Altın’; aydınlanmış, arınmış, kusursuz hâle gelmiş benlik... Simyacının yaptığı işlemler, kişinin kendi karanlık yanlarını (gölgelerini) dönüştürerek ‘içsel altın’a (özüne) ulaşma çabasından ibaret...
Günümüzde ‘altın’ sözü, başarı ve takdiri dile getirmenin en kestirme biçimi... Altın, insanlığa tutulmuş ikiyüzlü bir ayna... Bir yüzü, en yüksek idealleri, saflığı, bilgeliği ve içsel aydınlanmayı; diğer yüzü, en dünyevî zaafları, açgözlülüğü, yozlaşmayı ve maddî hırsı göstermekte... Mesele, ‘altın’ın kendisi değil, ona ne diye ihtiyacımız olduğu... ‘Altın’ı; toprağın derinliklerinde veya piyasaların soğuk rakamlarında mı arıyoruz? Yoksa iç dünyamızda mı? Önemli olan, ‘altın’ı bir lanete dönüştürmemek... ‘Altın’ı, bir arayışın, bir emeğin veya bir sevginin ışığına dönüştürmek... Sözümüz, altın biriktirenlere... Selam, sevgi ve saygılarımla. https://bit.ly/muzafferceven

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.