İSLAM TARİHİNDE MUHARREM AYI

Muharrem ayı, tarih boyunca insanlık için dönüm noktaları sayılabilecek önemli olayların yer aldığı bir aydır. Bu sebeple gerek İslâm'da, gerekse İslâm'dan önce Muharrem ayına ayrı bir önem verilmiştir. Nitekim Peygamberimiz bir hadislerinde: “Ramazan ayından sonra tutulan oruçların en hayırlısı, Allah’ın ayı olan Muharrem'de tutulan oruçtur. Farz namazlardan sonra en faziletli namaz ise geceleyin kılınan namazdır.” (Müslim, Sıyâm, 202.) buyurmuştur.

Tarihte geçmiş birtakım hadiselerin, Muharrem ayında gerçekleşmiş olduğuna dair bazı rivayetler bu aya ayrı bir değer verilmesine sebep olmuştur.

Hz. Adem'in cennetten yer yüzüne indirilmesi, Hz. Nuh (a.s.)'ın tufandan kurtulması, Hz. Musa (a.s.) ve ona iman edenlerin Firavun'un zulmünden kurtulmaları gibi insanlık tarihinde dönüm noktası sayılabilecek bazı önemli olayların bu ayda vuku bulduğu rivayet edilmektedir. İslam tarihinde özel bir yeri olan Hz. Hüseyin’in Kerbelâ'da şehit edilmesi olayı da yine bu ayda vuku bulmuştur. Bilindiği gibi, sevgili peygamberimizin torunu Hz. Hüseyin, o dönemde cereyan eden siyasi kargaşa ve çatışmalar neticesinde, müessif bir şekilde öldürülmek suretiyle şehid edilmiştir. Bu üzücü olay, Hz.Peygamberi ve ailesini seven mü’minlerin gönüllerinde silinmez izler bırakmıştır.

Tarihte yaşanmış ve geri dönüşü olmayan böyle acı olayları tasvip etmek mümkün değildir. Ancak, bunları hatırlamak, ders almak içindir. Bu olay, bütün Müslümanları derinden sarsan ve kederlendiren acı bir tecrübedir. Bu ve benzeri olaylar karşısında, sağduyulu hareket ederek Allah ve Peygamber sevgisi etrafında kenetlenmeliyiz. Hz. Peygamberi, O'nun aile fertlerini ve ashabını sevmek hepimizin müşterek heyecanı olmalıdır. İyi bilelim ki, huzurlu bir toplum halinde yaşayabilmek, Yüce Dinimizin bize öğrettiği karşılıklı sevgi ve saygıya dayalı kardeşliği, birlik ve beraberliği korumakla mümkündür. Hepimizin inandığı Rab Allah’tır; Peygamberi, kitabı, kıblesi, vatanı ve bayrağı birdir. Bu birlik, birbirimize sevgi ve saygı bağları ile bağlanmamızı gerektirir. Kardeş olarak yaşamamız Rabbimizin ve Peygamberimizin bir emridir. Yüce Allah, "Müminler ancak kardeştirler"(Hucurat, 10), Peygamberimiz (a.s.) ise "Müslüman müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez"( Buhârî, Mezalim, 3b III, 98). "Sizden biriniz kendisi için sevip arzu ettiği şeyi mümin kardeşi için de sevip arzu etmedikçe (gerçek anlamda) iman etmiş olamaz" (Buhârî, Îmân, 7. I, 9) buyurmuştur. Allah ve Peygamberin bu emir ve tavsiyelerine uyarak birbirimizi sevelim, Rabbimizi, Peygamberimizi ve O'nun aile fertlerini ve ashabını da sevelim. Peygamberi, aile fertlerini ve ashabını sevmenin en büyük göstergesi, onların yolundan gitmek ve onlar gibi Kur'ân ve Sünnete uygun bir hayat yaşayabilmektir.

Muharrem Ayı’nın onuncu gününe “Aşure Günü” denir. Bu günü bir öncesi ve sonrası ile oruçlu geçirmek sünnettir. Hazreti Aişe validemizin bildirdiğine göre İslam öncesinde Peygamberimiz (a.s.) ve Mekke halkı "âşûrâ" günü oruç tutuyordu. Peygamberimiz (a.s.), Medîne'ye geldiklerinde de bu orucu tutmaya devam etti ve ashabının da tutmasını istedi (Buhârî, Savm, 69. II, 251).Ramazan orucu farz kılındıktan sonra da Peygamberimiz (a.s.) "âşûrâ orucunu" tutmuştur. Hz. Peygamber aşure orucunu da tavsiye etmiş, keza Recep, zilkade, zilhicce ve muharrem aylarında üç gün oruç tutulmasını öğütlemiştir. Bu üç günün muharrem ayındaki uygulaması aşureden önceki gün, aşure günü ve aşureden sonraki gün şeklindeydi.

Bu yazı toplam 1443 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.